|
Düş bakalım yaşamak istediklerinin peşine.Ne kadar uzak
kalabildiğine bağlı her şey ya da kimden ne kadar
kaçabildiğine…Bir otobüs, bir tren ya da adı artık her
neyse.Bilmiyorum hangisinin demirinde görebilirsin ait
olduğun yerin resmini ; bu konuda hiçbir fikrim yok.Bize
anlatılanlar var değil mi?Hepsine inanır gibi yapmaktan
aslında ne kadar keyif alıyoruz.Yetinebilmenin cepte
saklanabilir bir şey olduğunu mu sanıyoruz yoksa?Tam
olarak nedir anlatmak istediğin.Elbette sana
sesleniyorum şu anda.Başka kimle konuştuğumu
düşünebilirsin ki...Gerçi düşünüyor olman sana mistik
bir hava katar.Bu durumun da beni ürküteceğini
söyleyebilirim.Farkındayım kafasını yaşamak istediğimiz
şeyler var ; bu, “tadına bakılacak mutluluklar var”
anlamına da gelir, tabii ki bu anlam yalnızca aptallara
göre.
Kaçışın hep devam etmesini ister gibiyiz.Ama her neyse
düşündüğün bana onu ver.Bu ikimize de iyi gelecek emin
olabilirsin.Ver onu bana…Onu bana ver.Gözlerimin içine
bakar mısın?Seninle konuşmaya çalışıyorum.Zorluk
çıkartmanı anlayışla karşılamam gerekirmiş gibi bakma
bana.
1-Hangi kafada olduğumu merak ediyorsun değil mi,ne
anlatmaya çalışıyorum?İlk başta ben de senin
gibiydim.Kaç insan beyninin içine girebiliyorum diye
sormaya başlamıştım.Kendimi akıl okuyucu bir x-ray
cihazı gibi hissediyordum.Ruhani ayrıcalıklarım varmış
gibi geliyordu.Tanrım ne büyük bir yalan bu.O yüzden
benim suratıma bu kuşkularla bakma.Çünkü ben yıllardır
senin kafandaki bu kuşkuları insanlara bulaştırmak için
çabalayan kişiyim.Evet bu benim.2-Bu yüzden bana
gittiğin yeri anlatma çünkü orası benim seni gönderdiğim
yer olabilir.
Ve son raddesindeyiz her şeyin.Bugün cumartesi ve bir
daha Pazar olmama ihtimali yüksek.Bu aynı zamanda bunun
son cumartesi olduğunu da gösterir.Hatta son dünün cuma
olduğunu bile…Kısacası tüm kanıtlar bu tezimi doğrular
gibi,sence de öyle değil mi ? Gizlenmeye çalışma ..Seni
sorularımla boğduysam özür dilerim.Ama seni öldürmeye
çalıştığımı düşünme.Çünkü bu böyle uzun süreli bir şey
olmayacak.Nasıl geldiğini düşünmeden çoktan gitmiş
olduğunu fark edeceksin.Dolayısıyla zihninde bir ölüm
sahnesi canlandıracak zamanın bile olmayacak.Ama şahsen
bana sorarsan; ben, bunun bana gösterilmiş olmasını
isterdim.Son anımda her şey gözlerimin önünden
geçerken,ölümün beni “ben geldim” diyerek selamlamasını
isterdim.O sıra büyürdü gözlerim.Çünkü gözler ancak
böyle büyür.Ona doğru yönelirdim..Sanki o yıllardır
beklenen arkadaş ya da düşman…O an ki duruma göre
değişebilecek bir kavram bu.Benim onu hissetmeye hakkım
var.Aniden gelen ölümlerden bu yüzden nefret
ederim..Çünkü senin” ne oluyor” demene bile fırsat
bırakmazlar.
Ama senin hangisini tercih edeceğine ben karar
veremem.Korkman için bir neden yok,biz yalnızca seninle
prova yapıyoruz,seni öldüreceğimi falan düşünüyorsan
yanılıyorsun.Dedim ya bana bu kuşkularla bakma çünkü
senin böyle düşünmene yardımcı olan şu anda benim..ve şu
andan itibaren her saniye hiç olmadığı gibi yaşanır.O
kuşkudaki her saniye,senin ertelemek için salise
saydığın bir ölüm demektir.Her nefes alıp verdiğinde;
canının bir kez daha bağışlandığını ve yaşamak için bir
an daha kazandığını anlayacaksın.Bence bu zevkli bir
şey…O yüzden her insan bunun tadını çıkarmalı.Seni
birazdan serbest bırakacağım ve istediğin gibi hayatına
devam edeceksin…Ama aklında hep bu anlattıklarım
olacak.Çünkü bu korkunun hepimize öğreteceği çok şey
var.Ama bunu görmekten kaçıyoruz öyle değil mi sevgili
insan.Neyse çok yordun beni..Sen hep böyle susacak
mısın?Konuşmana izin verebilirim eğer istiyorsan.Neyse
çok düşündün, ben de vazgeçtim.Çünkü düşünmek;
vazgeçmeye atılmış ilk adımdır zaten.Ve ilk adımdan
sonra biliyorsun ki her şey daha biraz daha kolaydır
artık.
Fikirlerin birbiriyle çarpışıyor değil mi şu anda…Ya da
sevişiyor tüm düşüncelerin..Bir düşünce, diğerinin
dudaklarında nefes alıyor…Ya da bir düşünce diğerini hiç
düşünmeden öldürüyor.Onlar demin mutlu aşk
çocuklarıydılar hani,şimdi birer katil olduklarını
söyleyemezsin bana.bu yüzden iyi da ya kötü değil ;
birilerine göre iyi,birilerine göre kötü vardır.Kötüyü
düşünebilmek,içinde bir kötünün olduğunu göstermeye
yetmez mi?Bence yetip de artma ihtimali bile
düşünülebilir. .Bunu eyleme geçirmen insanların gözüne
kötü olduğunu sokmaktır zaten.Bu yüzden
cezalandırılırsın onlar tarafından.Oysaki köşende kalsan
ve bu şekilde insanların gözlerini parmağınla oymasan,
kimse senin kötü olduğunu düşünmeyecektir.Ama bu senin
kendini kötü bilmenden daha iyi değildir.
Giriş ve çıkış noktaları senin kontrolünde.İstediğin
düşünceyi içeriye alır,istediğini kovabilirsin.Senle
başladığı gibi,senle bitebilir gibi durur ; her şey.1-Hala
beyninin içinde dolaştığımı sanıyorsun değil mi…?
Böyle bir şey yok.Ben sadace kendi beynimin içinde
dolanıyorum.2-Ve eğer kişi kendi beyninin bilmediği
caddelerinde dolanabiliyorsa ,başkalarının beyni onun
evi gibidir.Çünkü mekan aşağı yukarı herkes de aynı
olduğundan yabancılık çekmeyecektir.Her şey oranın içine
girebilme yeteneğini artıyor ya da sen her şeyi o tarafa
yormaya çalışıyorsun.Son söylediğim daha mantıklı geldi
bana da.Gördüklerini ona yorumluyor,şahit olduklarını
zihninde tartıyorsun.Aslında ne yaptığının sende çok
farkında değilsin.Bildiğin tek bir şey var ; böyle
zamanlarda hayat canını fena halde sıkıyor.Bu nokta da
benim gibi beş para etmez adamlara ihtiyaç
duyuyorsun.Çok ciddiyim ,bak anlatabilirim.Merak etme bu
durumdan ben de memnun değilim ama yapacak bir şeyimiz
yok inan.
Beynin içinde dolaşan düşünceleri görüp ve senin
kafandaki hemen hemen her düşüncenin aslında başkaları
tarafından da düşünülmesine rağmen, henüz dile
dökülemediğini düşünüp yazmaya başlarsın.Ama dökülmüş
olabilir.Ama dökülmemiş de olabilir.Çünkü ne kadar
benzeseler de,bazen hiç de aynı gibi durmuyorlar.Ve sen
okuduğunda,adam beni anlatıyor demen de bundan.Ama işe
bir de bunu yapan kişinin tarafından bak.Yani bizim için
mevzu biraz şöyledir ; kendi düşündüklerinin aslında
başkasında da olduğunu görmek zaten senin özel
olmadığını en baştan açıkladığı gibi,yaptığın işle bir
de bunu kanıtlarsın.Onlar sana, kendilerinin fark
edemediklerini gördüğün için ödül verirler,seni
beğenirler,senden etkilenirler.Sen keşke görmeseydim
diye sızlanırsın.”Evet ben salağım” diye bağırmak
istersin ; “evet keşke ben salak olsaydım ve dünyanın
farkında olmasaydım” diye haykırırsın,ama izleyiciler ya
da okuyucular senin gerçekten de dehşet verici bir
zekaya sahip olduğunu düşünmeye başlarlar..Şaka
gibidir…Sen, “ben salak olmak istiyorum mutlu olmak
için,keşke bunu becerebilsem ” diyorsun,seyirci de sana;
“ gerçekten çok zeki bir adam,bütün bunları nasıl
anlatabiliyor”damgası yapıştırıyor.Zorla zeki olduğunu
kanıtlamaya çalışsan,bu sefer de senin aptallık yapan
bir ukala olduğunu ,kendini beğenmiş bir yaratık
olduğunu savunacaklar.İşte mesele ; genelde aşağı yukarı
böyle işler.
Bunlar benim beynimin içindekiler.Dolayısıyla bir
başkasının beyni içinde de olabilirler.Bu zaten bana her
şeyden nefret etmem için yeterli bir veri sağlamış
oluyor.O an için en büyük hatayı,düşündüklerinin o an
için yalnızca senin aklına gelmiş ya da yalnızca senin
aklına gelebilecek şeyler olduğunu düşünerek
yaparsın.Kendini özel bir statüye yerleştirerek,bunun
tadını çıkarmaya çalışırcasına kucağına aldığın egonun
saçlarıyla oynamaya başlaman;belki de senin, başkaları
tarafından kötü olarak damgalanman için en geçerli mühür
olacaktır..Artık ne düşünürse uygulayabilecek o üstün
bilge kişi,her konuda su götürmez gerçekleri olan o
şaheser karakter,herkes tarafından kabul görülebilirliği
yüksek düşünceleri üretebileceğine çoktan inanmaya
başlamıştır ve artık sıra, bunu başkalarına da
ispatlamaya gelmiştir.İşte kutsal ego, ayin için mum
yakıyor.
Mum sayılarının artmaya başladığı o kilise çıkışında ;
yaşamak, ego tatmin malzemelerinin çok fazla olduğu bir
dükkan gibi hemen tam karşınızda duruyor.Herkes ihtiyacı
olanı alıyor ve çıkıyor.Sonuçta bu dükkanda her ölçüye
uyacak bir elbise,her çocuğa uygun bir oyuncak
vardır..Dolayısıyla herkesin mutlu olabilmesi için, en
az bir neden var gibi duruyor.
Bardak kırılınca atarsın değil mi…Eski haline getirip
kullanana henüz rastlamadım.Sanırım susadım ; o yüzden
bu örneği verdim.Sonuçta daima bir seçenek kalıyor
gibi.Ama bu örnekten yola çıkarak ; kalp kırılınca da
atarsın diyecek kadar zayıf bir hayal gücüm yok kusura
bakma.Çünkü kalbin her daim kullanılabilecek bir yamalı
pantolona benzediğinin fena halde farkındayım.Anladım ki
dizdeki o yaralar,zamanla şık bir yama gibi
görünebiliyor.
Hadi tanrıya bir iyilik yap.Hadi söyle ona ne
olduğunu.Hadi söyle ona ne kadar pislik bir ruha sahip
olduğunu.İstersen onu suçlayabilirsin, ben aranıza
giremem.Ya da yalnızca kendinden utan ona layık
olamadığın için.Utanman,en azından ona inandığını
gösterir.Bu sana iyi bir şey olmalı,yani hala bir şansın
var gibi gözüküyor.Karar senin.Ben yalnızca seçenekleri
sunmak için gönderildim.Karar vermende seni yönlendirme
gibi bir yetkim yok.Çünkü ben kendi beynimi; bir şeyleri
ya da birilerini, iyi da ya da kötü olarak
sınıflandırsın diye kandırmadım.Ama sen şu anda bunu
yapabilirsin,kandırabilirsin.Çünkü her daim yaptığın bir
şey bu.Zarar gördüklerin kötü,faydasını gördüğün her şey
iyi…Öyle mi ? Bu ne büyük bir cüret.Peki sana kötülük
yapanın beynini sorguluyor musun,düşüncelerine saygın
var mı?Belki ona göre gerçekten kötü olan sensin.Bunu
hiçbir zaman bilemeyeceksin.Dolayısıyla yaşamak için,sen
kendi yaptığını doğru,onun yaptığını yanlış kabul edecek
ve kendini kandırıp,karşındakini kötü göstererek,
kendini zarar görmüş olarak betimlemek zorundasın.Bir
sonuç peşindesin farkındayım.Ancak iyi ya da kötü diye
bir sonuç bulunca rahatlayacaksın,bunun da
farkındayım.Ama birilerine ya da bir şeylere kötü demek;
ne senin sandığın gibi adilce bir rahatlama
mekanizması,ne de üzerinde ustaca düşündüğün bir kaçış
planıdır.Çünkü daima bir şeylerin kötü olduğuna
inanmalısın.Her şey senin deyiminle iyi gözükse bile; bu
sefer kötü olanın sen olduğunu, kendine inandırmaya
başlarsın.Konu sen bile olsan,kötü modele örnek olarak
gösterilebilecek son ihtimal sen dahi olsan,kötü olmayı
kabul edip rahatlamaya geçmeye niyetlisin.Bu yüzden
hiçbir zaman kendini şanslı görme.İrade,hareket edebilen
bir varlığa verilebilecek yükü en ağır sorumluluktur.
Kategorize etme.Belli kalıplar içine hemen sokmaya
çalışma.Bu anlattıklarım da saçma olabilir,hatta size
göre yanlış olabilir,ben bu saçmalıklara kendimi
inandırmış da olabilirim,hatta kötü olduğumu geçip,beni
mükemmel sınıflandırma parametrelerinizin en kıdemlisine
oturtup,deli olduğumu bile düşünebilirsiniz.Ama bunun
hiç bir şekilde bir önemi yok ve beni zerre kadar
rahatsız etmiyor çünkü bu düşüncelerin en azından
birinizin aklından geçtiğini kesinlikle
biliyorum.Dolayısıyla beni istediğiniz gibi
yargılayabilirsiniz.Çünkü bu malzemeyi size temin eden
benim.Beni yargılarken bana soracağınız soruları,sizin
için üşünmeden hazırlayan da benim.Ben olmazsam ,beni
yargılama işini siz kim verecekti ki ?Emin olun işsizlik
bu devirde kötü bir şey.Bu vakit itibariyle;benim şahane
egom; başın kesinlikle arşa değmiştir.
Anlamak için biraz daha hayvanları düşün.Onlar aslında
bizden biraz daha şanslılardır.çünkü onlar dünyayı
olduğu gibi görüyorlar ; kimi bulanık ,kimi renksiz.kimi
tek renkte…Yani dünyanın zaten nasıl bir yer
olduğu,onlara süssüz bir şekilde gösteriliyor.Ve seçme
şansları yok yani aslında mutlular.Sonucu kabul
etmenin üzüntüsü,sonucu her zaman değiştirebileceğinin
umudunu ve değiştirmediklerinin pişmanlığını taşımandan
çok çok daha keyif vericidir.Yaşanan gerçekler
,düşünülen ihtimallerden daha can sıkıcı
olamaz.Düşünmenin,yaşamaktan zor olduğunu daha önce de
söylemiştim.Biz insanlar , her şeyi tüm orijinal
renkleriyle görüyoruz.İyi da ya da kötü her daim
orijinal bir kalıpta sunuluyor bize.Böylece kandırılmak
daha kolay oluyor.Bunun dayanılır bir şey olduğu
söylenemez benim açımdan ve sonrasında gelen
sorgulamalar…Sen bir hayvan için, hiçbir zaman iyi
bir avdan daha da iyi bir arkadaş olamazsın.Ama sen hep
birilerinin hatta hayvanların bile senin için iyi bir
arkadaş olma ihtimalini içinde taşıyacaksın.İşte bütün
mesele bu.
ben : geçen zamanı görebiliyor musun?
ya da geçirdiğin zamana bakıp ne anlıyorsun ?
o : sen görüyormuş gibi konuşuyorsun.
ben : bu izlenimi verdiysem özür dilerim.
niyetim sadece bunu yapabilen var mı diye
sormaktı.
o : yani merak ?
ben : evet kabuğunu kırarsak içinden bu
çıkabilir.
o : yenilir mi bu ?
ben : kabuğunu kırdıktan sonra evet.
o : yani merak duygumu yenmem gerek öyle mi ?
ben : onu neden sevdin ?
o : sevilebilir olduğuna inandığım için.
ben : Ama hep öyledir değil mi ?
o : bilmem daha önce başıma gelmedi.
ben : başına gelseydi de öyle olacaktı.
İnsanın bu konuda kendini kandırması için her
zaman bir nedeni vardır.
Sana hayal mi kurduruyordu ?
o : evet.onunla olmanın düşüncesi beni çılgın
gibi mutlu ediyordu.
ben : en büyük tehlike.
o : nedir o ?
ben : bir şeyin sana hayal kurdurması.
o : bunun neresi tehlikeli ki anlamadım.
ben : çünkü ne kadar seni bu hayalin içine
sokabilirse
Bu ; uyandığın zaman gerçeklerin senin yüzüne o kadar
hızlı çarpması demek oluyor.
Yalnızlık birinci kattan düşürürse;
Ayrılık,seni yüksek bir gökdelenden aşağı iter.
Çünkü yalnızken hissettiğin acı
Birine ihtiyaç duymandan daha çok canını yakamaz.
Aynı şeyler gibi gözükse de asla aynı şey değildir.
Yalnızsan ; seni neyin mutlu edeceğini kestirirsin.
Limitlerini bilir,sınırlarını çizersin.
Ama birileri çıkıp seni sonsuz mutluluğa götüreceğine
ikna etmeye çalışır.
Bunu sana vaad eder.Dost veya aşktır bunun adı bilemem.
Sen de yalnızlığını,bir başkasının süslü laflarına
satarsın.
Aslında bunu bilinçli beklentileri olan biri olarak
yaparsın.
Yaptığın yatırımın karşılığını almak için
sabırsızlanırsın.
Ama sonuçta o büyük bir dolandırıcı olarak senin
karşındadır.
Bunu anladığın an ; seni ilk başta yalnızlığın affeder.
Ve seni yeniden sana armağan eder.
Bu bir lütuftur.
Seni senden daha mutlu edebilecek kimse yoktur.
Saat dört ve sanki saat yıllardır dörtmüş gibi geliyor.
Hoş geldin dünya.
Gezegendeki 8561.günüm.
Ve sanırım sen de hiç değişmemişsin.
Ben buradayım.
Kimse
var mı ???
|