|
O uzun entariyle masaya
zorla yatırılana kadar ; bacaklarımın arasında sallanan
o garip uzantının,bir gün başıma böyle büyük bir dert
açacağından habersizdim.Mütevazı bir sünnet töreni.Henüz
6 yaşındayım.
Babam bana hediye olarak ;
oyuncak,uzaktan kumandalı kırmızı bir Ferrari almış.Ben
ağlamaya başladıktan sonra veriyor hediyeyi…Kırmızı
ferrariyi gördükten sonra “ Sanırım sünnet iyi bir
şey “ diyorum.Bacaklarımın arasındaki uzantıya ne
yaptıkları konusunda hala bir bilgim yoktu ama uzun
entarim, henüz işlem görmüş malum yerime değmesin diye
bir elimle entariyi tutmam söylendi.Bir elim o malum
yerde,diğer elimde arabam,kırmızı ferrarimle test sürüşü
yapmak için soluğu sokakta alıyorum.
Çocukluğumun o dönemi
Kasımpaşa’daki fakir bir mahalleye rastlar.Daha sonra
bir başka yazımda bu mahalleden uzun uzun
bahsedeceğim.Bu fakir mahallede, göze batan varlıklı bir
ailenin ilk erkek veliahdı olarak büyüdüğüm için kolay
bir çocukluk değildi benimkisi.Neyse buna da daha sonra
değineceğim.Bir elimde kırmızı ferrarim,bir elim o malum
yerde (şu malum yere pipim diyeyim de, siz de kurtulun
okurken,ben de kurtulayım yazarken) sokakta tur atıyorum
arabamla.Mahallenin tüm çocukları başıma toplanıyor ve
araba nereye giderse onlar da peşinden koşuyor.
”Araba kendi kendine nasıl gidiyor ; bir sağa,bir
sola,bir ileri,bir geri nasıl hareket ediyor “ diye
birbirlerine soruyorlar.
İşin çekirdeği şu ki ;
“ o ana kadar, o mahalledeki hiçbir çocuk, uzaktan
kumandalı araba görmemişti ve arabanın nasıl bu şekilde
dokunmadan gittiğine anlam verememişlerdi. “
Derken bu koşuşturmaca
içerisinde, etrafımdaki çocuklardan bir tanesi arabamın
üstüne basıyor ve sevgili ferrarim ilk kazasını
yapıyor.Kaldırıma oturup ağlamaya başlıyorum ve bir
yandan da ; bir elimle gözlerimi silerken,diğer elimle
entarimi tutmaya devam ediyorum.Çünkü tutmam
söylenmişti. ”Sünnet sanırım kötü bir şey “ diyorum.
Kaza
mahalline gelen ilk yardım ekibinin en başında babam
vardı.Can havliyle kucakladı beni ve eve götürdü.Kaza
mahallindeki annem ise arabamı olay yerinden eve getiren
çekiciydi.Şimdi az önce sünnet olduğum masanın
üzerinde,hurdaya dönmüş Ferrari yatıyordu.” Acaba onu
da mı sünnet edeceklerdi ? Sünnet neydi ? Bu şey ; bir
iyi oluyordu , bir kötü …”
Ve ertesi gün…Babam beni
elimden tuttuğu gibi ; oyuncaktan bir oto galerisine
götürüyor.Ve bir gün önce hurdaya dönen ferrarimin
aynısından bir tane daha satın alıyor.
Artık son kez ; “
Sünnet iyi bir şey …” diyorum.
Şimdi bu yazıyı okurken
acaba arabama basan o çocuk,benim arabama kıskandığı
için bile bile mi bastı yoksa o olay tamamıyla bir kaza
mıydı diye soruyor olabilirsiniz.Eğer soruyorsanız
gerçek bir yetişkinsiniz ve entarisini ısrarla tutan o
çocuğu asla anlayamazsınız.Ama ben ısrarla yazarken
kaza dedim.Çünkü bir çocuk için bundan daha fazlası
düşünülemezdi.
Çocuk psikolojisinde bir olayın,bir nesnenin iyi veya
kötü olarak adlandırılması,o olayın ya da o nesnenin
tamamıyla geldiği son noktayla ; yani sonuçla
bağlantılıdır.Çocuk için neden-sonuç bağıntısından
ziyade ; yalnızca sonuç kıstastır.Yaptığı her
neyse,kendisine sunulan her neyse ; sonunda üzülmüşse
kötü,sevinmişse iyi bir şeydir bu.Bu yüzden sünnet
bir iyi olmuştu,bir kötü…
Büyümek ; bir erkek için
boy uzaması,ses kalınlaşması,cinsel organdaki meni
sevinci değildir.Büyümek bir kadın için adet
dönemiyle,makyaj malzemeleriyle,fön makineleriyle ve
yüksek topuklarla tanışması hiç değildir.Bir çocuğu bir
yetişkinden ayıran ve biz senden büyüğüz lafını gururla
söyleten ; yıllar değil ; ön yargılardır. (ön
yargıların da nedeni yıllar diyeceksiniz çünkü
yetişkinsiniz.)
Çocuk aklında yalnızca bir
sonuç varken ,yetişkin için hep bir
neden-sonuç vardır.
Bir çocuk yalnızca sonuca
ağlar,bir yetişkin ise hem sonuca ağlar,hem de neden
diye sorar.
Çocuk hiçbir şeyi
sorgulamadığı için çocuk,yetişkin her şeyi sorguladığı
için yetişkindir.
Ve insanların ağzında
durmadan gevelediği “keşke hep çocuk kalsaydık“
lafı sırf bu yüzdendir.Çünkü dünyayı düşünmek ;
yaşamaktan daha zor.
“İçimizdeki çocuk ”
geyiğinden nefret ederim.Bunu durmadan dile
getirenlerden de nefret ederim.Ve hayatta ; “nefret
ederim“ den daha dürüst bir kelime yoktur.
Ön yargılarla hayatını
idame ettirmeye çalışan tüm yetişkinler ; sakın bana
karşınıza geçtiğimde “içimdeki çocuk” demeyin.Bu
kirlenmiş bir ruhun ,kendini temizleme çabasından
başka hiçbir şey değildir ve ruhunuzdaki ön yargılardan
oluşan çıkması zor bu lekeyi temizleyecek bir
deterjan henüz keşfedilmemiştir.
Ve bir yetişkinin en
meşhur laf kalabalığı ; tecrübe…Çocuk için hata ;
büyüklerin deyimiyle yaramazlıktan ibarettir,daha iyi
bir mealle ; çocukların yaptığı hatalara “ yaramazlık
“ derler.Yetişkinler ise hatalarına bir kılıf
bulmuş ve bunlara bir isim vererek ; “tecrübe”
demiştir hepsi bu.Çocukca yapılan bir
yaramazlıktan,bir yetişkin olarak hiçbir zaman kendi
adınıza bir tecrübe çıkartamazsınız.Bu yüzden hata
değildir ; onların yaptığı hiçbir yaramazlık…
O çocukluk günlerine
dönmek isteyen yetişkinlerin, bir hafıza dolusu
anımsamalarına gülüyorum en çok da.Ve sırf o çocukluk
günlerini hatırlamak uğruna,o günler de yaptıklarını
tekrar etme çabasına giren insanlar gördüm.Evet o çocuk
gibi oyunlar oynayabilirsiniz,o çocuklar gibi
gülebilirsiniz ama onların yaptıklarını yapmakla ; onlar
gibi düşünemez ve hissedemezsiniz.İşte mesele bu.
Koyulaştırdığım yerlere
dikkat edin ve büyük bir pişmanlıkla ne diyor bakın o
ünlü yetişkin Jorge Luis Borges “ anlar “
isimli dizelerinde ;
“ eğer yeniden
başlayabilseydim yaşama,
İkincisinde daha çok
hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz,sırt üstü yatardım.
Neşeli olurdum,ilkinde
olmadığı kadar.
Çok az şeyi ciddiyetle
yapardım.
Temizlik
sorun olmazdı aslında,
daha çok riske girerdim,
daha fazla seyahat
ederdim,
daha çok güneş doğuşunu
izlerdim,
daha çok dağa
tırmanır,daha çok nehirde yüzerdim.
görmediğim bir çok yere
giderdim
dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
gerçek sorunlarım olurdu
hayali olanların yerine.
yaşamın her anını gerçek
ve verimli kılan insanlardandım ben.
yeniden başlayabilseydim
eğer ,
yalnız mutlu anlarım
olurdu.
Farkında mısınız bilmem,
yaşam budur zaten ;
anlar,sadece anlar,sizde
anı yaşayın
hiçbir yere yanında
termometre,su,
şemsiye ve paraşüt almadan
gitmeyen insanlardandım ben.
yeniden başlayabilseydim
ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
ve sonbahar bitene kadar
yürürdüm çıplak ayaklarla.
bilinmeyen yollar
keşfeder,güzelin tadına varır,
ÇOCUKLARLA OYNARDIM,bir şansım olsaydı, eğer.
Ama işte 85’indeyim ve
biliyorum…
Ölüyorum…”
Dünya Ferrarisini satan
bir bilgeyi konuşacak ama Ferrarisini alan bir çocuğu
asla anlamayacak.
Çünkü pişmanlıklar sonucu
keşfedilenler ; masumca öğrenilenlerden daha ilgi
çekici.
O yüzden hem Borges, hem
de sizin için ;
Öldüğümüzde görüşürüz.
Şimdilik HOŞ-bir
ÇAKAL olarak kalın.
Gerçek bir yetişkine de bu
yakışır değil mi ?
HEP VE DAİMİ APT.A.LLIĞIMLA…
|