|
|
|
Bazen,
kaşınan birinin reklamını yapmadan saldırmak;
öfkesini kusmak ister insan!
Çünkü durup dururken kaşınırlar bu kişiler.
Dost görünüp, yıllarca; bir anda makyavellist
olurlar.
İşin içine, para, şan-şöhret, gelecek endişesi
girince yaşanır bunlar.
Birinin borazanı olunuverir bazı anlarda…
Bizim sektörde böylelerine ‘tetikçi’ denir.
Böylelerinin yüzüne tükürsen yağmur yağdı sanır; aba
altından sopa gösterip külhan beyi kesilir,
etrafındakilere cesur olduğunu göstermek için
ulu-orta yerde düşman gördüklerine kötü sözler sarf
ederler.
İkili oynamayı çok severler. Yüzünüze konuşurlarken:
“Ak”, dönüp gittiğinizde: “ kara” derler
hakkınızda..
Dedim ya! Bazen kaşınan birinin reklamı yapmadan
saldırmak; öfkesini kusmak ister insan!
Öyle yapacağım bu kez…
Fareler dünyanın insandan sonra en kalabalık nüfusa
sahip olduğuna inanılan memelileridir. Daima
insanlara çok yakın ortamlarda yaşarlar.
Bir de ‘mus musculuslar’ ; yani ev-ofis fareleri
vardır.
Bu tür farelerden biri uzun zamandır benim ofiste
dolanıyor.
Çok sevimli bir şey…
Peşimden ayrılmıyor…
Zaman-zaman kayıplara karışsa da, birden bire ortaya
çıkıveriyor.
Nedenini bir türlü çözemedim ama; ne zaman mutlu
olsam, dostlarımla iyi ilişkiler kursam, o
zamanlarda peyda oluyor.
Bundan dolayı bu aralar farelere takmış
vaziyetteyim.
Mesela farelerin iki-üç ay gibi kısa bir sürede
cinsel olgunluğa eriştiğini, üremelerinin mevsimlere
bağlı olmadığını öğrendim.
Bilgi hazine gibidir.
Bilgisiz toplumlar cehalet çukurlarına yuvarlanmaya
mahkumdur.
Bilgi; daha doğrusu doğru bilgi almadan hiçbir işe
başlamamak gerekir.
Yanlış bilgi adamı ipe götürür.
Bu nedenle fare dahi olsa onunla ilgili bazı
bilgilere ulaşmamız gerektiğini düşünüyorum.
Şu bizim medya sektöründe de çokça fare var.
Vakitsizlikten yakınıp, öğünlerimizi ofisimizde
yemeyi tercih ettiğimiz için gece masamızın üzerinde
unuttuğumuz kırıntılara gelirler.
Benim faremde zaman-zaman ininden çıkıp ortalığı
karıştırıveriyor.
En çokta masamı seviyor. Bazen, bile-isteye
kırıntılar bırakıyorum; saniyesinde masamda
bitiveriyor.
Farelerin en önemli özelliklerinden biri de kızdığı
ya da kıskandığı kişilerin yakın çevrelerine
pisliğini bırakıp kayıplara karışmasıdır.
Fareler insan ğlu var olduğundan bu yana vardır.
Masallara bile konu olmuşlar; bizlere insanlık
dersleri vermişlerdir.
Hatırlayalım. Çoluk-çocuk bilmeyen vardır.
… Günün birinde faresi bol köye bir çalgıcı gelmiş.
Muhtara: “Bana bir kese altın verirseniz köyünüzü
farelerden temizlerim” demiş. Bütün köy halkı bu
habere sevinmiş. Bir kese altın toplanmış, muhtara
teslim edilmiş. Halkın isteği farelerden
kurtulmakmış…
Kavalcı başlamış çalmaya, fareler saklandıkları
yerlerden bir-bir çıkıp gelmişler kavalcının yanı
başına. Kavalcı öyle güzel melodiler şakımışki
kavalıyla…
Kavalcı yürümüş, fareler arkasından…
Kavalcı dereden geçerken, bütün fareler
boğuluvermiş.
Kavalcı köye dönmüş, muhtardan bir kese altınını
isteyecek?..
O da ne! Muhtar “Farelerden kurtulduk yok sana
altın!” demiş…
Masal böyle sürüp gidiyor…
Gelelim çalıştığım sektördeki fareye.
Geçenlerde kaybettiğimi sandım cingözü! Ama yine
çıkıp geliverdi.
Artık onu hiç sevmiyorum. Uğraşacak vaktimde
kalmadı…
Keşke benim de tanıdığım bir kavalcı olsaydı da,
ofisimdeki fareyi peşine takıp götürüp, Ayamama
Deresi’ne bırakıverse diye düşünüyorum…
Yaşar Gürsoy
www.yasargursoy.com
|
|
|
|
|
|