.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 SUSANKAMUN
.

sade bir yoğunluktan ibaret

tutulmuş olan kederdeki her çizik

henüz telafi edilmemiş bir yan varken

susmak, daha saygılı bir konuşmadır.

 

kaç kişiye yeter bir kelimelik anlam

önce dil kenarında bekleyenleri say

tüm bağlaçlar tereddütsüz bir inkar

ama bir “keşke” var ; hep ağlıyor orada.

 

vakti gelirse

dinlemek istersin.

fakat kim ne anlamıştı

herkesin devam etmek zorunda kaldığı yerden.

 

adam saatine bakıyor ,

kadın ise koluna takmadı onu hiç.

 

 

Zamanın neresinde oturduğumuz konusunda net olarak bir fikrim olmasa da ; bu manzaranın bana, hala adını koyamadığım duygular yaşattığını söyleyebilirim.Hal böyleyken ; geçmiş veya gelecek yalnızca 0 ile 9 arasındaki sabitlerden ibaret olmaya mahkumdur.Oysa her gün, beynin içinde yaşayan bir gizdir,orada zaman saatlere bölünmemiş,tarih çağlara ayrılmamıştır,orada dün veya yarın yoktur,orada her gün ; şimdidir.Eğer anımsama yeteneğiniz varsa ; rakamlar size bunun geçmişi işaret eden bir zamanda gerçekleştiğini anlatmaya çalışsa da,siz o anımsadıklarınızı, o an yine yaşıyorsunuz demektir.Yani geçmiş ; siz düşündüğünüz sürece şimdidir.Eğer hayal etme yeteneğiniz varsa ; rakamlar size bunun geleceği işaret eden bir zamanda gerçekleşme ihtimali olduğunu anlatmaya çalışsa da,siz o hayal ettiklerinizi,o an yaşıyorsunuz demektir.Yani gelecek ; siz düşündüğünüz sürece şimdidir.

 

Ve sıra sende ; geçtiğini söyleyemem,gelmeyeceğini de biliyorum.Dolayısıyla ne geçmiş,ne de geleceksin sen ; sen hep şimdisin.Dünyanın aptal meridyenlerine bakarsak ; seninle farklı yerlerde olduğumuz bir hayli aşikar.Şu anda farklı şeyler düşündüğümüz konusunda da sıkı bir bahse girebilirim.Ama bu farklılıkları hemen ortadan kaldırıyorum ; mekan benim aklım,konu da sen olarak tayin edilirse ; şimdi ikimizde aynı yerdeyiz ve aynı mevzudan bahsedeceğiz.Evet, işte  yazının başında bahsettiğim o anımsama;şimdi yaşıyorum o günleri…Herhangi bir fedakarlıktan kaçınmayacağım zamanlardı...Anladın mı bilmiyorum, literatürün hem en basit,hem de en karmaşık cümlesinden bahsediyorum ; “Evet,senin için her şeyi yapabilirdim.” Bu ne büyük bir aptallıktı ; bu ne gösterişli bir laftı ; lanet olsun bu neydi ; bu ne çarpı ne demekti ? Bir daha artık hiçbir karşı cinsim için parmağımı bile kaldırmayacağımı üzülerek kendime itiraf etmek zorunda kalıyorum.Onlar zor olanı yaptılar ; gösterişli bir heykelden,işe yaramaz bir taş yarattılar.Kendimden nefret etmek için geçerli nedenlerim varsa ; artık bir kadını sevmek için yeterli bir sebebim yok demektir.

 

Fotoğraflarına bakıyorum şimdi.Nasıl bir şey olduğun konusunda hala bir fikrim yok.İyi ki “şey” kelimesi var.Üzerinde yıllardır çalışıyorum.Seni anlatabilmeyi başarabilseydim eğer ; eminim ki yazmaktan vazgeçmeyi tereddüt dahi etmeden kabul edebilirdim.Aslında anlatmayı becerenler değil,bir türlü anlatamayanlardır ; o en büyük yazarlar.Ve seni ilk görüş…Ve aslında “şey” ; bu ilk görüş demek.Etimin her zerresi parçalanmıştı,göz bebeklerimin nereye kaybolduğunu anlayamıyordum,ilk çıkan saç telimden,ayak parmaklarıma kadar her dokusal mevki kendine yeni bir ten arıyordu,titriyordum üstelik ve bir daha artık bildiğim benin,o ben olmadığının,o andan itibaren fena halde farkındaydım.Her işleyiş değişmişti evrimsel bir boyutta,üstelik bu birkaç saniyede gerçekleşmişti.Meğerse ben bir yumurtaymışım annemden çıktığım anda,o anda kırıldı kabuğum ve kısık gözlerle dünyaya ilk bakış.Sen dünyaydın,ben erkek olduğumu orada anladım.

 

Anlatmaktan nefret ettiğim duygusal bir yoğunluk içindeyim ve sırf bu yüzden ; bu yazı gerçekten de kısa süren iğrenç bir cümleler bütünü olacak.Çünkü ben en iyi yazılarımı hiçbir şey hissetmediğim zamanlarda yazarım.Tuhaf farkındayım.Ama benim gibi ; mutlu olmaktan bile korkabilecek kadar korkak ve işe yaramaz bir adamın ; gerçekten ara sıra cesur cümleler kurması da bir o kadar tuhaf.Ve tanıdığım bir adam var ; Marcel Proust ve biliyorum ki ; O da en az benim kadar ürkek ama cesur konuşan bir adam.Yoksa ; “Bırakın güzel kadınları, düş gücü olmayan erkekler alsın !.” demezdi.

 

Haklısın Marcel ve sırf bu yüzden ;

Bahsettiğin gibi bir erkeğin ,

benim sevdiğim kadını, benden alarak gerçek hayatta elde etmesinin ne önemi var.

Benim O güzel kadını,her gün yaşamaya yetecek kadar güçlü bir ŞİMDİ’m var.

                                    

                                                       

                                                          *  *   *

 

Bana kendini avutuyorsun diyenler de çıkabilir içinizden.

O zaman ben şunu sorarım onlara ;

“Sen yaşamakla,benden farklı bir şey yaptığını mı sanıyorsun ?”

 

Tam da şimdi Yafi geliyor aklıma ve aynen şöyle diyor ;

“ Sevdiğin yüzünden deli oldun “ dediler

“ Yaşamın tadını yalnız deliler bilir” dedim.

 

En sevdiğim iki yazardan biri olan Romain Gary’nin, La Vie Devant Soi (Onca Yoksulluk Varken) isimli kitabı Yafi’nin yukarıdaki dizeleriyle başlıyor.Kitap, Madam Rosa isimli, kendi evini bir bakım evine çevirmiş iyi niyetli yaşlı bir kadın tarafından para karşılığında büyütülen birkaç orospu çocuğunun hikayesini anlatıyor.Üzgünüm ama ; babalarının kim olduğu belli olmayan ve anneleri fahişelik yapan çocuklara başka ne isim verilebilir ki.Gary de kitap boyunca onlara bu isimle sesleniyor.Ve kitabın kahramanı ufaklık,o çok sevdiği ve tek varlığı olan Süper ismini verdiği köpeğini bir başkasına satarken şu sözler dökülüyor ağzından ;

 

Süper’i ona beş yüz franga sattım,gerçekten iyi bir iş yapıyordu Süper.Beş yüz frank istedim kadından,çünkü olanakları olduğunu görmek istiyordum.Tam üstüne basmışım,kadının şoförlü bir arabası bile vardı.Süper’i hemen içeri soktu; ne olur ne olmaz,annem babam olur da bağırmaya koyulurlar diye.Bakın şimdi ne söyleyeceğim size,inanmayacaksınız çünkü.Beş yüz frangı aldım,bir lağım deliğine attım.Sonra kaldırıma oturdum,yumruklarımı gözlerime bastırıp danalar gibi ağladım,ama mutluydum.Madam Rosa’nın evinde güvence diye bir şey yoktu,parasızlık,tepemizdeki yetimhane ; bir yaşam değildi bunlar bir köpek için.

 

Fark eder mi ki…

Sevdiğin her neyse ;

bir köpek ya da kadın eğer onu  mutlu edemiyorsan,bırak bu işi başkaları yapsın.

Bazen sevmek ; hiçbir şey ifade etmez.

 Ne anlamak istiyorsanız,onu anlayın.

Size bir cümle bile borcum yok.
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


.

.

.