|
O, eski Yugoslavya’da yeni bir kız çocuğu...
Ağlama Marina çünkü hep birileri basacak ayağına…Hayat ;
“pardon” demeyi hiçbir vakitte beceremeyecek olan o kaba
adam.
Yine de ağlama...Ben ne kadar erkeğim bilmiyorum ama 6
yaşında bir kız çocuğu ancak bu kadar kadın olur.Şimdi
sana bir sır vereceğim ; en güzel kitapları yazdılar,en
güzel şarkıları bestelediler, en güzel filmleri çektiler
ve en güzel resimleri yaptılar.Dünyada artık
yapılacak güzel hiçbir şey kalmadı Marina.
Yine de ağlama…Sana nerden seslendiğimin bir önemi yok
inan.Beni tanıdığını da sanmıyorum.Kaldı ki tanıdığımızı
sandıklarımızı aslında tanıyamamışsak ; tanışmak nedir
bilme daha iyi.Bir alışkanlık gibi düşün,bir
saplantı,bir özveri ya da…Biz nerde yaşıyoruz,kaç kıta
var cebimizde ve kaç ıslak deniz görmüş olabiliriz.Yine
de değişme ihtimali olan her şeyin umudunu içimde
taşıyorum ben. ”Her akşam tabanımda senin çamurun
diyor ! “ mezarındaki İlhan Berk DEDE…” Bir deniz
size de çarpar anlarsınız!” diyor ; şimdi uzak
kasabaların birinden…Benim dedem de 85’inde
Marina “ Her şey eskiden daha güzeldi “ diyor.Babam
52’sinde aynı şeyi söylüyor.Ben henüz 23 yaşındayım ve
şunu tüm eminliğimle söyleyebilirim ki ; “ Her şey
eskiden daha güzeldi… “
Anlattıklarımı anlamanın ne kadar zor olduğunu biliyorum
Marina.Çünkü baban o tek katlı,küçük
marangozhanede,insanların daha güzel manzaralara
bakabilme umuduyla tahtadan pencereler yapıyor.Annen ise
boş vakitlerinde henüz 1 yaşını doldurmamış erkek
kardeşinin altını değiştiriyor.Sen ise Belgrad’daki 7
katlı o lüks otelin bulunduğu sokağın sonundaki,
boyaları dökülmeye yüz tutmuş apartmanın en alt
katında,ailenin sana yeni bir elbise almasını
bekliyorsun.Belki kırmızı,belki rengi mor ; yine de
beklemek güzeldir Marina.Alnında henüz tertemiz bir
dünya sakın onu tek başına sokağa çıkarma.
Ay çöreğini sevdiğini biliyorum.Çörekle pek aram yoktur
ama ben de uzun zamandır Ay’ı severim.Görüyorsun ki hala
sevdiğimiz şeyler var.Beklediklerimiz de var.Ama asıl
sıkıntılı mevzu ; sevdiğimiz şeyleri beklemek.Bu
koyu yazdığım iki kelime aynı cümlede kullanılırsa ; bil
ki sana büyük acılardan bahsetmem gerekecek Ama inan
bunu yapmak istemiyorum.Yalnızca hayal et ,hayal etmeyi
öğrenmelisin Marina.İnan dünyada hep güzel ve her daim
güzel kalacak olan tek şey budur ; ve inan işe yarayan
tek fiil de budur.Ve en kusursuz yanı eyleme
dönüşmemesidir yani senin anlaman için daha da
basitleştirmem gerekirse ; düşler, gerçek olduğu zaman
kirlenirler Marina.Belki bilmek istersin ; ben de bir
zamanlar sevdiğim kadına şöyle demiştim aynen : “
Öyle güzeldin ki hayalde sen ama yalnızca hayalde sen …”
Üzülüyorum…Çünkü yine anlattıklarımın ne anlama
geldiğini bilmiyorsun Marina , evet insanlar biliyor ama
onların bilmesi de seni yanıltmasın çünkü inan bana
bildikleri halde hiçbir şey yapmıyorlar.Çünkü
bilmek,harekete geçmekle ters orantılıdır.Sen şu anda
tanıdığım en mutlu kadınsın çünkü mutlu olmanın yegane
kuralı ; hiçbir şeyin farkında olmamaktır.Bilmemek,
her şeyi daha katlanılabilir kılar.
15 yaşındaki ağabeyinin, Şubat’ın son günlerine
rastlayan bir gece yarısı,evinize birkaç adım
yakınlıktaki bir sokak lambasının altında cesedini
bulduklarını biliyorum.Önce karnının tam ortasından
sonra da kalbinden bıçaklamışlar onu.Sebep mi ? Sanırım
ağabeyini öldürerek rahatlayabileceğini düşünecek kadar
aptal bir erkeklik gururu.Erkeklerin her zaman birbirine
kanıtlamak zorunda olduğu şeyler vardır Marina ; çoğu
zaman da bunu bir kavgayla yaparlar.Annen, ağabeyinin
cesedini gördüğünde ; yüzünü ağabeyinin pantolonuna
gömmüştü ve ben bir kadını bu denli ağlarken daha
önceden hiç görmemiştim.Ağabeyinin arka cebinden
ayakkabısının içine kadar girmeyi becerebilmişti
kan.Mavi anahtarlığını hala elinde tutuyordu
ağabeyin.Eve yaklaştığından dolayı anahtarını cebinden
çıkarıp,eline almış olmalı.Aklında, evinin kapısını açıp
sizi nasıl neşeyle selamlayacağını tasarlarken,aniden
biri ya da birileri gelip ağabeyinin kaldırıma dik
vücudunu,tamamen caddenin ortasına yatırmış ya da
yatırmışlar.Baban işteydi sanırım.Gelen pencere
siparişlerini yetiştirebilmek için sabaha kadar çalışmak
zorunda olabilir o gece.Yani baban,birkaç fazla çivi
daha saplamaya çalışırken o güzel manzaralara bakabilme
umudunu taşıyan insanların pencereleri için,biri ya da
birileri ağabeyinin vücuduna doğru saplıyordu bıçağını
ya da bıçaklarını.Bıçak ve çivi ; ikisi de aynı metal ;
aynı anda biri umut taşıyor, diğeri acı.Ama senin,
ağabeyinin başına gelenlerin hiçbirinden haberin yok.O
zamanlar henüz 2 yaşında olduğunu bir kenara
bırakırsam,annen az önce televizyonu kapatmış ve seni
yatağına yatırmıştı.Senin gözlerini kapamanla,annenin
dışardan gelen çığlıkları duyarak pencereye koşması
hemen hemen aynı ana rastlar.Gördüğün gibi bilmemek ;
her şeyi daha katlanılabilir kılar.Ben bunların bildiğim
için katlanamıyor olabilirim.Annen, ağabeyinin
cesedinden oluşan manzaraya baktı o gece sizin
pencerenizden,baban da güzel manzaralara bakacak diğer
mutlu insanlar için pencere yapıyordu aynı
vakitlerde,aynı gece...Müşteriler heyecanla bekledikleri
siparişlerini teslim alacaklardı ; baban ise acıyla
ağabeyinin cesedini.Birileri bir evde hüzünle
kıvranırken,aynı anda bir başka evde bir başkası
kahkahalarla ritim tutuyorsa ; bana dünyanın güzel bir
yer olduğundan asla bahsedemezler Marina.Evet
ağabeyin bir serseri de olabilir.Ama inan bana ;
serserilerin,kravatlı müdürlerden daha çok yaşamaya
hakkı vardır böyle bir dünyada.
Acıyla,acıya doğru büyüyorsun ; bu gerçekten de çok acı.Ama bazıları
kazanacak,bazıları da kaybedecek Marina.Bir daha Belgrad
'a gelir miyim bilmem ama o gece ; sen sokağın sonundaki
o apartmanda,ben sokağın başındaki o 7 katlı
oteldeydim.İnan bana gerçekten komşuyduk ; evleri yan
yana olan insanlardan bile daha komşuyduk.Yakındık
demiyorum ; komşuyduk.Neden mi ? Bak Marina bizim
ülkemizde bir söz vardır : " Komşu,komşunun külüne
muhtaçtır." diye...Biz gerçekten komşuyduk çünkü ;
"kaybeden ,kaybedenin acısına muhtaçtır."
Şimdi burada yağmur var.Cümle kurma sırası gök
yüzünün.Ara sıra kızarak bağırdığı da
oluyor.Şimşek,yıldırım falan ; ağzından çıkan küfürler
bunlar.Neyse ki Belgrad'da hava bugün güneşliymiş,seni
merak ettiğim için televizyondaki hava durumunu izledim
az önce,ordan biliyorum.Kardeşin artık altını kirletecek
yaşı geçmiş,dünyayı pisletecek yaşa gelmiştir.Yanlış
anlama sadece kardeşin değil,büyüyen herkes böyle
yapar.Annen,ağabeyin için hala ara sıra ağlıyordur ve
senin bu göz yaşlarının sebebini hala bilmediğinden
eminim.Babanın yaptığı pencereler umarım mutlu
insanların işine yarıyordur.Güzel manzaralara bakan
insanlar olmalı çünkü o çerçevelerden...Kazananlar
olmalı çünkü onlar...Yoksa biz kaybetmezdik Marina,inan
kaybetmezdik.Sana da bir iyi,bir de kötü haberim
var.İstersen iyi haberden başlayayım : İyi haber ; "
Büyüyorsun Marina !". Kötü haber ise ; " Büyüyorsun
Marina ! "
Yine de ağlama...Şimdi ilkokula başlamış olmalısın.Ama
sıra arkadaşın senin silgini aldığında,onu mutlaka
öğretmenine şikayet et.Çünkü biz kaybetmişsek ; isyan
etmek en doğal hakkımızdır Marina.Ama muhakkak
ödevlerini tek başına yap ; bu, kimsenin yardımına
ihtiyacın olmadan ayakta durabildiğinin ilk kanıtıdır.Ve
matematiği mutlaka sev çünkü ben sevemedim ve hiç şansın
yok ; çarpım tablosunu ezberlemek zorundasın.Şimdiden
sana söyleyeyim ; 7 kere 4 ve 7 çarpı 4 aynı şey.Bu
kelime oyununa sakın düşme.Okumayı öğrendiğin gün çok
mutlu olacağım inan.Çünkü bu yazdıklarımı
okuyacaksın.Korkma Türkçe bilmene gerek yok,ben kendi
dilinden yazıp sana yollayacağım.Ama heceleyerek
okuyacaksın çünkü " Hayat Hatayla Hecelenir.
"
Sana mektubumun başında söylemiştim ; " Güzel olan her
şeyi yaptılar."Ama son olarak bir şey hatırlatmam gerek
sana ;
"EN GÜZEL RESİMLERİ VE EN GÜZEL ŞARKILARI KAYBEDENLER
YAPAR,
EN GÜZEL FİLMLERİ VE EN GÜZEL ROMANLARI DA
KAYBEDENLER YAZAR."
KAYBETMEK BU YÜZDEN GÜZELDİR MARİNA.
ŞİMDİ AĞLA.
|