.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 EKONOMİDE KADIN ELİ
.

T.O.B.B. Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, “Kadın Girişimciler Kurulu Kongresi” nde yaptığı konuşmada : “Kadının elinin değmediği bir ekonominin, bereketi de, büyümesi de olmaz” diyerek sözlerine şöyle devam etti : “Elinde hamur olanlar her işe karışsın ki, büyümenin bereketini de toplumun tamamı hissetsin.”

 

Sayın Hisarcıklıoğlu’nu, bu açıklamalarından dolayı, gönül dolusu saygılarla kutluyorum efendim.

 

R.Hisarcıklıoğlu, ayrıca, 2007 yılında, küresel bazda kadın işgücünün istihdam oranının %49, Avrupa Birliği’nde %56, Türkiye’de ise %24 olduğunu , yani, ülkemizdeki kadın istihdam potansiyelinin ancak dörtte birinin kullanıldığını, gerisinin ise heba edildiğini de ekledi.

 

Tabii bu rakamlar kayıt altındaki kadın işgücünü anlatıyor.Ya kayıt altına alınmayanlar?

 

Yani, çalışma hayatına katıldıkları halde, çalışmıyor gözüken kadınlarımız…

 

Ev kadınlarımız…Tarlada çalışan kadınlarımız…Her gün gündeliğe giden kadınlarımız…

 

Küreselleşme sürecinde, özellikle emek pazarındaki rekabet, makineleşmenin daha da yoğun olarak kullanımını da beraberinde getirmiştir.

 

Ekonomide, her zaman, YÜKSEK VERİMLİLİK ve DAHA YÜKSEK KAR hedeftir.Bu da teknoloji kullanımını iyice yoğunlaştırmıştır.

 

Her ne kadar okuma yazma oranları artsa ve kadınlar ekonomik  hayatta daha çok yer alsalar da, istihdam oranları, yine de kadınların çalışma biçimlerini tam olarak yansıtamıyor.

 

Ev kadınlarının %70’i kentte yaşayan ev kadınlarından oluşmaktadır.

 

Ve bir de en önemlisi, rakamlara yansıtılamayan , 12 yaşın altında olan, küçük yaşta işgücüne katılan “ÇOCUK KADINLAR” var.

 

Bilinçli bir şekilde çalışma hayatına katılmanın, kadınlarımızın toplumda güçlendirilmesine sağladığı katkılar, hiç şüphe yok ki, çok olumlu ve önemlidir.

 

Yıllar yılı süregelmiş ataerkil sosyal yapı içinde, kadınlarımız,  ikincil konumdan birincil konuma geçmiş, öğretmen, doktor, mimar, yazar, gazeteci, yönetici, politikacı,…olabilmişlerdir.

 

Ancak, yine de henüz içinde bulunduğumuz, gerek ekonomik, gerekse de sosyolojik şartlar, hala daha,  çalışma koşulları, çalışma saatleri, toplu sözleşmeler, sendikalar, doğum ve süt izinleri, sosyal haklar, ve benzeri konularda, kadınlarımızı zorlayıcı niteliktedir.

 

Burada sorulacak esas soru şudur:”KADIN, İŞGÜCÜNE KATILMAK İÇİN Mİ, YOKSA MECBUR KALDIĞI İÇİN Mİ ÇALIŞMAKTADIR ?”

 

Bazen “NAMUSUNU KORUMAK” için çalışan kadınlarımız, bazen  “İŞYERİNDE TACİZ” çirkinliğine maruz kalmakta, bazen de “BEN KARIMI EVLENİNCE ÇALIŞTIRMAM” nidalarıyla çalıştırılmamakta, kadınların tek amacı evlenmek ve çocuk sahibi olmakmış gibi algılanmaktadır.

 

 

Bir diğer önemli soru da şudur: “EV İŞLERİ, EKONOMİK ANLAMDA BAŞLIBAŞINA BİR KATKI SAĞLAMAKTA MIDIR YOKSA EV İŞLERİ, ZATEN KADIN OLMANIN GEREĞİ MİDİR ?”

 

Değerli TÜRKHABERLER okuyucuları, görüldüğü gibi, konu bir hayli derindir.

 

Zira, küreselleşme bağlamında bakıldığında, küresel pazarlar, serbest ticaret bölgelerinin artması ve genişlemesi sonucunda, kadınlar daha da yoksullaşmış, yaşam standartları düşmüştür.

 

Kırsal yoksulluk kadınlarımızı da aileleriyle birlikte büyük kentlere göç etmeye zorlamış, bu durum da, kadınlarımızı, düşük ücretler karşılığında ve de iş güvencesi olmadan, yalnızca “boğaz tokluğuna” çalışmaya razı olur hale getirmiştir.

 

Evet,  gelişmiş bir toplum olmak için, “HER ALANDA KADIN ELİNİN O ALLAH VERGİSİ BEREKETİNE “ ihtiyaç vardır.Annelik gibi kutsal bir hediyeyi yüreklerinde taşıyan kadınlarımız, hele ki bizim çilekeş kadınlarımız dünyada en iyi şartları hak ediyorlar.

 

Zira, kadın olmak zor, çalışan kadın olmak daha da zor bir mesele haline gelmiştir.

 

Ülkemizin  gelişmesi, elbette ki, kadınlarımızın gerek sosyal hayata, gerek ekonomik hayata katılımlarının artması ile olacaktır.Ve hatta medeni dünyada bu bir zorunluluktur.Bu da mutlaka eğitim ile mümkün olacaktır.

 

Geleceğin kadınlarını ve erkeklerini yetiştirecek olanlar yine bizim kadınlarımızdır.Ve kadınlarımız ne kadar eğitim fırsatından yararlanırlarsa geleceğimiz o kadar sağlam temeller üzerine inşa edilmiş olacaktır.

 

Kadın, eskilerin değimiyle – cins-i latif – zariftir, latiftir, duygusaldır,, incedir, annedir.

 

İş hayatında, kadın kimliğinin varlığı, erkek işgücüne de daha bir hoşgörülü davranma etiğini getirmiştir.

 

Kadınlarımızın, çağdaş ve demokratik platformların bir gereği olarak, her türlü sivil toplum örgütlerinde, sanatta, siyasette, sporda, bilimde, politikada, ve yaşamın her alanında başarılı çalışmalar yapmaları, AB yolunu hedefleyen ülkemiz için en önemli hedeflerin başında yer almalıdır.

 

Kadınlarımız, bir sürü – hak etmedikleri kalitesizlikte – televizyon programları ile uyuşturulup, boşu boşuna oyalanacağına, geliştirici, eğitici, kısa-  orta ve uzun vadede ekonomik katkıya dönüştürebilecekleri kurs, seminer, vb gibi eğitim programlarına, “ücretsiz olarak” katılmaya teşvik edilmelidir.

 

Medyada, “KADININ CİNSEL META OLARAK KULLANILMASI” , bu tür programları reyting birinciliğine taşıyan toplumumuzu rencide etmiyorsa dahi,  kadınlarımız bu konuda tepkilerini ifade edip, beğenmedikleri oluşumları protesto edebilmelidir.

 

Bütün bunların yolu da, elbette ki, kadınlarımızın bilinçlandirilmesinden ve de toplumun tamamının eğitilmesinden geçer.

 

Türk kadını, ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından, bugün yetişmeye çalıştığımız Avrupa Topluluğu ülkelerinden çok önce, 1934’de “Seçme ve Seçilme Hakkı” gibi, son derecede kutsal bir armağanla onurlandırılmıştır.

 

Bu anlamda, büyük devlet adamı ATATÜRK, eşsiz dehasını burada da ortaya koymuş ve 1935 seçimlerinde, T.B.M.M.’nde  17  kadın milletvekilimiz meclisteki yerini almıştır.

 

Şu anda da kadınlarımızı her alanda olduğu gibi, siyasette – mecliste de – daha yüksek oranda görmek istiyoruz.

 

İlk Türk kadın Başbakanımız Sayın Tansu Çiller’i de burada anmak isterim.Kendisi aynı zamanda, çok kıymetli bir ekonomi profesörüdür. (Benim de hocam olmuştur.Bundan şeref duyuyorum.Ve kendisini saygıyla anıyorum.)

Burada Sayın Tansu Çiller dönemindeki olumlu ya da olumsuz ekonomik, sosyal ve siyasi politikaları tartışmıyorum.Zira, bu konu, bu yazının konusu değildir.

Ancak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın Başbakanı olması sebebiyle konumuz açısından önemlidir ve değinilmesi gereklidir diye düşünüyorum.

 

 Biz, hayatın her alanında, saygıyla anılan , hak ettiği değeri bulmuş kadınlarımızı görmek istiyoruz.İğne oyası yapan, halı dokuyan, okuyan ve okutan, kınalı elleriyle yavrusunun saçını tarayan, bazen masasında “ t” cetveliyle proje çizen, bazen karatahtada çocuklarına ders anlatan, bazen okulun yemekhanesinde öğrencilere yemek dağıtan, bazen hastanelerde inleyen hastalara sevgi dolu bir güler yüzle ilaç veren, bazen üniversitelerde akademisyenlik yapan, bazen hakim, bazen savcı, bazen avukat, bazen taksi şoförü, bazen  terzi, bazen  ressam,…

 

21.yüzyılda, hala berdel verilen, töre cinayetlerine kurban edilen, başlık parasına bir eşya gibi satılan, insanlık dışı muamelelere maruz bırakılan kadınlarımızı değil…

 

Bu meyanda, başarılı kadınları destekleyen, gerek toplumda, gerekse de aile içinde kadınlarına sahip çıkan, destekleyen, onlara yol açan, başarılarından gurur duyan, onların ilerlemesi için omuz veren bütün değerli beyefendilere selam ve saygılar.

 

Hanımına destek olan beyler, kadınların gözünde kendi saygınlıklarını daha da çok arttırmaktadırlar biline…

 

Hepinize sağlıklı, huzurlu, mutlu ve başarılı günler dilerim...

 

Sevgi ve Saygılarımla

 

Dr.PINAR ALTINOK
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 

.

.