|
Kapalı bir gökyüzü yani en
sevdiğim hava gösterisi.Az sonra dışarıdakiler yağmurdan
kaçmak için türlü yerlere saklanma planı
yapabilirler.İnsanların güneşi sevmelerine rağmen neden
güneşten kaçmak için gözlük taktığını anlayamadığım gibi
; denizi sevenlerin de neden yağmurdan nefret ettiğini
hala anlayabilmiş değilim.Neyse ben yeni uyandım.Bu
arada arka fonda Dylan amca çalıyor ; tavsiye
ederim,günün ilk saatlerine rağmen iyi kül tablası
dolduruyor.
Bir kaç gün sonra ayrılmak
zorunda kalacağım evimin bahçesinden dışarıyı
seyretmekle meşgulüm.Sanırım benim evimle
vedalaşacağımın haberini almış olan bir çift,bahçemin
tam önünde sıkıca birbirlerine sarılıyorlar.Eminim hiç
ayrılmamak üzere sözler veriyorlar birbirlerine.Kızın
elleri delikanlının omzunda.Beyaz gömlekli delikanlı,
mor entarili kızın ellerini öpmekle yetiniyor.Gözlerini
onun gözlerinden ayırmıyor.Süslü betimlemelere gerek
yok,gördüklerimi yazıyorum ; bu hepimize yeter sanırım.
Tam karşımda aşk en
zararsız uyuşturucu gibi duruyor.Farkındayım ikisi de şu
anda bu dünyada yoklar,zihinleri yeni keşfettikleri
gezegenin tadını çıkartıyor.Şimdi daha sıkı sarılıyorlar
ve kokluyorlar birbirlerini.Burun,göz,ten ve kulak
yalnızca bu anlar için yaratılmış gibi geliyor ikisine
de.Çok mu seviyorlar birbirlerini bilemem.Her yansımanın
aynı zamanda bir yanıltıcı olduğunu düşünürsem ; onların
ilişkilerinin sonunu şimdiden belirlemem mümkün lakin
bunu yapmayacağım.Çünkü kendi kaderimizi çizdiğimizi
sansak da ;Tanrı çoktan projenin altına atmıştır imzayı.Bir
parça mühendis olduğum aklıma geldi sanırım ondan yazdım
bu cümleyi.
Delikanlı kıza ; “ Sen
gidersen yaşayamam “ demiş midir ? Ya da siz
birilerine “ Sen gidersen yaşayamam “ demiş misinizdir ?
Ama o hiç gitmesini istemedikleriniz bir gün kendi
ayaklarıyla uzaklaşmayı seçtiklerinde siz eminim ki ;
“Ben artık bir daha kimseye güvenemem“
demişsinizdir.Evet onlar gittiler ; faturalar
gelmeye,odanızdaki örümcek ağları uzamaya ve evinizdeki
eşyalar tozlanmaya devam etti,siz de yaşamaya devam
ettiniz.Acıdan henüz kimse ölmemişti.Ve siz de hala
yaşadığınıza göre ; ”Sen gidersen yaşayamam” cümlesi de
büyük bir çelişki olarak yalanlığını korumaya
devam etti.Gök yüzünde bir yerlerde artık bu cümle,yüzey
katmanlarının kaçıncı katında olduğu konusunda bir
fikrim yok ama sanırım atmosferden çıkmıştır.(bknz NASA
; Napıyorsun Ayda Salak Adam)Umarım
bir gün söylediğiniz her cümleyi yeniden duyma şansınız
olur,işte o zaman kendinizden nefret etmek için sağlam
delilleriniz mevcuttur.
Evet nihai olarak siz
birilerine ; “ Sen gidersen yaşayamam“ dediniz ve onlar
gitti ama siz yaşamaya devam ettiniz.Daha sonra “Ben
artık kimseye güvenemem “ dediniz ama yine de birilerine
bir şekilde güvenmeye devam ettiniz.Bu konuyu daha da
uzatabilirim ama acizlikleri anlatacak kadar vaktim yok
şu anda.Çünkü yazının başında bahsettiğim gün geldi.Evet
yaşadığım evden taşınıyorum.Henüz gideceğim o uzak yerin
adını koymamışken ; aklımda nedense bir Edip Cansever
cümlesi dolaşıyor ;
“ Kim bulmuştu ki yerini
Kim ne anlamıştı mutluluktan…“
Bu gece,bu evdeki,bu
odadaki son gecem diyerek arabesk bir giriş yapmak
istemiyorum paragrafa ama bu durumu açıklayabilecek
başka bir kelimem yok.2 yıl boyunca zaman zaman odamdaki
duvarlarla konuştuğumu,evimdeki her nesnenin aslında en
değerli canlılar olduğunu size anlatsam ; deli olduğumu
düşünmekten kendinizi alıkoyamazsınız farkındayım.Jean-Paul
Sartre’ın “Bulantı” kitabının tamamında
anlatmaya çalıştığı şey özünde budur zaten.Eşyaların
da bir dili var ve ancak yalnız yaşamanın keyfini
çıkartanlardır ; bu dili en iyi konuşanlar. Bu odada
bir çok kadınla seviştim ; kokularının hala duvarlarımda
asılı olduğu doğrudur.Kiminin küpesi,kiminin kolyesi
hatta bazılarının iç çamaşırları bile durur…(Sevişirken
utanmamışsam bunları yazarken de utanmam.) Sağımda bir
kız arkadaşımın bana Prag’dan getirdiği tablo ve şarap
şişeleri,solumda bir başka ressam kız arkadaşımın benim
yüzümü kara kalemle resmetmeye çalıştığı o dev resim.Bir
not defteri,bir dolma kalem,bir deniz kabuğu…Hepsi
yalnızca şu anda gözüme çarpanlar ve bir zamanki
kadınlarımın benim için getirdiği hediyelerden yalnızca
bir kaçı.Değersiz insanlara da hediyeler alınır sanırım
bunun en güzel örneği benim.Dostlarım da oldu
elbette,evimde misafir ettiğim arkadaşlarım…Ki ben
misafir olmaktan çok misafir etmeye
bayılanlardanım.Odamdan,kitaplarımdan,kırmızı yer
minderlerimden,duvardaki tablolarımdan ve odamın o tuhaf
bahçe manzarasından,tuhaf bir şekilde etkilendiklerini
itiraf etmekten hiçbir zaman kaçınmadılar. ”Bu odada
garip bir şey var dediler “ çoğu zaman bana…Evet vardı ;
değişik bir sinerjiydi bu,hüzünle karışık bir
aura.Aslında odadaki her nesnenin ağzından çıkan sesi
duyuyorlardı o anda fakat ne konuştuklarını
anlayamıyorlardı.Bu odada hiç yalnız kalmadıkları
için,odadaki nesnelerin dilini bilmelerini
bekleyemezdim.
Anlattıklarım sizi
yanıltmasın ; yarın bu evden ayrılırken ne odamdaki
kadınları,ne de misafir ettiğim arkadaşlarımı
hatırlayacağım.Onlarla bu odada geçirdiğim zaman
dilimlerinin inanın hatıra boyutunda bir anlamı yok
benim için.Ama odamın duvarlarını,o tuhaf manzaraya
açılan ve bir türlü kilitlenmeyen kapısını,bir kaç
parçası tamir edilmeyi bekleyen yerdeki tahta
döşemeyi,balkonumun o hiçbir zaman yanmayan kırık
lambasını ve cam kenarında soğuk gibi gözüken oysaki
sıcak kanlı mermer taşlarını özleyeceğimden kesinlikle
eminim.Ve emin olduğum bir şey daha var ; şimdilik
kirasını ödediğim bu yerden çok uzaklara giderken,bir
gün geri dönüp bu evi satın alacağım.Sevdiği herkesi
günün birinde terk etme ihtimali yüksek bir “ben”,ilk
defa birine değil ama tek bir şeye ;
odama söz veriyorum geri dönmek için.Ve
duvarlarımdan özür diliyorum ; onları sonsuza kadar bana
ait kılabilmek adına parayı kullanacağım için ve aynı
zamanda gerçekten çok üzgünüm ; sizi daha güzel
gösterebilmek adına teninize çaktığım her çivi için.
Yanımda dostum Demir var
ve Fahir Atakoğlu parmaklarıyla dokunuyor omzuma ben
yazarken.Demir,yatağıma uzanmış tavanı izliyor.İlk defa
bir yazıya oturduğumda yalnız değilim.Dönüp Demir ‘e ;
“ Sevdiğin bir kadın var Demir,hayal et…Onunla her şeyi
paylaşmışsın.Sen onu hala sevmene rağmen bir gün
ayrılıyorsunuz ve onun bir başkasıyla olduğu haberi
geliyor kulağına.Ya da onu bir başkasıyla
görüyorsun.Buraya kadar çok basit bir örnek değil mi ?
İşte şimdi onu bir başkasıyla gördüğün zaman ne
hissettiğini düşün.Ben de yarın bu odadan
ayrılıyorum.Biliyorsun ki ; yarından sonra bu eve bir
başkası taşınıp,bu duvarların altında oturacak.Ve sen,
sevdiğin bir kadının koynuna bir başkası girdiği zaman
ne hissediyorsan,ben de yarından sonra bu odadan içeri
bir başkası girdiği zaman aynı şeyi hissedeceğim.Şimdi
anladın mı beni ? “
diyorum.
Demir de ; “ Anladım
ortak.” diye cevap veriyor.Demir’in lafı
uzatmamasını seviyorum.
“O zaman dinle şu satırları“ diyorum ;
“ ayak parmaklarımızın arasına çakıl taneleri
sıkışmışken ;
zaman,baş aşağı ince bir belden akıyorken ;
ve tüm derimizi ıslatmışsa tuzlu bir özlem ;
hala bir sahil kasabası olma ihtimalimiz var mıydı bizim
?
yoksa bir yen-geç miydi sıkışan kum saatlerine
ya da bir kaybet-git miydi
o hiç geç kalmamış yenilgi. “
“Vay beee…Kaybettik…Yenildik…” diyor Demir.
“ Hayır…KAYBEDİLMİŞ BİR İLGİDİR ; YENİLGİ…”
diyorum.
Demir sanırım sözden
etkilendi ve yatakta kendi kendine tekrar ediyor sesli
bir şekilde.
Ben sigaramı yakıp balkona
çıkıyorum.
____________________________________________________________Babam’a
|