Yine, yeni bir yılı karşılıyoruz.
Umutlar cepte; kederler ve hüzünleri geride
bırakarak…
Ömür gibi, çabucak eriyip gitse de, sevdiğim kente
kar düştü.
Karı, yağmuru, çamuru, çukuru… Sıcağı bir başka
güzel, soğuğu ona keza. Her haliyle; her şeyiyle
güzel kentim.
Lapa kar yağıyor. Pamuk fırtınası var dışarıda.
Hala bazı evlerin bacalarından odun, kömür dumanı
tütüyor.
Her ne kadar, “Doğalgaz daha sağlıklı; kömür
tehlikeli…” denilse de; eskilere götürüyor o
baca dumanı zihnimi.
Yokluk günlerinde bacasından duman tüten evler
kendine yeten aileleri temsil ederdi. Belki de
bundan dolayı tehlikeli göremiyorum kömürün, odunun
dumanını.
Bacasından duman tüten ev mutluluk yüklü
hissettirirdi çocuk benliğimi.
O zamanlar ne doğal gaz vardı, ne de ‘gazyağı’…
Bir bidon gazyağı bulabilmek isteyen, kilometrelere
varan kuyruklarda; karda, kışta, fırtınada,
saatlerce beklemek zorundaydı.
Auer marka silindir gaz sobalarının arka kısmına
ters konan deponun dolu olması, evin daha fazla
ısınacağı; sobanın üzerinde çay demleneceği, bacaya
takılan aparatlarda, çamaşırların kurutulacağı
anlamına gelirdi. Küçük, silindir, kahverengi gaz
sobası bir çok sorunun çözümüydü.
Bazen, ters çevrili depodan, hazneye gaz akmaz,
saatlerce uğraştırırdı.
Yıl 12 Eylül Darbesi’nin ertesiydi.
Gazyağı sıkıntısı, aslında lüks bir sıkıntıydı.
Gerçek sıkıntı, margarin, tüp, şeker hatta ekmek de
bile yaşanıyordu.
Sıkıntının adı, ‘kuyruk’ du.
Yaşım 13 gibiydi. Evin en küçüğü olduğumdan tüpgaz
kuyruğundaydım.
Kar yağıyordu. Yerler, eriyen kardan vıcıktı.
Soğuktu. Kuyruk, neredeyse yüz metrelik sokağın
girişine kadar uzanmıştı.
Tüpgaz bayii sokağın alt köşesinde; çocuk parkını
gören bir yerdeydi.
Ellerim, haki renkli; yeterince ısıtmayan, yağan
karın etkisiyle sırılsıklam olmuş parkanım
ceplerindeydi. Çocuk parkına bakıyor, hayallere
dalıp çıkıyordum.
Parktaki sacdan yapılı kaydırağın ve
tahterevallinin üzerine kar birikmişti.
Dalıp çıkmalarım bir an için derinlere sürükledi
benliğimi…
Geleceğimi düşünürken düşlerimde bir haykırışla
kendime geldim.
Haykırışın sahibi kendimdim.
Sağ ayağımın üzerinden; o dönemlerde adı Hacı Murat
olarak anılan, Murat 124 marka otomobilin lastiği
geçti.
Canım hiç acımadı. Hiç küfür etmedim. Öylece dona
kaldım.
Önce ayağıma baktım, sonrasında kuyruktaki yerime.
Tüpgaza ulaşmama sayılı dakikalar kaldığından
yerimden hiç ayrılmadım.
Dakikalar geçipte, bir adet piknik tüpüne sahip
olduğumda sevincin yerine acı çöreklendiğinde
hissettim başıma gelenleri.
Hızlı adımlarla eve ulaştım, annemin bakışlarındaki
mutluluğu gördüm, arka odaya geçip çorabımı
çıkardığımda görebildim olanları.
Mor ve şiş bir ayakla yüz yüze geldim. Acı şiddetli
ağrıya dönüşüyordu. Çaresizliği yaşarken, annemden
yardım istememeyi de kafama koydum.
Şimdilerde düşündüğümde ne de saçma geliyor oysa.
Ama o zamanlar, büyüklerim gibi tek başına, başının
çaresine bakabilmenin ne demek olduğunu bilmenin
yaşlarıydı.
Sol ayağımı, şişik olan sağ ayağımın üzerine basılı
tutup acıyı dindirmeye çalışırken yumruklarımı
sıkıp, dişlerimi birbirine kenetledim.
Sıcak su bir nebzede olsa iyi gelebilirdi belki… Ama
şimdilerde olduğu gibi sıcak su her istendiğinde pat
diye de sahip olunabilen bir şey değildi.
Banyo yapabilmek için kazana odun atmak, ateşe
vermek, ısınmasını beklemek gerekliydi.
Bir ara, 3 çorap giydim ağrıyan ayağıma ve öylece
ısınmasını sağladım.
Acı ağrıyı, sıcaklık uykuyu getirdi.
Uyandığımda ayağım hala mor ama ağrım öncesinden
daha hafifti.
Şu aralar yine kar yağıyor.
Aradan uzun zaman geçti. O ağrı, ayağımda değil ama,
hala beynimin bir yerlerinde kazılı; yerini koruyor.
Hatta bazen aklıma düştüğünde yüreğimi minik de
olsa bir mutluluk sarıyor; özlemle anıyorum.
Yeni yılın mutluluk getirmesi dileklerimle…
Ve beş yıl önce yazdığım bir şiir
Hamile kedi
Hamile kedinin pati izleri düştü kar üstüne
Azdı yine kadınlar karı görünce
Titrek dallar tutamaz oldu karın yükünü
Lapa-lapa; kocaman süzüldü kar taneleri
Kente bir adam geldi.
Bir başka adam barın cam kenarına
Ardından bir kuzu ve de koca memeli anne
Bakıştı gözleri umutla büyüklerin
Küçük olanın daha bir fazla
Konuşup hasret giderdiler önce
Sonra doğum günü pastasından sürpriz kıvılcımlar...
Bulanık ve tipiydi gökyüzü.
Siyah beyaza çalıyordu düşler
Ve o aralar tazeydi umutlar,
kaçak sevdalar
büyüyordu uzak diyarlarda.
Çiseleyen kar düştü üzerine kadının,
Ve çocuk ile adamın.
Kısa yol aldılar .
Kadın yeni hayatlara gebe
Adam uzaklarda.
Çocuk mutlu yüzlü kısa bir an
Hamile kedinin pati izleri çoktan örtündü
bir Şubat günü.
23 Şubat 2003
Pazar (Koçumun doğum günüydü)