.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

.

Hiçbir şey düşünemeyen ben nasıl olurda bu kadar erkenden karar verir yaşarım yaşanmayacakları. Nasıl olurda kendime saygımı yitirmeden bu kadar acının üzerine hala şaşkınlıkla ayakta ve cesaret buluyorum kendimde.

 

Nasıl bir inanış ki cesareti yıkılmayan ve gece hayatının hiç içinde yokken birden kendisini ve karşısına çıkanı orda yakalayacak kadar bitkin oluyorum. Kimse inanamaz bu benim anlattıklarıma sadece fotoğraf kareleri ve yukarıdaki şahit olur ancak.

 

Zaman tünelinde o kadar hızlı yaşamışım ki, evdeki resimlerim yüzbinlerce nedensizce.Kimisine ve yaşıtlarına göre olağan üstü geçirmişim zamanlarımı, saatlerimi.Kimisine göre ünlüden daha ünlü , ünsüzden daha ünsüz işte.

 

Varlığımı ve beynimi nasıl bir harekete daldırdım öyle bilmiyorum ama bildiğim tek şey kendimi nasıl bu kadar hazır hissetmemle alakalı galiba.Bir anda hayatımdaki bir boş geçen özel üç senenin sonuna fırtınalar estirerek de oturmadı hani. Doğruya doğru.

 

Birden sessizce kendini belli etti ve red cevabını aldı ama sonrasında galiba aklımda kaldı. Kalmasaydı bu raddeye gelmezdi de. Tutkulu olmaya başladığı ve ilk defa yedi gün üst üste görüşme arzusu tanımaya yetmedi tabi ki ama ilk kez radikal kararlar almamı sağlamaya çalıştı, sağladı da yalan olmasın.

 

Gerçi ben radikal kararlar almayı kendi adına seven biri olmasam da sanırım artık öyleyim. Bana sahip olma gücünü yakalamışken bırakacak gücü yok. Lakin o kadar ayrı dünyaların insanlarıyız ki nasıl kesişti bu yollarımız bilemiyorum.

 

Bunu da yaşamak varmış galiba bedende. Ben kimsenin ahını almadım sanıyordum her anlamda.Ama hayatımda kara bulutların geçtiği,düşman sayımın gün geçtikçe arttığı bir zaman diliminde birden karşıma çıkması, denize düşen yılana sarılır misali gibi oldu.

 

Ben artık peşinden koşmayı düşünmekten ziyade ilgiye muhtaç gibi görünsem de gerçek öyle değilmiş anladım sevgiyi. Kendi kendime çok yettim. Ama uzun zaman olmuştu satırları okumayalı, aşık olmayalı ve yazı yazmayalı.

 

Kime kızayım tabiki kendi kendime. İşlerim güçlerim maddi zarar vermekten ve ailemi çok çok yormaktan başka ne işe yaradı ki. Soruyorum canla başla çalıştım da ne oldu? Bitmek bilmeyen içimde durmayan bir heyecanım vardı da ne oldu? Oldu da olan birden neler sönüverdi?

 

Kimin heyecanını öldürdüler? Ayağa kaldıracak kadar , önümde düğme ilikletecek kadar da yaşamayı gördük. Mütevazılığım ya da çok iyi niyetim. Sebep bu olmalı. Ticaret iyi niyetli düşünmemeyi öğretti sonunda.

 

Hayatımın son dönemleri son yoğun geçen iki ayı,gecelerin içinde olmamı sağladı sadece. Çok isteyerek ve can atarak değil. Mecburiyetten olan oldu gecelerde. Geceye teslim değildim ama gece insanı öyle bir avuçlarına alıyormuş ki çok çok sağlamsan korkma.

 

Ama ya değilsen senin vay haline işte. Çok yuvalar söndürür, çok canlar yakar ve seni hayata karşı da bir sıfır mağlup eder. Ya vezirsin ya da rezil. Bense ne vezir ne rezil. Çok şükür kendi kabuğunda, kendi tayfasında ve kendi işinde biri.

 

En son bulunduğum ve çok sevdiğim işimden bile ayrılışım kendi ellerimle olmadı mı? Oda bir kenara yapmak istediklerimin çok üstünde şeyler yaptım,yaptım ama hep çok çok istediklerimi asla yapamadım hep olmadı.

 

Olmasını bekleyecek kadar sabrım yok belki. Bunun nedenini araştırmaya korktum.Tek olmaya mahkummuşum gibi oldum uzun yıllar. Ve korkularım büyüledi gizemini içime. Diğerlerinden neydi farkım, yaralamaya kalktığım bir hikâyemi sancısını çektiklerim.

 

Acı gülerken gözlerime bense tebessümü bırakmadım her seferinde.İnsansan yapman gereken çok şeylerin olmalı. Çok çalışmalı ve çok istemelisin galiba. Öyle istemelisin ki senin olana kadar direnmeli ve bıkmamalı.İşte bugüne vardıysa beklentilerim, yokluğunun içinde barındıysa varlığım bir nedeni var yaşananların ve yaşattıklarının.

 

Sorunsuzluğunu aşamadığın an ya da ben buyum dediğin an bitersin.Bu tehlike ile yaşamıyorum işte.Ben varlığına sahip çıkma telaşı içindeyim yine…

  

 “Anlamını anlamaya çalıştığım bu hayatta bir adım atıp düşmekten ve açıkçası yanlış yapmaktan korkuyorum.Korkuyorum ama aması artık korkmamalı…”

 

Sevgiyle
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


.

.

.