.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 8561
.

Düş bakalım yaşamak istediklerinin peşine.Ne kadar uzak kalabildiğine bağlı her şey ya da kimden ne kadar kaçabildiğine…Bir otobüs, bir tren ya da adı artık her neyse.Bilmiyorum hangisinin demirinde görebilirsin ait olduğun yerin resmini ; bu konuda hiçbir fikrim yok.Bize anlatılanlar var değil mi?Hepsine inanır gibi yapmaktan aslında ne kadar keyif alıyoruz.Yetinebilmenin cepte saklanabilir bir şey olduğunu mu sanıyoruz yoksa?Tam olarak nedir anlatmak istediğin.Elbette sana sesleniyorum şu anda.Başka kimle konuştuğumu düşünebilirsin ki...Gerçi düşünüyor olman sana mistik bir hava katar.Bu durumun da beni ürküteceğini söyleyebilirim.Farkındayım kafasını yaşamak istediğimiz şeyler var ; bu, “tadına bakılacak mutluluklar var” anlamına da gelir, tabii ki bu anlam yalnızca aptallara göre.

 

Kaçışın hep devam etmesini ister gibiyiz.Ama her neyse düşündüğün bana onu ver.Bu ikimize de iyi gelecek emin olabilirsin.Ver onu bana…Onu bana ver.Gözlerimin içine bakar mısın?Seninle konuşmaya çalışıyorum.Zorluk çıkartmanı anlayışla karşılamam gerekirmiş gibi bakma bana.

1-Hangi kafada olduğumu merak ediyorsun değil mi,ne anlatmaya çalışıyorum?İlk başta ben de senin gibiydim.Kaç insan beyninin içine girebiliyorum diye sormaya başlamıştım.Kendimi akıl okuyucu bir x-ray cihazı gibi hissediyordum.Ruhani ayrıcalıklarım varmış gibi  geliyordu.Tanrım ne büyük bir yalan bu.O yüzden benim suratıma bu kuşkularla bakma.Çünkü ben yıllardır senin kafandaki bu kuşkuları insanlara bulaştırmak için çabalayan kişiyim.Evet bu benim.2-Bu yüzden bana gittiğin yeri anlatma çünkü orası benim seni gönderdiğim yer olabilir.

 

Ve son raddesindeyiz her şeyin.Bugün cumartesi ve bir daha Pazar olmama ihtimali yüksek.Bu aynı zamanda bunun son cumartesi olduğunu da gösterir.Hatta son dünün cuma olduğunu bile…Kısacası tüm kanıtlar bu tezimi doğrular gibi,sence de öyle değil mi ? Gizlenmeye çalışma ..Seni sorularımla boğduysam özür dilerim.Ama seni öldürmeye çalıştığımı düşünme.Çünkü bu böyle uzun süreli bir şey olmayacak.Nasıl geldiğini düşünmeden çoktan gitmiş olduğunu fark edeceksin.Dolayısıyla zihninde bir ölüm sahnesi canlandıracak zamanın bile olmayacak.Ama şahsen bana sorarsan; ben, bunun bana gösterilmiş olmasını isterdim.Son anımda her şey gözlerimin önünden geçerken,ölümün beni “ben geldim” diyerek selamlamasını isterdim.O sıra büyürdü gözlerim.Çünkü gözler ancak böyle büyür.Ona doğru yönelirdim..Sanki o yıllardır beklenen arkadaş ya da düşman…O an ki duruma göre değişebilecek bir kavram bu.Benim onu hissetmeye hakkım var.Aniden gelen ölümlerden bu yüzden nefret ederim..Çünkü senin” ne oluyor” demene bile fırsat bırakmazlar.

 

Ama senin hangisini tercih edeceğine ben karar veremem.Korkman için bir neden yok,biz yalnızca seninle prova yapıyoruz,seni öldüreceğimi falan düşünüyorsan yanılıyorsun.Dedim ya bana bu kuşkularla bakma çünkü senin böyle düşünmene yardımcı olan şu anda benim..ve şu andan itibaren her saniye hiç olmadığı gibi yaşanır.O kuşkudaki her saniye,senin ertelemek için salise saydığın bir ölüm demektir.Her nefes alıp verdiğinde; canının bir kez daha bağışlandığını ve yaşamak için bir an daha kazandığını anlayacaksın.Bence bu zevkli bir şey…O yüzden her insan bunun tadını çıkarmalı.Seni birazdan serbest bırakacağım ve istediğin gibi hayatına devam edeceksin…Ama aklında hep bu anlattıklarım olacak.Çünkü bu korkunun hepimize öğreteceği çok şey var.Ama bunu görmekten kaçıyoruz öyle değil mi sevgili insan.Neyse çok yordun beni..Sen hep böyle susacak mısın?Konuşmana izin verebilirim eğer istiyorsan.Neyse çok düşündün, ben de vazgeçtim.Çünkü düşünmek; vazgeçmeye atılmış ilk adımdır zaten.Ve ilk adımdan sonra biliyorsun ki her şey daha biraz daha kolaydır artık.

 

Fikirlerin birbiriyle çarpışıyor değil mi şu anda…Ya da sevişiyor tüm düşüncelerin..Bir düşünce, diğerinin dudaklarında nefes alıyor…Ya da bir düşünce diğerini hiç düşünmeden öldürüyor.Onlar demin mutlu aşk çocuklarıydılar hani,şimdi birer katil olduklarını söyleyemezsin bana.bu yüzden iyi da ya kötü değil ; birilerine göre iyi,birilerine göre kötü vardır.Kötüyü düşünebilmek,içinde bir kötünün olduğunu göstermeye yetmez mi?Bence yetip de artma ihtimali bile düşünülebilir. .Bunu eyleme geçirmen insanların gözüne kötü olduğunu sokmaktır zaten.Bu yüzden cezalandırılırsın onlar tarafından.Oysaki köşende kalsan ve bu şekilde insanların gözlerini parmağınla oymasan, kimse senin kötü olduğunu düşünmeyecektir.Ama bu senin kendini kötü bilmenden daha iyi değildir.

 

Giriş ve çıkış noktaları senin kontrolünde.İstediğin düşünceyi içeriye alır,istediğini kovabilirsin.Senle başladığı gibi,senle bitebilir gibi durur ; her şey.1-Hala beyninin içinde dolaştığımı sanıyorsun değil mi…? Böyle bir şey yok.Ben sadace kendi beynimin içinde dolanıyorum.2-Ve eğer kişi kendi beyninin bilmediği caddelerinde dolanabiliyorsa ,başkalarının beyni onun evi gibidir.Çünkü mekan aşağı yukarı herkes de aynı olduğundan yabancılık çekmeyecektir.Her şey oranın içine girebilme yeteneğini artıyor ya da sen her şeyi o tarafa yormaya çalışıyorsun.Son söylediğim daha mantıklı geldi bana da.Gördüklerini ona yorumluyor,şahit olduklarını zihninde tartıyorsun.Aslında ne yaptığının sende çok farkında değilsin.Bildiğin tek bir şey var ; böyle zamanlarda hayat canını fena halde sıkıyor.Bu nokta da benim gibi beş para etmez adamlara ihtiyaç duyuyorsun.Çok ciddiyim ,bak anlatabilirim.Merak etme bu durumdan ben de memnun değilim ama yapacak bir şeyimiz yok inan.

 

Beynin içinde dolaşan düşünceleri görüp ve senin kafandaki hemen hemen her düşüncenin aslında başkaları tarafından da düşünülmesine rağmen, henüz dile dökülemediğini düşünüp yazmaya başlarsın.Ama dökülmüş olabilir.Ama dökülmemiş de olabilir.Çünkü ne kadar benzeseler de,bazen hiç de aynı gibi durmuyorlar.Ve sen okuduğunda,adam beni anlatıyor demen de bundan.Ama işe bir de bunu yapan kişinin tarafından bak.Yani bizim için mevzu biraz şöyledir ; kendi düşündüklerinin aslında başkasında da olduğunu görmek zaten senin özel olmadığını en baştan açıkladığı gibi,yaptığın işle bir de bunu kanıtlarsın.Onlar sana, kendilerinin fark edemediklerini gördüğün için ödül verirler,seni beğenirler,senden etkilenirler.Sen keşke görmeseydim diye sızlanırsın.”Evet ben salağım” diye bağırmak istersin ; “evet keşke ben salak olsaydım ve dünyanın farkında olmasaydım” diye haykırırsın,ama izleyiciler ya da okuyucular senin gerçekten de dehşet verici bir zekaya sahip olduğunu düşünmeye başlarlar..Şaka gibidir…Sen, “ben salak olmak istiyorum mutlu olmak için,keşke bunu becerebilsem ” diyorsun,seyirci de sana; “ gerçekten çok zeki bir adam,bütün bunları nasıl anlatabiliyor”damgası yapıştırıyor.Zorla zeki olduğunu kanıtlamaya çalışsan,bu sefer de senin aptallık yapan bir ukala olduğunu ,kendini beğenmiş bir yaratık olduğunu savunacaklar.İşte mesele ; genelde aşağı yukarı böyle işler.

 

Bunlar benim beynimin içindekiler.Dolayısıyla bir başkasının beyni içinde de olabilirler.Bu zaten bana her şeyden nefret etmem için yeterli bir veri sağlamış oluyor.O an için en büyük hatayı,düşündüklerinin o an için yalnızca senin aklına gelmiş ya da yalnızca senin aklına gelebilecek şeyler olduğunu düşünerek yaparsın.Kendini özel bir statüye yerleştirerek,bunun tadını çıkarmaya çalışırcasına kucağına aldığın egonun saçlarıyla oynamaya başlaman;belki de senin, başkaları tarafından kötü olarak damgalanman için en geçerli mühür olacaktır..Artık ne düşünürse uygulayabilecek o üstün bilge kişi,her konuda su götürmez gerçekleri olan o şaheser karakter,herkes tarafından kabul görülebilirliği yüksek düşünceleri üretebileceğine çoktan inanmaya başlamıştır ve artık sıra, bunu başkalarına da ispatlamaya gelmiştir.İşte kutsal ego, ayin için mum yakıyor.

 

Mum sayılarının artmaya başladığı o kilise çıkışında ; yaşamak, ego tatmin malzemelerinin çok fazla olduğu bir dükkan gibi hemen tam karşınızda duruyor.Herkes ihtiyacı olanı alıyor ve çıkıyor.Sonuçta bu dükkanda her ölçüye uyacak bir elbise,her çocuğa uygun bir oyuncak vardır..Dolayısıyla herkesin mutlu olabilmesi için, en az bir neden var gibi duruyor.

 

Bardak kırılınca atarsın değil mi…Eski haline getirip kullanana henüz rastlamadım.Sanırım susadım ; o yüzden bu örneği verdim.Sonuçta daima bir seçenek kalıyor gibi.Ama bu örnekten yola çıkarak ; kalp kırılınca da atarsın diyecek kadar zayıf bir hayal gücüm yok kusura bakma.Çünkü kalbin her daim kullanılabilecek bir yamalı pantolona benzediğinin fena halde farkındayım.Anladım ki dizdeki o yaralar,zamanla şık bir yama gibi görünebiliyor.

 

Hadi tanrıya bir iyilik yap.Hadi söyle ona ne olduğunu.Hadi söyle ona ne kadar pislik bir ruha sahip olduğunu.İstersen onu suçlayabilirsin, ben aranıza giremem.Ya da yalnızca kendinden utan ona layık olamadığın için.Utanman,en azından ona inandığını gösterir.Bu sana iyi bir şey olmalı,yani hala bir şansın var gibi gözüküyor.Karar senin.Ben yalnızca seçenekleri sunmak için gönderildim.Karar vermende seni yönlendirme gibi bir yetkim yok.Çünkü ben kendi beynimi; bir şeyleri ya da birilerini, iyi da ya da kötü olarak sınıflandırsın diye kandırmadım.Ama sen şu anda bunu yapabilirsin,kandırabilirsin.Çünkü her daim yaptığın bir şey bu.Zarar gördüklerin kötü,faydasını gördüğün her şey iyi…Öyle mi ? Bu ne büyük bir cüret.Peki sana kötülük yapanın beynini sorguluyor musun,düşüncelerine saygın var mı?Belki ona göre gerçekten kötü olan sensin.Bunu hiçbir zaman bilemeyeceksin.Dolayısıyla yaşamak için,sen kendi yaptığını doğru,onun yaptığını yanlış kabul edecek ve kendini kandırıp,karşındakini kötü göstererek, kendini zarar görmüş olarak betimlemek zorundasın.Bir sonuç peşindesin farkındayım.Ancak iyi ya da kötü diye bir sonuç bulunca rahatlayacaksın,bunun da farkındayım.Ama birilerine ya da bir şeylere kötü demek; ne senin sandığın gibi adilce bir rahatlama mekanizması,ne de üzerinde ustaca düşündüğün bir kaçış planıdır.Çünkü daima bir şeylerin kötü olduğuna inanmalısın.Her şey senin deyiminle iyi gözükse bile; bu sefer kötü olanın sen olduğunu, kendine inandırmaya başlarsın.Konu sen bile olsan,kötü modele örnek olarak gösterilebilecek son ihtimal sen dahi olsan,kötü olmayı kabul edip rahatlamaya geçmeye niyetlisin.Bu yüzden hiçbir zaman kendini şanslı görme.İrade,hareket edebilen bir varlığa verilebilecek yükü en ağır sorumluluktur.

 

Kategorize etme.Belli kalıplar içine hemen sokmaya çalışma.Bu anlattıklarım da saçma olabilir,hatta size göre yanlış olabilir,ben bu saçmalıklara kendimi inandırmış da olabilirim,hatta kötü olduğumu geçip,beni mükemmel sınıflandırma parametrelerinizin en kıdemlisine oturtup,deli olduğumu bile düşünebilirsiniz.Ama bunun hiç bir şekilde bir önemi yok ve beni zerre kadar rahatsız etmiyor çünkü bu düşüncelerin en azından birinizin aklından geçtiğini kesinlikle biliyorum.Dolayısıyla beni istediğiniz gibi yargılayabilirsiniz.Çünkü bu malzemeyi size temin eden benim.Beni yargılarken bana soracağınız soruları,sizin için üşünmeden hazırlayan da benim.Ben olmazsam ,beni yargılama işini siz kim verecekti ki ?Emin olun işsizlik bu devirde kötü bir şey.Bu vakit itibariyle;benim şahane egom; başın kesinlikle arşa değmiştir.

 

Anlamak için biraz daha hayvanları düşün.Onlar aslında bizden biraz daha şanslılardır.çünkü onlar dünyayı olduğu gibi görüyorlar ; kimi bulanık ,kimi renksiz.kimi tek renkte…Yani dünyanın zaten nasıl bir yer olduğu,onlara süssüz bir şekilde gösteriliyor.Ve seçme şansları yok yani aslında mutlular.Sonucu kabul etmenin üzüntüsü,sonucu her zaman değiştirebileceğinin umudunu ve değiştirmediklerinin pişmanlığını taşımandan çok çok daha keyif vericidir.Yaşanan gerçekler ,düşünülen ihtimallerden daha can sıkıcı olamaz.Düşünmenin,yaşamaktan zor olduğunu daha önce de söylemiştim.Biz insanlar , her şeyi tüm orijinal renkleriyle görüyoruz.İyi da ya da kötü her daim orijinal bir kalıpta sunuluyor bize.Böylece kandırılmak daha kolay oluyor.Bunun dayanılır bir şey olduğu söylenemez benim açımdan ve sonrasında gelen sorgulamalar…Sen bir hayvan için, hiçbir zaman iyi bir avdan daha da iyi bir arkadaş olamazsın.Ama sen hep birilerinin hatta hayvanların bile senin için iyi bir arkadaş olma ihtimalini içinde taşıyacaksın.İşte bütün mesele bu.

 

ben : geçen zamanı görebiliyor musun?

         ya da geçirdiğin zamana bakıp ne anlıyorsun ?

o :     sen görüyormuş gibi konuşuyorsun.

ben : bu izlenimi verdiysem özür dilerim.

         niyetim sadece bunu yapabilen var mı diye sormaktı.

o : yani merak ?

ben : evet kabuğunu kırarsak içinden bu çıkabilir.

o : yenilir mi bu ?

ben : kabuğunu kırdıktan sonra evet.

o : yani merak duygumu yenmem gerek öyle mi ?

ben : onu neden sevdin ?

o :  sevilebilir olduğuna inandığım için.

ben : Ama hep öyledir değil mi ?

o : bilmem daha önce başıma gelmedi.

ben : başına gelseydi de öyle olacaktı.

         İnsanın bu konuda kendini kandırması için her zaman bir nedeni vardır.

         Sana hayal mi kurduruyordu ?

o : evet.onunla olmanın düşüncesi beni çılgın gibi mutlu ediyordu.

ben : en büyük tehlike.

o : nedir o ?

ben : bir şeyin sana hayal kurdurması.

o : bunun neresi tehlikeli ki anlamadım.

ben : çünkü ne kadar seni bu hayalin içine sokabilirse

Bu ; uyandığın zaman gerçeklerin senin yüzüne o kadar hızlı çarpması demek oluyor.

Yalnızlık birinci kattan düşürürse;

Ayrılık,seni yüksek bir gökdelenden aşağı iter.

Çünkü yalnızken hissettiğin acı

Birine ihtiyaç duymandan daha çok canını yakamaz.

Aynı şeyler gibi gözükse de asla aynı şey değildir.

Yalnızsan ; seni neyin mutlu edeceğini kestirirsin.

Limitlerini bilir,sınırlarını çizersin.

Ama birileri çıkıp seni sonsuz mutluluğa götüreceğine ikna etmeye çalışır.

Bunu sana vaad eder.Dost veya aşktır bunun adı bilemem.

Sen de yalnızlığını,bir başkasının süslü laflarına satarsın.

Aslında bunu bilinçli beklentileri olan biri olarak yaparsın.

Yaptığın yatırımın karşılığını almak için sabırsızlanırsın.

Ama sonuçta o büyük bir dolandırıcı olarak senin karşındadır.

Bunu anladığın an ; seni ilk başta yalnızlığın affeder.

Ve seni yeniden sana armağan eder.

Bu bir lütuftur.

Seni senden daha mutlu edebilecek kimse yoktur.

 

 

Saat dört ve sanki saat yıllardır dörtmüş gibi geliyor.

Hoş geldin dünya.

Gezegendeki 8561.günüm.

Ve sanırım sen de hiç değişmemişsin.

Ben buradayım.

Kimse var mı ???
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


.

.

.