.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 22 YAZ
.

Ben bu kokuyu biliyorum.

 

Deniz, bugünler için sandıkta beklettiği inci kolyesini çıkartıp boynuna takıyor.Köşedeki ağaç ,bahar vitrininde görüp o gün çok beğendiği mini çiçekli o eteği giyiyor altına.Gökyüzü ,geçip buluttan ayna karşısına,bir elinde rüzgardan taraça ; dudaklarına parlak bir yıldız sürüyor.Ve mahallenin en güzel kızı güneş , gece buluşacağı yakışıklı ay için süsleniyor.Zili çalan yaz için ; kapıyı birazdan açacak Haziran…

 

Ben bu kokuyu biliyorum.

 

Çayından aceleyle bir yudum daha alıp, son raya yetişmeye çalışırken kırmızı tramvay ,bir kadın fularını düşürüyor az önce tünel girişinde.Galata Kulesi nasıl bir zarafetle yere eğiliyor düşen fuları almak için ; görmelisiniz !

 

Beyoğlu sokaklarında kırık bir gitardan çıkan ;

 

 “ oooo life is bigger / It’s bigger than you and you are not me “ melodisi ,

 

Cezayir merdivenlerinde şarapsız bir risotto için yalvaran kedi,

 

Ağa Camii ’de biterken “amin” denen ezan sesi ,

 

St. Antuan Kilisesi ‘nde başlarken “ amen “ denen çan sesi ,

 

bir kitapçıdan , bir kafeden , bir kahveden yükselen ezgiyle sızlayan ciğerinizin köşesi ,

 

“Aman yallah“ la “Beyoğlu’na yolla“ nan kalabalığın boynuna astığı kadifeden kesesi ,

 

sek bir şakayla doldurulmuş son kadehini yudumlarken Orhan Veli ,

 

“ Dağ başındasın / Derdin günün hasretlik / Akşam olmuş / Güneş batmış / İçmeyip de ne halt edeceksin ? “ diye soruyor Cumhuriyet Meyhanesi…

 

Zili çalan yaz için ; kapıyı açacak birazdan Haziran…

 

Ben bu kokuyu biliyorum.

 

Ben bu kokuyu biliyorum ;

 

Lakin tüm benzetmeler , dile uygun düşmeyen bir mahiyette anlatım dışı…

 

Lakin tüm görseller , gözden ırak bir bakışta sınır dışı…

 

 

Bir ışık bulutu içinde afili saltolar çizerek ağzında yaz getiriyor yavrusuna anne serçe…

 

Islak hüzünlerini bir yaz ipiyle az önce güneşe asan kadın ; dolabından mutlu bir ifade çıkartıp giyiyor yüzüne…

 

 

“ Çek ! “ diyor yeşil kağıdı bol patron , “ Çek oğlum bir deniz kenarına!...” diyor şoförüne…

 

Bir erkek çocuk ; 

 

Gülen yüzünü bağlıyor ; bu güzel havalarda binmek için aylardır beklediği o bisikletinin zincirlerine…

 

Bir erkek çocuk ;

 

Tek kuralı “ 5 devre , 10 biter “ olan maçlar için ; top dövüyor minyatür kalelerde … 

 

Bir erkek çocuk ;

 

Eğilip toprağa , iki parmak arasına sıkıştırdığı bilyesinin içinden tek gözüyle bakıyor güneşe…

 

Zili çalan yaz için ; birazdan kapıyı açacak Haziran…

 

Ben bu kokuyu biliyorum.

 

Babam özenli bir telaşta rakı masasını kurdu balkona.Annemle bahçede henüz çiçek açmış ayva ağacı hakkında konuşuyoruz.Artık bana küs olan dostum KadaK ,Büyük Yokuş’un güs kokuları altında selamlıyor akşam güneşini ; “Eve hiç girmek istemiyorum “ diyor.Nezihi Baba’nın aklında Gencebay’dan bir şarkı var yine…İşini eliyle değil canıyla yapan ayakkabıcı Salih, cilaladığı umutlarını raflara kaldırıyor ve kepengini bugünlük kapatıyor.Mahalle bakkalı Mehmet Abi, akşam ekmeği için fırından gelecek kamyonu ve daimi müşterisi kardeşim Tuncer’ i bekliyor…Eski ozan fakat şimdilerde finans uzmanı olan Salih Topal, mutlu bir çocuk olarak yalıdan yalıya yüzüyor ve eline aldığı yüreğinin bam telini arıyor.Mahalle esnafları ; Niyazi ve Etfal yıllardır dargınlar onları bu yaz bile barıştıramıyor.Gülşan Anne öldüğünden beri ise,ne o cumbalı ev gülüyor,ne de bahçedeki hanımeli ağaçları kendi aralarında eskisi gibi konuşuyor.Mahallem bu mevsimin koynuna işte böyle giriyor ama ben yokum ve olmayacağım.Zili çalan yaz için ; birazdan kapıyı açacak Haziran…

 

Ben bu kokuyu biliyorum.

 

Yalnızca 22 yaz yaşadım ve 23 olsun istemiyorum.

 

  Ve bir amca yol ortasında durduruyor beni ;

 

“ Yakışıklı saat kaç ? “ diyor.

 

“ Yaza çeyrek var amca !..“ diyorum.

 

O bir zamanlar tanımadığım amca olan Attila İlhan,

Kolumdaki saate inanmamış olacak ki ;

okşarken yanağımı :

 

“  Sevmek için geç , Ölmek için erken “  diyor…
.

.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


.

.

.