.
.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 Bizim sektörün faresi
.

Bazen, kaşınan birinin reklamını yapmadan saldırmak; öfkesini kusmak ister insan!
Çünkü durup dururken kaşınırlar bu kişiler.
Dost görünüp, yıllarca; bir anda makyavellist olurlar.
İşin içine, para, şan-şöhret, gelecek endişesi girince yaşanır bunlar.
Birinin borazanı olunuverir bazı anlarda…
Bizim sektörde böylelerine ‘tetikçi’ denir.
Böylelerinin yüzüne tükürsen yağmur yağdı sanır; aba altından sopa gösterip külhan beyi kesilir, etrafındakilere cesur olduğunu göstermek için ulu-orta yerde düşman gördüklerine kötü sözler sarf ederler.
İkili oynamayı çok severler. Yüzünüze konuşurlarken: “Ak”, dönüp gittiğinizde: “ kara” derler hakkınızda..
Dedim ya! Bazen kaşınan birinin reklamı yapmadan saldırmak; öfkesini kusmak ister insan!
Öyle yapacağım bu kez…

Fareler dünyanın insandan sonra en kalabalık nüfusa sahip olduğuna inanılan memelileridir. Daima insanlara çok yakın ortamlarda yaşarlar.
Bir de ‘mus musculuslar’ ; yani ev-ofis fareleri vardır.
Bu tür farelerden biri uzun zamandır benim ofiste dolanıyor.
Çok sevimli bir şey…
Peşimden ayrılmıyor…
Zaman-zaman kayıplara karışsa da, birden bire ortaya çıkıveriyor.
Nedenini bir türlü çözemedim ama; ne zaman mutlu olsam, dostlarımla iyi ilişkiler kursam, o zamanlarda peyda oluyor.
Bundan dolayı bu aralar farelere takmış vaziyetteyim.
Mesela farelerin iki-üç ay gibi kısa bir sürede cinsel olgunluğa eriştiğini, üremelerinin mevsimlere bağlı olmadığını öğrendim.
Bilgi hazine gibidir.
Bilgisiz toplumlar cehalet çukurlarına yuvarlanmaya mahkumdur.
Bilgi; daha doğrusu doğru bilgi almadan hiçbir işe başlamamak gerekir.
Yanlış bilgi adamı ipe götürür.
Bu nedenle fare dahi olsa onunla ilgili bazı bilgilere ulaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Şu bizim medya sektöründe de çokça fare var.
Vakitsizlikten yakınıp, öğünlerimizi ofisimizde yemeyi tercih ettiğimiz için gece masamızın üzerinde unuttuğumuz kırıntılara gelirler.
Benim faremde zaman-zaman ininden çıkıp ortalığı karıştırıveriyor.
En çokta masamı seviyor. Bazen, bile-isteye kırıntılar bırakıyorum; saniyesinde masamda bitiveriyor.
Farelerin en önemli özelliklerinden biri de kızdığı ya da kıskandığı kişilerin yakın çevrelerine pisliğini bırakıp kayıplara karışmasıdır.
Fareler insan ğlu var olduğundan bu yana vardır. Masallara bile konu olmuşlar; bizlere insanlık dersleri vermişlerdir.
Hatırlayalım. Çoluk-çocuk bilmeyen vardır.


… Günün birinde faresi bol köye bir çalgıcı gelmiş. Muhtara: “Bana bir kese altın verirseniz köyünüzü farelerden temizlerim” demiş. Bütün köy halkı bu habere sevinmiş. Bir kese altın toplanmış, muhtara teslim edilmiş. Halkın isteği farelerden kurtulmakmış…
Kavalcı başlamış çalmaya, fareler saklandıkları yerlerden bir-bir çıkıp gelmişler kavalcının yanı başına. Kavalcı öyle güzel melodiler şakımışki kavalıyla…
Kavalcı yürümüş, fareler arkasından…
Kavalcı dereden geçerken, bütün fareler boğuluvermiş.
Kavalcı köye dönmüş, muhtardan bir kese altınını isteyecek?..
O da ne! Muhtar “Farelerden kurtulduk yok sana altın!” demiş…

Masal böyle sürüp gidiyor…

Gelelim çalıştığım sektördeki fareye.
Geçenlerde kaybettiğimi sandım cingözü! Ama yine çıkıp geliverdi.
Artık onu hiç sevmiyorum. Uğraşacak vaktimde kalmadı…
Keşke benim de tanıdığım bir kavalcı olsaydı da, ofisimdeki fareyi peşine takıp götürüp, Ayamama Deresi’ne bırakıverse diye düşünüyorum…
 

 

 

Yaşar Gürsoy

 

www.yasargursoy.com
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

.