.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 KAFİYESİZ KAFİLE
.

DİP-SİZ NOT : Bu hikayedeki kişiler tamamen hayal ürünüdür fakat hayal ile uzaktan yakından en ufak bir teması yoktur.

C. ‘ nin sesiyle kalkıyorum çalışma masamdan….

Y.S.’ in eski mikrofonlu çocuğu  henüz uyanmış, bir de üstüne beni rahatsız ediyor...

Horozun kıçını kaşıdığı bir vakit ,sabah saat 06.32 ‘ ye ilerliyor…

“ Can ne cami çeker , ne kilise…

Sen dursan da yürür bu kafile… “ diyor.

En sevdiğim şarkı sözlerini yolluyor bana…

“Niye kapalı telefonların küçük çocuk , günlerdir nerdesin” diyor.

“Çalışıyorum…” diyorum.

“Ne zaman bitecek ? ” diyor…

“ Galiba hiçbir zaman...Bunu yayımlayacak deli birini bulursam ,sen de bizi gömecekleri iki mezar bul,nasıl olsa bizi bu ülkede yakalayıp öldürürler… “ diyorum.

“Ben zaten günlerdir sana ulaşamadığım için ölmüşsündür diye düşündüm,gerçi hala ölmüş olabilirsin,biliyorsun artık cep telefonları her yerde çekiyor eminim Tanrı ahirete bir baz istasyonu kurmuştur “ diyor ve gülüyor…

“ Senin kadar iyi bir ses yok ; bence sen hep şarkı söyle ,espri yapan çok adam var bu ülkede. “ diyorum.

Dur dinle diyor ; “Festivaldeyim…Sabah donmuş bir biçimde uyandım. Bulduğum bir catering firmasının 1.75 liraya verdiği çorba ve sandviç ekmeği sayesinde çözüldüm ama çok şükür. 10 liraya 3 T-Shirt kampanyası bulduk! Artık üç tane T-Shirt'üm var: Birincisinin üzerinde "To: Women - From: God" yazıyor; ikincisinin üzerinde boyun kısmını bir iple çevreleyen,veya şöyle anlatayım, giyildiğinde boynuma bir ip geçirilmiş gibi gösteren bir resim var; üçüncüsünde de Garamond yazı tipiyle "You're just jealous that the voices talk to me", yani "Sen beni, benimle konuşan seslerden kıskanıyorsun" yazılı. Birincisi ve üçüncüsünü çok sevdim, ama ikincisini pek sevmedim; üç T-Shirt almak için aldım yani” diyor.

“ İngilizce tercüme için teşekkürler , bir an ne demek istediğini anlamayacağım diye çok korktum.Bu arada ikinci t-shirt tam bana göreymiş, hem de sen ikincisini sevmemişsin bana hediye et o zaman…Gerçi onun ben de t-shirt şeklinde olanı değil,gerçek olanı vardı dün sabah üzerimde…” diyorum…

“ Nasıl yani…Oğlum sen çamaşır ipine mandalla kıyafet asamazsın,bir de kalkıp boynuna taktığın iple kendini mi asacaksın.Bence sen hep yazmaya devam et ; yazdığını sanan çok adam var bu ülkede “ diyor,gülüyor ve devam ediyor ; “ Bu arada ne istiyorsun şu kiremitçinin oğlundan ,bak zaten geçen gece Arnavut kaldırımlı taş sokakta damdan düşmüş, kameralar yakalamış…” ( fena bir kahkaha atıyor.)

“ Darda kalan Yahudi , eski alacak defterlerini karıştırırmış...Rahat ol ,ben Müslümanım bu yüzden alacağım yok, vereceğim var.” diyorum  ve devam ediyorum ; “ Geçen gün yolda tesadüfen göz göze geldik senin şu bahsettiğin kişiyle ; ağzımı okusun diye kim daha büyük göreceksin dedim dudaklarımla…”  

“ oooo meydan okuma sezdim… “ diyor.

Hayır…Meydan yalnızca iyilere okunur… “ diyorum.

“ uvvvvvvvv onun yerinde olmak istemezdim “ diyor ve devam ediyor ; “ Üstat rahatsız ettim , bu söylediğinden belli ki ; ilhamının dorukta olduğu bir zamanda aramışım.Ben seni aramadan önce,sen çalışırken yazdığın son cümleyi söyler misin ? Telefonu o cümleden sonra kapatacağım…”

“ Özlüyorum… Bu kelimeden - Z - harfini çıkar , ne demek istediğimi anlayacaksın…”     

DIT…DITT…DITTT [ niye telefonlar güzel bir müzikle kapanmıyor da, bu aptal sesle son buluyor…]
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


.

.

.