.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 BAYRAMIN ADI VAR AMA, ŞEKERİN TADI YOK!
.

Değerli okurlarım hepinizin, bu adı belli ama tadı belli olmayan bayramınızı bütün kalbimle kutluyor, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpüyorum.

 

Memleketten haber sorarsanız:

 

Vatan gazetesi köşe yazarı Selahattin Dumanın tabiriyle “ seyrek bıyıklı asabi hükümet adamı” ( Recep Tayip Erdoğan )ve Mustafa Mutlunun tabiriyle “ danger bey  (tehlikeli)” (Dengir Mir Fırat ) bu bayramda ağzımızın tadını kaçırdı.

 

Biri dedi ki “ne şekeri kim uyduruyor bunları, bu bayramın adı Ramazan Bayramıdır” böylece bir ilke daha imza atarak bayramı siyasete bulaştırdı.

 

Biz bu ülkede nice bayramlar yaşadık hiç birimizin aklının köşesinden geçmemişti bu ikilem, çünkü hiç önemsememiştik. Ama seyrek bıyıklı asabi hükümet adamı bu konuda bu lafı edince herkes birbirine bakakaldı.

 

Şimdi bayram tebriki yazarken veya el sıkışırken aldı mı bizi bir endişe, ne yazsak acaba,ne desek acaba? Bu kişi acaba şekerci mi? yoksa Ramazancı mı?

 

Az sıkıntımız vardı bir de bu eklendi üstüne!

 

Danger bey ise aldı eline sazı, bütün TV kanallarında karşımızda.

 

Elinde bir tomar kağıt sallayıp duruyor, müfteri mi ,muhteris mi neyse ne, bir iddia bir kıyamet…

Karşısında , olmayan sol muhalefetin donkişotu kılıç sallayıp duruyor.Biri elma diyor öbürü armut…. biri sen baronsun diyor,öbürü ne baronu ben beyim bey…

 

Sorular havada kalıyor, cevaplar yerlerde birbirine karışmış ara ki bulasın.Televizyon başında insanlar box maçı seyreder gibiler, ringde biri fena dayak yedi ama hakem şike yapıp dayak yiyenle atanı el sıkıştırıp maçı ortada bıraktı.

 

Herkes hayal kırıklığına uğradı oysa birini omuzlara almak “Türkiye seninle gurur duyuyor” demek istiyorduk.

 

Dünyaya gelince:

 

Kapitalizm boku yediğinden dolayı başta ABD olmak üzere AB ülkelerinde de bir telaş bir panik başladı. Batan bankaları kurtarmaya çalışıyorlar,700 milyar dolar pompalıyacaklar. Amerika’da her  vatandaşın cebinden tam 4500$ çıkacak ki istihdam yaratıp işsizliğin önünü alabilsinler.

 

Biz, alışkınız zaten bize bir şey olmaz rehavetinde gidiyoruz, zaten işsisiz, yoksulluk dersen gani, alıştık biz. Onlar daha yeni banka kurtarıyor biz oraları geçtik.

 

Bir zamanlar bizim bir DIŞBANK’ımız vardı hatırladınız mı? Onu kim almıştı? Fortis!

Şimdi ne oldi ?

 

Fortis’i Hollanda Belçika, Lüksenburg aldı. Böylece bizim bankamız ne sihirdir, ne keramet birden başka ülke devletlerinin  oldu, bak Allahın işine… bu gavur kısmısına akıl sır ermez valla.

 

Zaten bu güzelim dünyanın kaymağını, İngiliz The Thimes gazetesinin Luxx adlı ekinde yazdığına göre1200 kişi yiyormuş.

 

Buna çok sevindim. Ben daha çok zannediyordum… çoğunluk azınlığı yok eder gibi sarsak bir fikrim var da!

Yapılan araştırmalara göre bu yıl milyarderlerin sayısı yüzde 20 artış göstermiş. 2003 yılında sayıları 476 olan bu süper zenginlerin sayısı geçen yıl 946’ya çıkmış. Bu sene de aralarına 179 isim daha eklenmiş. Yani her yıl sayıları artıyormuş, zenginliklerine zenginlik ekleniyormuş.

 

En zenginin kim olduğunu merak edenler için söyleyelim; ABD’li iş adamı Warren Buffett. 124 milyar dolara sahipmiş. Ekonomistler insanlık tarihindeki en zengin yılı yaşadığımızı söylese de bu çıkarım nüfusun geneli için geçerli değil elbette. Zenginliğin çoğu bu 1200 insanın elindeymiş. Onlar harcıyor, gerisi ise sadece bakıyormuş.

 

Peki bu kadar zengin nasıl oluştu? Neleri, neden satın alıyorlar? Nasıl zengin olduklarının cevabı elbette petrol, gaz ve maden yatakları olarak cevaplanabilir.

 

Milyarder denilince aklınıza ne geliyor? Yatlar, son derece lüks katlar, mücevherler mi? Bu saydıklarımızdan artık sıradan zenginlerde de var. Ancak başka bir zengin sınıfı var ki onların yaşantısı hayalleri zorlayan türden: Multi-milyarderler. Çoğu bildiğiniz gibi Rusya, ABD, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden çıkıyor. Parayı da su gibi harcıyorlar.”

 

Neyse ne demişler ” Zenginin parası fakirin çenesi yorar” benimde parmaklarım yoruldu.

 

Son söz:

 

Biri Yer Biri Bakarsa , Bunun Sonunda  Mutlaka Kıyamet Kopar.
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

.