|
Fonda “De La Main Gauche”
çalıyor. Stephanie Bédard söylüyor.Kül tablamla,ne kadar
daha izmarit alabiliriz planı yapıyorlar ; dolayısıyla
beni düşünen yok.Duvarımdaki notlar arasında ; birkaç
Krzysztof Kieslowski filmine ve James Joyce’un karısına
yazdığı mektuplara dair hatırlatmalar var.Bunları
incelemem,bütünüyle entelektüel bir saçmalık gibi
geliyor şu anda bana.Planlardan nefret
eden ben,utanmadan bunları not etmişim.Galiba hayatı
planlayarak yaşayabileceğine inanan zavallılara
özenmişim.Olabilir.Bazen zavallı olmak,hepimiz için iyi
bir şeydir.
Evet bir itirafla başlamam
gerekirse ; her Cumartesi öğleden sonraları,neden bir
yaratıcılık peşine düştüğümü bilmiyorum.Üstat yaratıcı
Tanrı’nın da cumartesi günü fazla mesai yaptığı ilk
aklıma gelen şey.İkinci düşünce olarak ; herkesin, yarın
bir tatil günü olmasından dolayı bu gece için plan yapma
girişimleri aklıma geliyor ve sanki onlara;”oturun
oturduğunuz yerde,dışarıda görülebilecek yeni bir şey
yok” demek için yazıya oturuyorum.Sonra biraz daha
düşünüyorum.Neden, bu ikisi de değil.Kül tablam ve çalan
şarkının iş birliği yüzünden kendimi bir kenara atılmış
gibi hissettim,o yüzden öncelikle sizinle anlaşalım ;
böyle durumlarda yazdığım yazılar hiçbir yere gitmez.Bu
durumu daha önce de söyledim.Gerçi yazdığım hiçbir yazı
artık bir yere gitmiyor.Hiç hoş değil,hem de hiç.Bugün
bunu bir kez daha göreceğiz.
Sürekli düşünülenler,
hafızanın yavaş yavaş kendini toparlama işlemi
dahilinde,unutulması için beynin başka bir kıvrımına
doğru atılırken ; beyin,aklınızı kaybetmemeniz için masa
üstünüzdeki gereksiz her şeyi çöp kutusuna atmaya
çalışırken ; aslında unuttuklarımızın ya da unuttuğumuzu
sandıklarımızın bize her şeyden daha çok zarar verdiğini
sessizce anlamaya başlama sürecidir bu…Çünkü geri
dönüşüm kutusundaki her şey için ; geri yükleye çoktan
tıklanmıştır.Üzülmeyin ; ruhun parmaklarının,beynin
mouse’una müdahale etmesi kalıcı bir alışkanlıktır.
(bknz : duygu) (bknz :
mantık)
Bazı kadınların öyle bir dili vardır ki ; geçmişi pek
ihtilalli ve çok milletli en karmaşık erkek
coğrafyalarında bile konuşulan tek lisan olmayı
başarabiliyor.İşin
en garip tarafı ; ülkeler parçalansa,toprakları
başkaları tarafından paylaşılsa dahi bu lisan hep
konuşulmaya devam eder.Bu dilin en tehlikeli kelimesi
ise ; kesinlikle “sonsuzluk” tur…
Yıllardır farklı bir dili
konuştuğunuzu sanır insanlar...
Siz de öyle sanırsınız…
Oysa kullandığınız her
kelime,
size kendini ezberletmiş
bir kadın ya da bir erkeğin dilinin izlerini taşır…
Ki bu izler de ; çoğu
zaman bir yara yansımasıdır.Yani sizin bir parçanızdır.
Ve insanın kendi
anakarasını keşfetmesi böyle başlar.
Melankoli değildir
bu…Takıntı hiç değildir…Bir adamın,bir kadını ya da bir
kadının, bir adamı hayatının en önemli meselesi haline
getirmesi de değildir…Bu düşünce ; yalnızca diğer
insanlara göre daha fazla unuttuklarını hatırlama isteği
duyan kişilerde ortaya çıkar.Bu,kendisiyle yüzleşme
fırsatını hiçbir vakitte kaçırmayan güçlü erkeklere ve
cesur kadınlara mahsus bir durumdur.Onların
parmakları,mouse’u daha sık tıklar.Sanırım herkesin
farklı bir parmak izine sahip oluşu bu yüzden.
Bu durumun getirisi ;
kendi ayakkabı numarasının farkında olan
insanların,başkaları tarafından takip edilecek derin
ayak izleri bırakması olabilir.Kimi zaman kendi
acizliğiniz,bir başkasının acizliğini kendi başına
yenebilmesi için bir yol da gösterebilir.Sizin
yenilgilerinizden ders çıkaran başkaları, kendi zafer
planlarını oluşturabileceğini düşünerek daha kolay
harekete geçer.Ama başkasının ipiyle inilemeyeceği en
derin kuyu ; aşktır.Siz yaralandınız,size göre bir
kobaydınız,onlara göre ise bir öncü.Yani bir fare lider
; tek başına aşkın ülkesinde iktidar.Siyaset, böyle bir
yerde ne kadar işe yarar ?
(Bu arada Mouse neydi ?
Fare evet bildin.Bizim fare liderle bir alakası olabilir
mi ?Bilmem.Yazı derinleşiyor farkında mısın.Dur, herkes
anlasın basit anlatacağım.)
Ve kutsal sorgulamalar
başlıyor ; bir fare liderin stratejilerinden oluşan beş
para etmez bir komplo planı lakin yol
göstericilik açısından hiçbir işe yaramayan bir hatıra
koleksiyonu…
Kahramanımız sevdiği
kişinin bir başkasına teslimiyetini hayranlıkla izler.
İlk soruyla başlıyoruz ;
“Nasıl oluyor da senin yıllardan beri uğraşıp da
yapamadığını bir başkası yapıyor ?“
Sevdiğin adam ya da kadın
her neyse,dediğim gibi ; artık o, bir başkasına
ait.Büyük bir tören var gibi duruyor,onlar daha önce
kimsenin ayak basmadığı görkemli mermer basamaklardan
aşağıya doğru iniyorlar,üstelik el ele.Herkes onlar için
toplanmış gibi geliyor sana,alkış,kıyamet,yer yerinden
oynuyor.Mutlular.Sen de bir kıyıdan onları
izliyorsun,sana oturabileceğin bir sandalye bile
düşmüyor.Büyük bir anlamsızlık hakim içinde,dünya
“merhaba” diyor sen görmüyorsun.Bu kadar kalabalığın
niye toplandığını dahi anlamıyorsun.Bu düğün falan değil
farkındasın.Sanırım bir kabus diyorsun.Çünkü ne kadar
bağırsan da kimse seni duymuyor.Dünya onların mutluluğu
için inşa edilmiş bir yer gibi duruyor,sen ise kirayı
bile ödeyemiyorsun.Sırf topu olduğu için mahalle
takımında yapılan maçlara alınan çocuklar kadar bile
değerli değilsin,üstelik topun da var,bisikletin
de,misketlerin de...Hatta baban senin için,çok çıtalı
rengarenk bir uçurtma bile yapmıştır.Yine de ben bu
kadar kötü mü oynuyorum diye düşünmeye başlıyorsun.
Kahramanımız şimdilik
erkek.
Ama bu durumun benim erkek
olmamla bir alakası yok emin olun.
Tekrar kutsal planlar
devreye giriyor.
Ne yapmam gerek ?
Daha iyi kıyafetler mi ?
Daha güzel bir konuşma
biçimi mi ?
Saçlarını arkaya taramak
yerine,yana yatıran uslu bir erkek çocuğu olmak mı ?
Güzel bir parfüm alarak işe başlamak,evet bu kadınları
çeken bir öncelik olabilir…Ya da kendini bir kenara
bırak beş dakikalığına.Ona hediye al ; güzel
kıyafetler,değerli mücevherler al…Ama dur dur…Önce
altındaki arabayı yenilemen gerek.Evet,önceliği parayla
yapılabilecek her şeye ver…Yine olmuyor değil mi ?
Farkındayım bir türlü sevmiyor.
Bir kadınsan , çıkıp
sevdiğin erkeğin birlikte olduğu kadına ya da bir
erkeksen;çıkıp sevdiğin kadının birlikte olduğu erkeğe
şunu söylemek istiyorsun ;
“Ben yıllarca yapamadım,sen nasıl oluyor da başardın?”
O, seni anlamadığı için
cevap vermez.
Çünkü sen,yukarda
bahsettiğim ; sana ezberletilen dili konuşuyorsun.
Sen bu sefer tekrar
soruyorsun ;”Beni sevmesi için ne yapmam gerek diye ?
Kalabalığın içinden biri
çıkıp sana cevap veriyor ;
“Seni sevmesi için
hiçbir şey yapmaman gerek.”
Bu cevabı aldıktan sonra ;
artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Ezber bozulduğuna göre ;
sıra kopya çekme olan ikinci aşamadadır.
Ama unutmadan ;
ezberlediklerinle ilgili bir cümle dahi hatırlarsan ;
canın yanar !
Seni sevmesi için aslında
hiçbir şey yapmaman gerektiğini,bunun tamamıyla
kendiliğinden gelişebilecek bir süreç olduğunu,senin ona
gösterebileceklerinin değil; onun sende
görebileceklerinin bu mevzuyu yarattığını anladın.Yani
sen ne kadar mükemmel birisi olursan ol ; “ eğer birisi
seni sevmiyorsa ; sevmiyordur ve bu durumu düzeltmek
için senin yapabileceğin hiçbir şey yoktur.”Bunu da bir
yere yazdın.Evet,bu aşama tamamdır.Dediğim gibi şimdi
sırada ikinci aşama var ; ilk aşamadan kopya
çekeceksin.Karşına bu sefer seni seven birileri
çıkıyor.Sen de onlara ;
“Ya bende sevecek ne buluyorsun?” diye sormaya başlıyorsun.
“Çünkü ben bir zamanlar birilerine,beni sevmesi için
hiçbir şey gösteremedim,sen beni niçin
seviyorsun?Söylesene! “
diyorsun.O da senin bir
deli olduğunu düşünmeye başlıyor.Birilerinin sana deli
gözüyle bakması daha önce de başına geldiği için bu
durumu yadırgamıyorsun.Artık yeterince bilgin ve
birikimin var sevgili fare lider.İnsanlara aşk konusunda
yol gösterebileceğini sanıyorsun.Çünkü aşkı en iyi
bilenlerin;aşkı beceremeyenler olduğunu biliyorsun.
5 yaşında kaybettiğin
misketlerin,45 yaşında kaybettiğin bir ihaleden daha çok
canını sıkamaz. Sen genç bir anne olma hevesi içindeyken
karnında taşıdığın bebeği düşürmen,inan bana küçük bir
kız olarak kaybettiğin oyuncak bir bebek kadar seni
ağlatamaz.Evet bir misket ve bir oyuncak bebek belki
diğer kaybedilenlere göre kolay telafi edilebilir.Ama
canının ilk kez yandığı gerçeğini değiştiremez.Ve
bu acı;hiçbir şeye benzemez.
Şimdi sen bu örnekten şunu
da anlayabilirsin ; “bir kez terk edildikten sonra
ikinci kez veya çok kez terk edilmen; seni, ilk acının
yanında gülümsetebilir bile.Anlayışlara her zaman
saygım olmuştur.
TEHLİKE ANINDA BU NOTU
HIZLICA OKUYUNUZ
: Benim daha önce yazdığım “susankamun” yazısı;kaybetme
ihtimalim olan bir aşka karşı benim bakış açımı
yansıtıyordu.Bu yazı da ; kaybedilmiş bir aşka karşı
oluşan genel bir bakış açısını anlatıyor.Benim bu
yazıya ihtiyacım yok.Yukarıda yazdıklarım benim hiçbir
işime yaramaz ama belki canı yanan birilerine iyi
gelebilir.Bugün fazla mı iyimserim bilmiyorum.Evet bu
yazı hiçbir yere gitmez demiştim.Gitti mi ? Size göre
bilmem.Ama ben,yazdığım hiçbir yazı bir yere gitmiyor
dedim değil mi ? Bu yalandı.Yalanı açıklarsam ; aslında
yazdığım tüm yazıların sırrını da öğrenmiş
olacaksınız.Önemli değil,bu işi şimdi yapalım ;
Birinci paragrafta kendim
için cumartesi gününe dair yazdığım notlardan oluşan bir
plan vardı ! İkinci paragrafta da Pazar günü çalışmayan
insanların cumartesi gecesine dair yaptığı planlar vardı
! Güzel iyi gidiyoruz…Üçüncü paragrafta konu tamamıyla
bir tümdengelimi işleyerek ; mantığın,duyguya karşı
yaptığı hain plana rağmen,ruhun haklı galibiyetini
anlatıyor…Dördüncü ve beşinci paragrafta ruhun haklı
galibiyetini şampanyayla kutluyoruz,şimdi onun insan
için yaptığı planı inceliyoruz.Bu paragrafta insan, elde
ettiği çıkarımla ,diğer insanlara faydası olabileceğini
sanıyor ki hemen hemen her konuda bunu
başarabiliyor.Fakat altıncı paragrafta aşk gelip,ruhun
yaptığı planı bize ispiyonluyor .İnsan kutlamayı
bırakıp,ruhun planının da hiçbir şey ifade etmediğini
anlıyor.Yedi,sekiz ve dokuzuncu paragraflarda ise doğru
söylediğine inandığı aşkın da, ruhun yaptığı gibi bir
planın parçası olduğunu anlıyor.Ve yazının sonuna kadar
aşkın ve ruhun kendisine kurduğu bu komplodan
kurtulmanın planını yapıyor ve en sonunda fark ettiği
bir şey var ki ; tüm bunlar insanın canını fena halde
acıtıyor.Dolayısıyla attığım bumerang ; ilk paragrafın
sonuna geri döner ; “ Hayatın planlanarak
yaşanabileceğini sanan zavallıların,daha fazla acı
çekeceklerini gösterir.Zavallı olmak bazen iyidir ;
çünkü acının en aptalımıza bile bir şeyler
öğretebileceği kesindir.”
Bu kurguyu anlayan var mı
? Yok mu ! Ben de anlamadım zaten sorun değil.Üstü
kapalı yazıyorsun diyenler var.Tamam bir dahaki sefere
İclal Aydın gibi ; “ayyyyyy daraldım diye” gireceğim
yazıya…
Mesele çok basit bak ;
karanlığı görmek için ışığı açmak gerekir değil mi ?
Öyleyse ben fişi
takıyorum,sen de bir zahmet on’a bas,off’un yanında.
Bütün bunları nasıl mı
planladım ?
Yazının teması plandı
değil mi ?
Korkma dur korkma,
sakin ol sandığın kadar
zeki değilim…
kurguyu açıklamasaydım ;
belki sana göre saçmalıktı yazdıklarım değil mi ?
ama açıkladıktan sonra
dahi olduğumu falan mı düşünüyorsun ?
Yok yok öle bişi,bunu
unut.
Tamam, bu işi ben
yapmadım.
Şimdi rahatladın mı ?
Farkındayım notu okudun
ama tehlike geçmedi,
yaşarken olmaz zaten bu iş.
|