|
Bana misafir olma eziyetine katlanan arkadaşlarım
bilirler ; evimin balkonu bir ilkokulun bahçesine
bakıyor.
Her sabah çocuk sesleriyle uykumun bölünmesinden dolayı
rahatsız olma gibi bir lüksüm de yok böylece.Atatürk’ün
gençliğe hitabesini okuyor mavi önlüklü bir
çocuk,takıldığı yerde öğretmeni ona sufle veriyor ya da
okul müdürü ; “ Teneffüs zili çaldığında bahçede
hızlı koşmayın çocuklar “ diyerek günle ilgili ilk
uyarılarını yapıyor.Bu sözleri odama ulaştıran dengesiz
bir mikrofon sesiyle ; her iki koşulda da yatağımdan
kalkıyorum kuşkusuz.
Perdeyi araladıktan sonra alfabetik sırayla yan yana
dizilmiş sınıflardaki her bir mavi önlüklüye bakarak ;
onların büyümek için can atan yaramazlar,büyüdüklerinde
ise “keşke hep çocuk kalsaydık” diye serzenişte
bulunacak birer isyankar olacaklarını düşünüyorum.
Ev arkadaşım İbo’nun evde olmamasını fırsat bilerek,ben
evde yokken onun odamdan rosehiplerimi çaldığını bana
itiraf etmesi aklıma geldikten sonra,ben de o evde
yokken onun zulaladığı ıhlamurlardan birini fincanım
için çalıp durumu eşitliyorum ve her daim dostum UZUN
Anadolu’yu ateşledikten sonra balkona çıktığımda ;
özellikle minik erkeklerin yaptıkları maçları,en güzel
tribünden izliyorum.
Bir yazıya konu olduklarından ve benim tarafımdan sinsi
gözlerle izlendiklerinden fena halde haberleri yok.Bazen
bir teknik direktör kadar acımasız,bazen bir taraftar
kadar sadığım.Galatasaray formalı bir çocuk
var,arkadaşlarının ona bağırmalarından adının Mert
olduğunu anlıyorum.
Oldukça şahsi oynuyor,iyi bir futbolcunun herkesi
çalımlayarak gol atması gerektiğini düşünüyor.Futbolun
bir takım oyunu olduğunu ve hayatın koltuklarının
bencilliğe yer vermeyecek kadar dolu olduğunu zaman ona
gösterecek, ne acı…
Şimdi saha içindeki arkadaşları şikayet ediyor ondan
sırf pas atmadığı için,yarın bir dostu sitem edecek “ne
vefasızsın Mert,bir kere bile aramadın “ diyerek ya da
diğer gün sevgilisi telefonu Mert’in yüzüne kapatırken ;
“ Bir daha beni arama Mert “ diye ona kızacak ve
sırf ihmal edildiğini düşündüğü için Mert’in
telefonlarına belki de bir daha hiç çıkmayacak.
Şimdilik zevkle topu yuvarladığın kalede bir kaleci var
Mert ama yarın öbür gün boş kaleye şut çekmekten keyif
almayacak ve karşı takımda oynayan rakibinin bile
aslında bu oyunu ne kadar anlamlı kıldığını ve yaşamak
için hayatta sadece dostlarına değil düşmanlarına bile
ihtiyacın olduğunu anlayacaksın…Gözüm üzerinde Mert
haberin olsun !
Şık bir pasla, “ al da at “ diyor arkadaşına Fenerbahçe
formalı Alex Osman...Kendisi gol atmaya bu kadar
yakınken şansını zorlamıyor,daha müsait bir pozisyondaki
arkadaşı Barcelona formalı Eto Murat’a pas verip,golü
onun hanesine yazdırıyor.İşte hayat diyorum aferin Osman
aferin…
Bir Fenerbahçeli olarak ; Eto Murat’ın, Fenerbahçeli
Alex Osman’la kombinasyonundan fena halde
umutlanıyorum.Eto Fenerbahçe’ye gelmedi ama bizim
ilkokul çoktan Eto’ya imzayı attırmış diyorum…Olması
gerekeni yaptı Osman…
Arkadaşlarını düşündü…Kendi üstünlüğünden çok, takımının
galibiyetini düşündü…Tek başına yaşanan bir
sevincin,birilerine sarılarak paylaşılacak bir
mutluluktan daha keyif verici olmadığını düşündü…Çünkü
insanların seçimleriyle yargılanacaklarının,vereceği bir
kararın yalnızca kendisini değil aslında çevresindeki
herkesi etkileyeceğinin son derece farkında…
Mert gibi günün birinde boş kaleye bakarken
bulmayacak kendisini…Onun sut çekeceği kalede hep bir
kaleci olacak, çünkü yanında o kaleye birlikte gol atmak
için koştuğu hep bir Murat olacak…2’ye tek kalmış bir
kaleci ne kadar çaresizse ; hayat da el ele vermiş Murat
ve Osman karşısında o kadar çaresiz kalacak ve ömürleri
boyunca çektikleri her şut ; inanın bana gol alacak…
Golden sonra Murat ve Osman birbirlerine sarılıyorlar ve
bağırıyorlar ; işte paylaşımın farklı ayaklardan aynı
ritmik figürleri , işte sevincin farklı damarlardaki
alyuvarlardan ortak bir haykırışla vücuda baş kaldırışı…
Gyula Halasz ‘ın Paris fotoğraflarındaki karelerine
benzetiyorum ikisini ; yorgun gece işçileri gibi
mutlu,Paris’in gece lambalarına püf diyen Picasso,Ernest
Hemingway,Henry Miller,Sartre ve daha niceleri gibi fena
halde yaratıcılar diyorum.
Nazım Baba’nın suratını astığını fark ediyorum ve
diyorum ki ; “ Sana mutluluğun resmini yapamadı Abidin
ama Osman ve Murat gülen bir tablo armağan ettiler
şimdi,burada,bugün bana…”
Futboldan nefret eden kadınlar bile gol atan erkekleri
daha çok severler ; Mert gibi davrananları da bu yüzden
suçlamamak gerek…
Gol atan erkeklerin para ve şöhret sahibi olmaları diğer
futbolculara göre her zaman daha kolaydır.Bunun farkında
olan o minik topçular için kaleye geçmek, aralarındaki
herkesin en son isteyeceği şeydir çünkü sahada
kendilerini maç kazandıran futbolcular gibi
hissederler,kendilerine onların isimlerini verirler ; bu
yüzden Murat da Barcelona’nın savunma oyuncusu Puyol’un
formasını değil,durmadan gol atan Eto’nun formasını
giymiştir ve bu yüzden Osman, babasına Lugano’nun değil
Alex De Souza’nın formasını aldırmıştır.
İyi bir golcü, gol kralı olarak ödüllendirilir.İyi bir
savunmacı ise kral değil yalnızca iyi bir defans
oyuncusudur.Bu yüzden Hakan Şükür hep kral olarak
kalacak,Bülent Korkmaz hep bir savaşçı olarak
adlandırılacaktır.Efsane olan Brezilyalı Pele’dir ,Alman
Beckenbauer ise sadece iyi bir kaptandır.
Hayatın bu döngüsünü kırmaya çalışıp, kaleci olarak ödül
almayı beceren tek isim Lev Yashin bile ,ünlü golcü
Karl-Hainz Rumennige gibilere geçit vermediği için hep
takdir edilen değil, çoğu zaman kızılan tek adamdır.
Nitekim de hayat ona verdiği ödülü canını alarak telafi
edecek ,sakatlığından dolayı bacağı kesilerek hayata
veda edecektir.Sonuçta Lev Yashin gibiler bile bu makus
talihi yenemeyecek ve golcülerin kazanmasına engel
olamayacaktır.
Tüm ödüller,tüm ilgi gösterileri ,tüm bu şaşa ;
kazandıranlar,galip gelenler,gol atanlar içindir.Evet
doğrudur ; hayat, kaç gol attığınızla ilgilenir ama
Tanrı formanızı ne kadar terlettiğinizle…
|