.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 SUSANKAMUN 2
.

Fonda “De La Main Gauche” çalıyor. Stephanie Bédard söylüyor.Kül tablamla,ne kadar daha izmarit alabiliriz planı yapıyorlar ; dolayısıyla beni düşünen yok.Duvarımdaki notlar arasında ; birkaç Krzysztof Kieslowski filmine ve James Joyce’un karısına yazdığı mektuplara dair hatırlatmalar var.Bunları incelemem,bütünüyle entelektüel bir saçmalık gibi geliyor şu anda bana.Planlardan nefret eden ben,utanmadan bunları not etmişim.Galiba hayatı planlayarak yaşayabileceğine inanan zavallılara özenmişim.Olabilir.Bazen zavallı olmak,hepimiz için iyi bir şeydir.

 

Evet bir itirafla başlamam gerekirse ; her Cumartesi öğleden sonraları,neden bir yaratıcılık peşine düştüğümü bilmiyorum.Üstat yaratıcı Tanrı’nın da cumartesi günü fazla mesai yaptığı ilk aklıma gelen şey.İkinci düşünce olarak ; herkesin, yarın bir tatil günü olmasından dolayı bu gece için plan yapma girişimleri aklıma geliyor ve sanki onlara;”oturun oturduğunuz yerde,dışarıda görülebilecek yeni bir şey yok” demek için yazıya oturuyorum.Sonra biraz daha düşünüyorum.Neden, bu ikisi de değil.Kül tablam ve çalan şarkının iş birliği yüzünden kendimi bir kenara atılmış gibi hissettim,o yüzden öncelikle sizinle anlaşalım ; böyle durumlarda yazdığım yazılar hiçbir yere gitmez.Bu durumu daha önce de söyledim.Gerçi yazdığım hiçbir yazı artık bir yere gitmiyor.Hiç hoş değil,hem de hiç.Bugün bunu bir kez daha göreceğiz.

 

Sürekli düşünülenler, hafızanın yavaş yavaş kendini toparlama işlemi dahilinde,unutulması için beynin başka bir kıvrımına doğru atılırken ; beyin,aklınızı kaybetmemeniz için masa üstünüzdeki gereksiz her şeyi çöp kutusuna atmaya çalışırken ; aslında unuttuklarımızın ya da unuttuğumuzu sandıklarımızın bize her şeyden daha çok zarar verdiğini sessizce anlamaya başlama sürecidir bu…Çünkü geri dönüşüm kutusundaki her şey için ; geri yükleye çoktan tıklanmıştır.Üzülmeyin ; ruhun parmaklarının,beynin mouse’una müdahale etmesi kalıcı bir alışkanlıktır.

(bknz : duygu) (bknz : mantık)

 

Bazı kadınların öyle bir dili vardır ki ; geçmişi pek ihtilalli ve çok milletli en karmaşık erkek coğrafyalarında bile konuşulan tek lisan olmayı başarabiliyor.İşin en garip tarafı ; ülkeler parçalansa,toprakları başkaları tarafından paylaşılsa dahi bu lisan hep konuşulmaya devam eder.Bu dilin en tehlikeli kelimesi ise ; kesinlikle “sonsuzluk” tur…

 

Yıllardır farklı bir dili konuştuğunuzu sanır insanlar...

Siz de öyle sanırsınız…

Oysa kullandığınız her kelime,

size kendini ezberletmiş bir kadın ya da bir erkeğin dilinin izlerini taşır…

Ki bu izler de ; çoğu zaman bir yara yansımasıdır.Yani sizin bir parçanızdır.

Ve insanın kendi anakarasını keşfetmesi böyle başlar.

Melankoli değildir bu…Takıntı hiç değildir…Bir adamın,bir kadını ya da bir kadının, bir adamı hayatının en önemli meselesi haline getirmesi de değildir…Bu düşünce ; yalnızca diğer insanlara göre daha fazla unuttuklarını hatırlama isteği duyan kişilerde ortaya çıkar.Bu,kendisiyle yüzleşme fırsatını hiçbir vakitte kaçırmayan güçlü erkeklere ve cesur kadınlara mahsus bir durumdur.Onların parmakları,mouse’u daha sık tıklar.Sanırım herkesin farklı bir parmak izine sahip oluşu bu yüzden.

 

Bu durumun getirisi ; kendi ayakkabı numarasının farkında olan insanların,başkaları tarafından takip edilecek derin ayak izleri bırakması olabilir.Kimi zaman kendi acizliğiniz,bir başkasının acizliğini kendi başına yenebilmesi için bir yol da gösterebilir.Sizin yenilgilerinizden ders çıkaran başkaları, kendi zafer planlarını oluşturabileceğini düşünerek daha kolay harekete geçer.Ama başkasının ipiyle inilemeyeceği en derin kuyu ; aşktır.Siz yaralandınız,size göre bir kobaydınız,onlara göre ise bir öncü.Yani bir fare lider ; tek başına aşkın ülkesinde iktidar.Siyaset, böyle bir yerde ne kadar işe yarar ?  

(Bu arada Mouse neydi ? Fare evet bildin.Bizim fare liderle bir alakası olabilir mi ?Bilmem.Yazı derinleşiyor farkında mısın.Dur, herkes anlasın basit anlatacağım.)

 

 

Ve kutsal sorgulamalar başlıyor ; bir fare liderin stratejilerinden oluşan beş para etmez bir komplo planı lakin yol göstericilik açısından hiçbir işe yaramayan bir hatıra koleksiyonu…

Kahramanımız sevdiği kişinin bir başkasına teslimiyetini hayranlıkla izler.

İlk soruyla başlıyoruz ;

“Nasıl oluyor da senin yıllardan beri uğraşıp da yapamadığını bir başkası yapıyor ?“

Sevdiğin adam ya da kadın her neyse,dediğim gibi ; artık o, bir başkasına ait.Büyük bir tören var gibi duruyor,onlar daha önce kimsenin ayak basmadığı görkemli mermer basamaklardan aşağıya doğru iniyorlar,üstelik el ele.Herkes onlar için toplanmış gibi geliyor sana,alkış,kıyamet,yer yerinden oynuyor.Mutlular.Sen de bir kıyıdan onları izliyorsun,sana oturabileceğin bir sandalye bile düşmüyor.Büyük bir anlamsızlık hakim içinde,dünya “merhaba” diyor sen görmüyorsun.Bu kadar kalabalığın niye toplandığını dahi anlamıyorsun.Bu düğün falan değil farkındasın.Sanırım bir kabus diyorsun.Çünkü ne kadar bağırsan da kimse seni duymuyor.Dünya onların mutluluğu için inşa edilmiş bir yer gibi duruyor,sen ise kirayı bile ödeyemiyorsun.Sırf topu olduğu için mahalle takımında yapılan maçlara alınan çocuklar kadar bile değerli değilsin,üstelik topun da var,bisikletin de,misketlerin de...Hatta baban senin için,çok çıtalı rengarenk bir uçurtma bile yapmıştır.Yine de ben bu kadar kötü mü oynuyorum diye düşünmeye başlıyorsun.

 

Kahramanımız şimdilik erkek.

Ama bu durumun benim erkek olmamla bir alakası yok emin olun.

Tekrar kutsal planlar devreye giriyor.

Ne yapmam gerek ?

Daha iyi kıyafetler mi ?

Daha güzel bir konuşma biçimi mi ?

Saçlarını arkaya taramak yerine,yana yatıran uslu bir erkek çocuğu olmak mı ? Güzel bir parfüm alarak işe başlamak,evet bu kadınları çeken bir öncelik olabilir…Ya da kendini bir kenara bırak beş dakikalığına.Ona hediye al ; güzel kıyafetler,değerli mücevherler al…Ama dur dur…Önce altındaki arabayı yenilemen gerek.Evet,önceliği parayla yapılabilecek her şeye ver…Yine olmuyor değil mi ? Farkındayım bir türlü sevmiyor.

Bir kadınsan , çıkıp sevdiğin erkeğin birlikte olduğu kadına ya da bir erkeksen;çıkıp sevdiğin kadının birlikte olduğu erkeğe şunu söylemek istiyorsun ;

“Ben yıllarca yapamadım,sen nasıl oluyor da başardın?”

O, seni anlamadığı için cevap vermez.

Çünkü sen,yukarda bahsettiğim ; sana ezberletilen dili konuşuyorsun.

Sen bu sefer tekrar soruyorsun ;”Beni sevmesi için ne yapmam gerek diye ?

Kalabalığın içinden biri çıkıp sana cevap veriyor ;

Seni sevmesi için hiçbir şey yapmaman gerek.”

Bu cevabı aldıktan sonra ; artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Ezber bozulduğuna göre ; sıra kopya çekme olan ikinci aşamadadır.

Ama unutmadan ; ezberlediklerinle ilgili bir cümle dahi hatırlarsan ; canın yanar !

 

Seni sevmesi için aslında hiçbir şey yapmaman gerektiğini,bunun tamamıyla kendiliğinden gelişebilecek bir süreç olduğunu,senin ona gösterebileceklerinin değil; onun sende görebileceklerinin bu mevzuyu yarattığını anladın.Yani sen ne kadar mükemmel birisi olursan ol ; “ eğer birisi seni sevmiyorsa ; sevmiyordur ve bu durumu düzeltmek için senin yapabileceğin hiçbir şey yoktur.”Bunu da bir yere yazdın.Evet,bu aşama tamamdır.Dediğim gibi şimdi sırada ikinci aşama var ; ilk aşamadan kopya çekeceksin.Karşına bu sefer seni seven birileri çıkıyor.Sen de onlara ;  

“Ya bende sevecek ne buluyorsun?” diye sormaya başlıyorsun.

“Çünkü ben bir zamanlar birilerine,beni sevmesi için hiçbir şey gösteremedim,sen beni niçin seviyorsun?Söylesene! “ diyorsun.O da senin bir deli olduğunu düşünmeye başlıyor.Birilerinin sana deli gözüyle bakması daha önce de başına geldiği için bu durumu yadırgamıyorsun.Artık yeterince bilgin ve birikimin var sevgili fare lider.İnsanlara aşk konusunda yol gösterebileceğini sanıyorsun.Çünkü aşkı en iyi bilenlerin;aşkı beceremeyenler olduğunu biliyorsun.

 

 

5 yaşında kaybettiğin misketlerin,45 yaşında kaybettiğin bir ihaleden daha çok canını sıkamaz. Sen genç bir anne olma hevesi içindeyken karnında taşıdığın bebeği düşürmen,inan bana küçük bir kız olarak kaybettiğin oyuncak bir bebek kadar seni ağlatamaz.Evet bir misket ve bir oyuncak bebek belki diğer kaybedilenlere göre kolay telafi edilebilir.Ama canının ilk kez yandığı gerçeğini değiştiremez.Ve bu acı;hiçbir şeye benzemez.

 

Şimdi sen bu örnekten şunu da anlayabilirsin ; “bir kez terk edildikten sonra ikinci kez veya çok kez terk edilmen; seni, ilk acının yanında gülümsetebilir bile.Anlayışlara her zaman saygım olmuştur.

 

 

 

TEHLİKE ANINDA BU NOTU HIZLICA OKUYUNUZ : Benim daha önce yazdığım “susankamun” yazısı;kaybetme ihtimalim olan bir aşka karşı benim bakış açımı yansıtıyordu.Bu yazı da ; kaybedilmiş bir aşka karşı oluşan genel bir bakış açısını anlatıyor.Benim bu yazıya ihtiyacım yok.Yukarıda yazdıklarım benim hiçbir işime yaramaz ama belki canı yanan birilerine  iyi gelebilir.Bugün fazla mı iyimserim bilmiyorum.Evet bu yazı hiçbir yere gitmez demiştim.Gitti mi ? Size göre bilmem.Ama ben,yazdığım hiçbir yazı bir yere gitmiyor dedim değil mi ? Bu yalandı.Yalanı açıklarsam ; aslında yazdığım tüm yazıların sırrını da öğrenmiş olacaksınız.Önemli değil,bu işi şimdi yapalım ;

Birinci paragrafta kendim için cumartesi gününe dair yazdığım notlardan oluşan bir plan vardı ! İkinci paragrafta da Pazar günü çalışmayan insanların cumartesi gecesine dair yaptığı planlar vardı ! Güzel iyi gidiyoruz…Üçüncü paragrafta konu tamamıyla bir tümdengelimi işleyerek ; mantığın,duyguya karşı yaptığı hain plana rağmen,ruhun haklı galibiyetini anlatıyor…Dördüncü ve beşinci paragrafta ruhun haklı galibiyetini şampanyayla kutluyoruz,şimdi onun insan için yaptığı planı inceliyoruz.Bu paragrafta insan, elde ettiği çıkarımla ,diğer insanlara faydası olabileceğini sanıyor ki hemen hemen her konuda bunu başarabiliyor.Fakat altıncı paragrafta aşk gelip,ruhun yaptığı planı bize ispiyonluyor .İnsan kutlamayı bırakıp,ruhun planının da hiçbir şey ifade etmediğini anlıyor.Yedi,sekiz ve dokuzuncu paragraflarda ise doğru söylediğine inandığı aşkın da, ruhun yaptığı gibi bir planın parçası olduğunu anlıyor.Ve yazının sonuna kadar aşkın ve ruhun kendisine kurduğu bu komplodan kurtulmanın planını yapıyor ve en sonunda fark ettiği bir şey var ki ; tüm bunlar insanın canını fena halde acıtıyor.Dolayısıyla attığım bumerang ; ilk paragrafın sonuna geri döner ; “ Hayatın planlanarak yaşanabileceğini sanan zavallıların,daha fazla acı çekeceklerini gösterir.Zavallı olmak bazen iyidir ; çünkü acının en aptalımıza bile bir şeyler öğretebileceği kesindir.”

 

Bu kurguyu anlayan var mı ? Yok mu ! Ben de anlamadım zaten sorun değil.Üstü kapalı yazıyorsun diyenler var.Tamam bir dahaki sefere İclal Aydın gibi ; “ayyyyyy daraldım diye” gireceğim yazıya…

Mesele çok basit bak ; karanlığı görmek için ışığı açmak gerekir değil mi ?

Öyleyse ben fişi takıyorum,sen de bir zahmet on’a bas,off’un yanında.

Bütün bunları nasıl mı planladım ?

Yazının teması plandı değil mi ?

Korkma dur korkma,

sakin ol sandığın kadar zeki değilim…

kurguyu açıklamasaydım ; belki sana göre saçmalıktı yazdıklarım değil mi ?

ama açıkladıktan sonra dahi olduğumu falan mı düşünüyorsun ?

Yok yok öle bişi,bunu unut.

Tamam, bu işi ben yapmadım.

Şimdi rahatladın mı ?

Farkındayım notu okudun ama tehlike geçmedi,

yaşarken olmaz zaten bu iş.
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


.

.

.