|
Bayramın Koçu Var Danası Var,
Ama Kavurmanın Tadı Yok!
Bundan önceki bayramda da buna benzer bir başlık
atmıştım,
Bayramının adı var, şekerin tadı yok demiştim. Zira
bayram arifesi seyrek bıyıklı asabi hükümet adamı
canımızı sıkmış, bayramın adıyla kafamızı
karıştırmış, kiminle nasıl bayramlaşacağımızı
şaşırıp kalmıştık.
Bu bayrama çok şükür bir ad kargaşası yaşamadan
girdik. Olası bir kargaşa yaşansaydı acaba neler
olabilirdi diye aklımdan geçirdim.
“Koç bayramı” “Dana Bayramı” “Deve Bayramı” gibi
olasılıklar karşısında afallamış durumdayım.
Düşünsenize, bu bayramın adı ne? Kurban meee..
herkes kestiğine göre adlandırsa acaba nasıl olurdu!
__Efendim dana bayramınız mübarek olsun,
__Nice deve bayramlarına,
__Koç gibi maşallah bu bayram.
Neyse bu kadar zırvalık yeter, ben şimdi sizleri
çocukluğumun ve benim jenerasyonumun bayramlarına
götürmek istiyorum.
Komşulukların, dostlukların en sıcak yaşandığı
“komşuda pişer, bize de düşer” lafının dile
pelesenk değil, gerçek olduğu zamanlardı.
Bayram gelişinin bir heyecanı, bir sıcaklığı vardı.
Son hafta her evin camından balkonundan sallanan
halılar müjdesini verirdi bayramın yaklaştığını,
evler de bayram temizliği yapılırdı. O haftaki pazar
yeri başka türlü kurulurdu, renkli kağıtlara
sarılmış bayram şekerleri gök kuşağının tüm
renklerini insanların üstüne sererdi. Mahalleye
getirilen koçların kınaları yakılır, çoluk çocuk
elimize bir tutam ot alıp yanına koşardık.
Bayram yeni elbise ayakkabı demekti bizim için, kapı
kapı dolaşıp mendil içinde lokum harçlık toplamak
demekti.Anamızın babamızın aklının ucundan geçmezdi
“bu bayram nereye kaçsak” fikri.
Biz mi büyüdük? Bayramların tadı mı kaçtı?
Yaşadığım yerin semt pazarındaydım bu hafta;
İnsanların yüzlerine baktım, acı ve çaresizlik
içinde ellerindeki pula dönmüş paralarla neyi neye
denkleştireceklerine bakıyorlardı, anasının eteğini
çekiştiren çocuk tezgahta gördüğü eteklik için dil
döküyordu.
Kadın çaresiz ,babanın yüzü kasılmış.Tezgahtarlar
bağırıyorlardı.
“ Gel gel bayrama gel, şekere gel”
Şimdi her şey çok farklılaştı, ekmek kavgasında
insanlar sevinçlerini yaşayamaz hale geldiler,
istedikleri her şey kursaklarında kalıyor. Bayramda
bir komşudan gelebilecek bir lokma etin hayal
edildiği bir düzende bayram mı kalırmış!
Bayramın ilk günü sabah erken kalkılırdı, geceden
baş ucumuza koyduğumuz ayakkabının kösele kokan
rahiyasıyla uyanırdık.
Karşımızda duran sandalyenin üstündeki giysiye
gülümseyerek bakar, sıcak yatağımızda kedi gibi
gerinerek fırlardık.
Kurbanlıklar biz kalktığımızda çoktan kesilmiş,
ortalıktan kaldırılmış olur, biz sadece mutfaktan
odalara yayılan kavurmanın kokusunu duyardık.
Üstümüzde yeni esvaplarımız( giysi) yüzümüzde
tebessüm, el öpmeye başlar, topladığımız bayram
harçlıklarımızı, bayram yerinde kurulan
salıncaklardaki çingenelere kaptırırdık.
Bayram yerleri yok artık, nereye gidiyor çocuklar?
Kapımızı çalan yok artık, nereye gidiyor
kurbanlıklar?
Bu gün bayram ne kapımızı çalan bir çocuk var, ne de
bayram ziyaretimize gelenler, keşke büyümeseydik,
keşke çocuk kalabilseydik, keşke zaman o zaman
dursaydı.
Televizyonda bilmiş bir ses tonuyla anonsa
yapılıyor, ekranda bir dana resmi “ Alo danam
kaçtı hattını arayın 444…….”
|