|
sade bir yoğunluktan ibaret
tutulmuş olan kederdeki her çizik
henüz telafi edilmemiş bir yan varken
susmak, daha saygılı bir konuşmadır.
kaç kişiye yeter bir kelimelik anlam
önce dil kenarında bekleyenleri say
tüm bağlaçlar tereddütsüz bir inkar
ama bir “keşke” var ; hep ağlıyor orada.
vakti gelirse
dinlemek istersin.
fakat kim ne anlamıştı
herkesin devam etmek zorunda kaldığı yerden.
adam saatine bakıyor ,
kadın ise koluna takmadı onu hiç.
Zamanın neresinde oturduğumuz konusunda net olarak bir
fikrim olmasa da ; bu manzaranın bana, hala adını
koyamadığım duygular yaşattığını söyleyebilirim.Hal
böyleyken ; geçmiş veya gelecek yalnızca 0 ile 9
arasındaki sabitlerden ibaret olmaya mahkumdur.Oysa her
gün, beynin içinde yaşayan bir gizdir,orada zaman
saatlere bölünmemiş,tarih çağlara ayrılmamıştır,orada
dün veya yarın yoktur,orada her gün ; şimdidir.Eğer
anımsama yeteneğiniz varsa ; rakamlar size bunun geçmişi
işaret eden bir zamanda gerçekleştiğini anlatmaya
çalışsa da,siz o anımsadıklarınızı, o an yine
yaşıyorsunuz demektir.Yani geçmiş ; siz düşündüğünüz
sürece şimdidir.Eğer hayal etme yeteneğiniz varsa ;
rakamlar size bunun geleceği işaret eden bir zamanda
gerçekleşme ihtimali olduğunu anlatmaya çalışsa da,siz o
hayal ettiklerinizi,o an yaşıyorsunuz demektir.Yani
gelecek ; siz düşündüğünüz sürece şimdidir.
Ve sıra sende ; geçtiğini söyleyemem,gelmeyeceğini
de biliyorum.Dolayısıyla ne geçmiş,ne de
geleceksin sen ; sen hep şimdisin.Dünyanın
aptal meridyenlerine bakarsak ; seninle farklı yerlerde
olduğumuz bir hayli aşikar.Şu anda farklı şeyler
düşündüğümüz konusunda da sıkı bir bahse girebilirim.Ama
bu farklılıkları hemen ortadan kaldırıyorum ; mekan
benim aklım,konu da sen olarak tayin edilirse ; şimdi
ikimizde aynı yerdeyiz ve aynı mevzudan
bahsedeceğiz.Evet, işte yazının başında bahsettiğim o
anımsama;şimdi yaşıyorum o günleri…Herhangi bir
fedakarlıktan kaçınmayacağım zamanlardı...Anladın mı
bilmiyorum, literatürün hem en basit,hem de en karmaşık
cümlesinden bahsediyorum ; “Evet,senin için her şeyi
yapabilirdim.” Bu ne büyük bir aptallıktı ; bu ne
gösterişli bir laftı ; lanet olsun bu neydi ; bu ne
çarpı ne demekti ? Bir daha artık hiçbir karşı cinsim
için parmağımı bile kaldırmayacağımı üzülerek kendime
itiraf etmek zorunda kalıyorum.Onlar zor olanı yaptılar
; gösterişli bir heykelden,işe yaramaz bir taş
yarattılar.Kendimden nefret etmek için geçerli
nedenlerim varsa ; artık bir kadını sevmek için yeterli
bir sebebim yok demektir.
Fotoğraflarına bakıyorum şimdi.Nasıl bir şey
olduğun konusunda hala bir fikrim yok.İyi ki “şey”
kelimesi var.Üzerinde yıllardır çalışıyorum.Seni
anlatabilmeyi başarabilseydim eğer ; eminim ki yazmaktan
vazgeçmeyi tereddüt dahi etmeden kabul
edebilirdim.Aslında anlatmayı becerenler değil,bir türlü
anlatamayanlardır ; o en büyük yazarlar.Ve seni ilk
görüş…Ve aslında “şey” ; bu ilk görüş
demek.Etimin her zerresi parçalanmıştı,göz bebeklerimin
nereye kaybolduğunu anlayamıyordum,ilk çıkan saç
telimden,ayak parmaklarıma kadar her dokusal mevki
kendine yeni bir ten arıyordu,titriyordum üstelik ve bir
daha artık bildiğim benin,o ben olmadığının,o andan
itibaren fena halde farkındaydım.Her işleyiş değişmişti
evrimsel bir boyutta,üstelik bu birkaç saniyede
gerçekleşmişti.Meğerse ben bir yumurtaymışım annemden
çıktığım anda,o anda kırıldı kabuğum ve kısık gözlerle
dünyaya ilk bakış.Sen dünyaydın,ben erkek olduğumu orada
anladım.
Anlatmaktan nefret ettiğim duygusal bir yoğunluk
içindeyim ve sırf bu yüzden ; bu yazı gerçekten de kısa
süren iğrenç bir cümleler bütünü olacak.Çünkü ben en iyi
yazılarımı hiçbir şey hissetmediğim zamanlarda
yazarım.Tuhaf farkındayım.Ama benim gibi ; mutlu
olmaktan bile korkabilecek kadar korkak ve işe yaramaz
bir adamın ; gerçekten ara sıra cesur cümleler kurması
da bir o kadar tuhaf.Ve tanıdığım bir adam var ; Marcel
Proust ve biliyorum ki ; O da en az benim kadar ürkek
ama cesur konuşan bir adam.Yoksa ; “Bırakın güzel
kadınları, düş gücü olmayan erkekler alsın !.”
demezdi.
Haklısın Marcel ve sırf bu yüzden ;
Bahsettiğin gibi bir erkeğin ,
benim sevdiğim kadını, benden alarak gerçek hayatta elde
etmesinin ne önemi var.
Benim O güzel kadını,her gün yaşamaya yetecek kadar
güçlü bir ŞİMDİ’m var.
* * *
Bana kendini avutuyorsun diyenler de çıkabilir
içinizden.
O zaman ben şunu sorarım onlara ;
“Sen yaşamakla,benden farklı bir şey yaptığını mı
sanıyorsun ?”
Tam da şimdi Yafi geliyor aklıma ve aynen şöyle diyor ;
“ Sevdiğin yüzünden deli oldun “ dediler
“ Yaşamın tadını yalnız deliler bilir” dedim.
En sevdiğim iki yazardan biri olan Romain Gary’nin,
La Vie Devant Soi (Onca Yoksulluk Varken) isimli
kitabı Yafi’nin yukarıdaki dizeleriyle başlıyor.Kitap,
Madam Rosa isimli, kendi evini bir bakım evine çevirmiş
iyi niyetli yaşlı bir kadın tarafından para karşılığında
büyütülen birkaç orospu çocuğunun hikayesini
anlatıyor.Üzgünüm ama ; babalarının kim olduğu belli
olmayan ve anneleri fahişelik yapan çocuklara başka ne
isim verilebilir ki.Gary de kitap boyunca onlara bu
isimle sesleniyor.Ve kitabın kahramanı ufaklık,o çok
sevdiği ve tek varlığı olan Süper ismini verdiği
köpeğini bir başkasına satarken şu sözler dökülüyor
ağzından ;
“ Süper’i ona beş yüz franga sattım,gerçekten iyi
bir iş yapıyordu Süper.Beş yüz frank istedim
kadından,çünkü olanakları olduğunu görmek istiyordum.Tam
üstüne basmışım,kadının şoförlü bir arabası bile
vardı.Süper’i hemen içeri soktu; ne olur ne olmaz,annem
babam olur da bağırmaya koyulurlar diye.Bakın şimdi ne
söyleyeceğim size,inanmayacaksınız çünkü.Beş yüz frangı
aldım,bir lağım deliğine attım.Sonra kaldırıma
oturdum,yumruklarımı gözlerime bastırıp danalar gibi
ağladım,ama mutluydum.Madam Rosa’nın evinde güvence diye
bir şey yoktu,parasızlık,tepemizdeki yetimhane ; bir
yaşam değildi bunlar bir köpek için. ”
Fark eder mi ki…
Sevdiğin her neyse ;
bir köpek ya da kadın eğer onu mutlu edemiyorsan,bırak
bu işi başkaları yapsın.
Bazen sevmek ; hiçbir şey ifade etmez.
Ne anlamak istiyorsanız,onu anlayın.
Size
bir cümle bile borcum yok.
|