.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 FERRASİNİ ALAN ÇOCUK
.

O uzun entariyle masaya zorla yatırılana kadar ; bacaklarımın arasında sallanan o garip uzantının,bir gün başıma böyle büyük bir dert açacağından habersizdim.Mütevazı bir sünnet töreni.Henüz 6 yaşındayım.

 

Babam bana hediye olarak ; oyuncak,uzaktan kumandalı kırmızı bir Ferrari almış.Ben ağlamaya başladıktan sonra veriyor hediyeyi…Kırmızı ferrariyi gördükten sonra “ Sanırım sünnet  iyi bir şey “ diyorum.Bacaklarımın arasındaki uzantıya ne yaptıkları konusunda hala bir bilgim yoktu ama uzun entarim, henüz işlem görmüş malum yerime değmesin diye bir elimle entariyi tutmam söylendi.Bir elim o malum yerde,diğer elimde arabam,kırmızı ferrarimle test sürüşü yapmak için soluğu sokakta alıyorum.

 

Çocukluğumun o dönemi Kasımpaşa’daki fakir bir mahalleye rastlar.Daha sonra bir başka yazımda bu mahalleden uzun uzun bahsedeceğim.Bu fakir mahallede, göze batan varlıklı bir ailenin ilk erkek veliahdı olarak büyüdüğüm için kolay bir çocukluk değildi benimkisi.Neyse buna da daha sonra değineceğim.Bir elimde kırmızı ferrarim,bir elim o malum yerde (şu malum yere pipim diyeyim de, siz de kurtulun okurken,ben de kurtulayım yazarken) sokakta tur atıyorum arabamla.Mahallenin tüm çocukları başıma toplanıyor ve araba nereye giderse onlar da peşinden koşuyor. ”Araba kendi kendine nasıl gidiyor ; bir sağa,bir sola,bir ileri,bir geri nasıl hareket ediyor “ diye birbirlerine soruyorlar.

 

İşin çekirdeği şu ki ; “ o ana kadar, o mahalledeki hiçbir çocuk, uzaktan kumandalı araba görmemişti ve arabanın nasıl bu şekilde dokunmadan gittiğine anlam verememişlerdi. “

 

Derken bu koşuşturmaca içerisinde, etrafımdaki çocuklardan bir tanesi arabamın üstüne basıyor ve sevgili ferrarim ilk kazasını yapıyor.Kaldırıma oturup ağlamaya başlıyorum ve bir yandan da ; bir elimle gözlerimi silerken,diğer elimle entarimi tutmaya devam ediyorum.Çünkü tutmam söylenmişti. ”Sünnet sanırım kötü bir şey “ diyorum.

 

Kaza mahalline gelen ilk yardım ekibinin en başında babam vardı.Can havliyle kucakladı beni ve eve götürdü.Kaza mahallindeki annem ise arabamı olay yerinden eve getiren çekiciydi.Şimdi az önce sünnet olduğum masanın üzerinde,hurdaya dönmüş Ferrari yatıyordu.” Acaba onu da mı sünnet edeceklerdi ? Sünnet neydi ? Bu şey ; bir iyi oluyordu , bir kötü …”

 

Ve ertesi gün…Babam beni elimden tuttuğu gibi ; oyuncaktan bir oto galerisine götürüyor.Ve bir gün önce hurdaya dönen ferrarimin aynısından bir tane daha satın alıyor.

Artık son kez  ; “ Sünnet iyi bir şey …”  diyorum. 

 

Şimdi bu yazıyı okurken acaba arabama basan o çocuk,benim arabama kıskandığı için bile bile mi bastı yoksa o olay tamamıyla bir kaza mıydı diye soruyor olabilirsiniz.Eğer soruyorsanız gerçek bir yetişkinsiniz ve entarisini ısrarla tutan o çocuğu asla anlayamazsınız.Ama ben ısrarla yazarken kaza dedim.Çünkü bir çocuk için bundan daha fazlası düşünülemezdi.

 

Çocuk psikolojisinde bir olayın,bir nesnenin iyi veya kötü olarak adlandırılması,o olayın ya da o nesnenin tamamıyla geldiği son noktayla ; yani sonuçla bağlantılıdır.Çocuk için neden-sonuç bağıntısından ziyade ; yalnızca sonuç kıstastır.Yaptığı her neyse,kendisine sunulan her neyse ; sonunda üzülmüşse kötü,sevinmişse iyi bir şeydir bu.Bu yüzden sünnet bir iyi olmuştu,bir kötü…

 

Büyümek ; bir erkek için boy uzaması,ses kalınlaşması,cinsel organdaki meni sevinci değildir.Büyümek bir kadın için adet dönemiyle,makyaj malzemeleriyle,fön makineleriyle ve yüksek topuklarla tanışması hiç değildir.Bir çocuğu bir yetişkinden ayıran ve biz senden büyüğüz lafını gururla söyleten ; yıllar değil ; ön yargılardır.  (ön yargıların da nedeni yıllar diyeceksiniz çünkü yetişkinsiniz.)

 

Çocuk aklında yalnızca bir sonuç varken ,yetişkin için hep bir neden-sonuç vardır.

 

Bir çocuk yalnızca sonuca ağlar,bir yetişkin ise hem sonuca ağlar,hem de neden diye sorar.

 

Çocuk hiçbir şeyi sorgulamadığı için çocuk,yetişkin her şeyi sorguladığı için yetişkindir.

 

Ve insanların ağzında durmadan gevelediği “keşke hep çocuk kalsaydık“ lafı sırf bu yüzdendir.Çünkü dünyayı düşünmek ; yaşamaktan daha zor.

 

“İçimizdeki çocuk ” geyiğinden nefret ederim.Bunu durmadan dile getirenlerden de nefret ederim.Ve hayatta ; “nefret ederim“ den daha dürüst bir kelime yoktur.

 

Ön yargılarla hayatını idame ettirmeye çalışan tüm yetişkinler ; sakın bana karşınıza geçtiğimde “içimdeki çocuk” demeyin.Bu kirlenmiş bir ruhun ,kendini temizleme çabasından başka hiçbir şey değildir ve ruhunuzdaki ön yargılardan oluşan çıkması zor bu lekeyi temizleyecek bir deterjan henüz keşfedilmemiştir.

 

Ve bir yetişkinin en meşhur laf kalabalığı ; tecrübe…Çocuk için hata ; büyüklerin deyimiyle yaramazlıktan ibarettir,daha iyi bir mealle ; çocukların yaptığı hatalara “ yaramazlık “ derler.Yetişkinler ise hatalarına bir kılıf bulmuş ve bunlara bir isim vererek ; “tecrübe” demiştir hepsi bu.Çocukca yapılan bir yaramazlıktan,bir yetişkin olarak hiçbir zaman kendi adınıza bir tecrübe çıkartamazsınız.Bu yüzden hata değildir ; onların yaptığı hiçbir yaramazlık…

 

O çocukluk günlerine dönmek isteyen yetişkinlerin, bir hafıza dolusu anımsamalarına gülüyorum en çok da.Ve sırf o çocukluk günlerini hatırlamak uğruna,o günler de yaptıklarını tekrar etme çabasına giren insanlar gördüm.Evet o çocuk gibi oyunlar oynayabilirsiniz,o çocuklar gibi gülebilirsiniz ama onların yaptıklarını yapmakla ; onlar gibi düşünemez ve hissedemezsiniz.İşte mesele bu.

 

Koyulaştırdığım yerlere dikkat edin ve büyük bir pişmanlıkla ne diyor  bakın o ünlü yetişkin Jorge Luis Borges “ anlar “ isimli dizelerinde ;

 

“ eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,

İkincisinde daha çok hata yapardım.

Kusursuz olmaya çalışmaz,sırt üstü yatardım.

Neşeli olurdum,ilkinde olmadığı kadar.

Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.

Temizlik sorun olmazdı aslında,

daha çok riske girerdim,

daha fazla seyahat ederdim,

daha çok güneş doğuşunu izlerdim,

daha çok dağa tırmanır,daha çok nehirde yüzerdim.

görmediğim bir çok yere giderdim

dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.

gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.

yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.

yeniden başlayabilseydim eğer ,

yalnız mutlu anlarım olurdu.

 

Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten ;

anlar,sadece anlar,sizde anı yaşayın

hiçbir yere yanında  termometre,su,

şemsiye ve paraşüt almadan gitmeyen insanlardandım ben.

yeniden başlayabilseydim ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.

ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.

bilinmeyen yollar keşfeder,güzelin tadına varır,

ÇOCUKLARLA OYNARDIM,bir şansım olsaydı, eğer.

Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…

 

Ölüyorum…”

 

Dünya Ferrarisini satan bir bilgeyi konuşacak ama Ferrarisini alan bir çocuğu asla anlamayacak.

Çünkü pişmanlıklar sonucu keşfedilenler ; masumca öğrenilenlerden daha ilgi çekici.

O yüzden hem Borges, hem de sizin için ;

Öldüğümüzde görüşürüz.

Şimdilik HOŞ-bir ÇAKAL olarak kalın.

Gerçek bir yetişkine de bu yakışır değil mi ?

 

HEP VE DAİMİ APT.A.LLIĞIMLA
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


.

.

.