|
Ben bu kokuyu biliyorum.
Deniz, bugünler için
sandıkta beklettiği inci kolyesini çıkartıp boynuna
takıyor.Köşedeki ağaç ,bahar vitrininde görüp o gün çok
beğendiği mini çiçekli o eteği giyiyor altına.Gökyüzü
,geçip buluttan ayna karşısına,bir elinde rüzgardan
taraça ; dudaklarına parlak bir yıldız sürüyor.Ve
mahallenin en güzel kızı güneş , gece buluşacağı
yakışıklı ay için süsleniyor.Zili çalan yaz için ;
kapıyı birazdan açacak Haziran…
Ben bu kokuyu biliyorum.
Çayından aceleyle bir
yudum daha alıp, son raya yetişmeye çalışırken kırmızı
tramvay ,bir kadın fularını düşürüyor az önce tünel
girişinde.Galata Kulesi nasıl bir zarafetle yere
eğiliyor düşen fuları almak için ; görmelisiniz !
Beyoğlu sokaklarında kırık
bir gitardan çıkan ;
“ oooo life is bigger
/ It’s bigger than you and you are not me “ melodisi
,
Cezayir merdivenlerinde
şarapsız bir risotto için yalvaran kedi,
Ağa Camii ’de biterken
“amin” denen ezan sesi ,
St. Antuan Kilisesi ‘nde
başlarken “ amen “ denen çan sesi ,
bir kitapçıdan , bir
kafeden , bir kahveden yükselen ezgiyle sızlayan
ciğerinizin köşesi ,
“Aman yallah“
la “Beyoğlu’na yolla“ nan kalabalığın boynuna
astığı kadifeden kesesi ,
sek bir şakayla
doldurulmuş son kadehini yudumlarken Orhan Veli ,
“ Dağ başındasın / Derdin günün hasretlik / Akşam olmuş
/ Güneş batmış / İçmeyip de ne halt edeceksin ? “
diye soruyor Cumhuriyet Meyhanesi…
Zili çalan yaz için ;
kapıyı açacak birazdan Haziran…
Ben bu kokuyu biliyorum.
Ben bu kokuyu biliyorum ;
Lakin tüm benzetmeler ,
dile uygun düşmeyen bir mahiyette anlatım dışı…
Lakin tüm görseller ,
gözden ırak bir bakışta sınır dışı…
Bir ışık bulutu içinde
afili saltolar çizerek ağzında yaz getiriyor yavrusuna
anne serçe…
Islak hüzünlerini bir yaz
ipiyle az önce güneşe asan kadın ; dolabından mutlu bir
ifade çıkartıp giyiyor yüzüne…
“ Çek ! “
diyor yeşil kağıdı bol patron , “ Çek oğlum bir deniz
kenarına!...” diyor şoförüne…
Bir erkek çocuk ;
Gülen yüzünü bağlıyor ; bu
güzel havalarda binmek için aylardır beklediği o
bisikletinin zincirlerine…
Bir erkek çocuk ;
Tek kuralı “ 5 devre ,
10 biter “ olan maçlar için ; top dövüyor minyatür
kalelerde …
Bir erkek çocuk ;
Eğilip toprağa , iki
parmak arasına sıkıştırdığı bilyesinin içinden tek
gözüyle bakıyor güneşe…
Zili çalan yaz için ;
birazdan kapıyı açacak Haziran…
Ben bu kokuyu biliyorum.
Babam özenli bir telaşta
rakı masasını kurdu balkona.Annemle bahçede henüz çiçek
açmış ayva ağacı hakkında konuşuyoruz.Artık bana küs
olan dostum KadaK ,Büyük Yokuş’un güs kokuları
altında selamlıyor akşam güneşini ; “Eve hiç girmek
istemiyorum “ diyor.Nezihi Baba’nın aklında Gencebay’dan
bir şarkı var yine…İşini eliyle değil canıyla yapan
ayakkabıcı Salih, cilaladığı umutlarını raflara
kaldırıyor ve kepengini bugünlük kapatıyor.Mahalle
bakkalı Mehmet Abi, akşam ekmeği için fırından gelecek
kamyonu ve daimi müşterisi kardeşim Tuncer’ i
bekliyor…Eski ozan fakat şimdilerde finans uzmanı olan
Salih Topal, mutlu bir çocuk olarak yalıdan yalıya
yüzüyor ve eline aldığı yüreğinin bam telini
arıyor.Mahalle esnafları ; Niyazi ve Etfal yıllardır
dargınlar onları bu yaz bile barıştıramıyor.Gülşan Anne
öldüğünden beri ise,ne o cumbalı ev gülüyor,ne de
bahçedeki hanımeli ağaçları kendi aralarında eskisi gibi
konuşuyor.Mahallem bu mevsimin koynuna işte böyle
giriyor ama ben yokum ve olmayacağım.Zili çalan yaz için
; birazdan kapıyı açacak Haziran…
Ben bu kokuyu biliyorum.
Yalnızca 22 yaz yaşadım ve 23 olsun istemiyorum.
Ve bir amca yol
ortasında durduruyor beni ;
“ Yakışıklı saat kaç ? “
diyor.
“ Yaza çeyrek var amca !..“
diyorum.
O bir zamanlar tanımadığım
amca olan Attila İlhan,
Kolumdaki saate inanmamış
olacak ki ;
okşarken yanağımı :
“ Sevmek için geç , Ölmek
için erken “
diyor…
|