.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 Bir ülkede paranın değerini ne belirler?
.

Para para para !!!

Varlığı bir dert,

Yokluğu yara !!!

 

Bu durum sadece kişisel bazda, tek tek bireyler için değil, aynı zamanda genel olarak, ülkeler için de doğrudur.Evet, paranın yokluğu, ülkeler için de büyük bir yaradır.

 

Dolaşımda olan – elden ele gezinen – para, bazen ekonomi içinde salınırken, çokmuş gibi bir illüzyona neden olabilir.Hele ki sıfırlar atıldıktan sonra…

 

Ancak, asıl bakılması gereken, dolaşımdaki paranın gerçek “değeri” dir.

 

Peki, paranın değerini ne belirler ?

 

Cevap : ÜRETİM !

 

Burada, belirleyici faktör üretim olduğuna göre, üretim için de yatırıma ihtiyaç olduğuna göre, demek oluyor ki, YATIRIMCILARIN MORALİNİ YÜKSEK TUTACAKSINIZ.

 

Ekonominin, somut olduğu kadar, soyut yönleri de vardır.Ve bu moral meselesi de, soyut yönlerden biridir.

 

Reel ekonominin de, kendine özgü piyasaları vardır.Emek piyasası, hizmet piyasası, mal piyasası, sermaye piyasası, …gibi.

 

Yani, dövizi de, faizi de, borsayı da, topluca para piyasası içinde değerlendirmek gerekmektedir.

 

Bu kalemlerden bazen biri iner, biri çıkar…Ama hep aynı kalem kazanır :PARA

 

Para, başında otoritesi olan bir kavram…Devletin Merkez Bankası var…Bütün dünyada böyle.

 

Şimdi biz kendi durumumuza bakalım: Şöyle ki ; “Biz, %42 ile, dünyada en çok kazandıran 5. borsayız.

 

Yani, dışarıdan gelen yatırımcı “misafirlerimize” parayla para kazandırıyoruz.

 

Bizim kazandırdığımız faiz, %22…Dışarıda aynı faiz %5.

 

Dünya genelinde, 1999’dan bu yana durgunluk yaşanıyor.

 

Yani bu durgunluk, bu günkü iş değil…

 

Ancak, dünya ülkeleriyle aramızdaki fark şu ki, onlar, bu durgunluğa rağmen üretim yapıyorlar…Bizde ise üretim, artık neredeyse durma noktasına geldi…

 

Ve de bu ürettikleri malları da bize ithal ediyorlar.

 

O kadar ki, Türkiye’de, en büyük süper marketler zincirinin cirosunun %70’i ithal mallarından elde ediliyor.

 

Ve şunu da üzerine basa basa söylemekte büyük fayda var ki : “BİZİM GİBİ, BORÇLU BİR ÜLKEDE, DÖVİZ REZERVLERİNİN ÇOKLUĞU, O ÜLKENİN İTİBARINI DEĞİL, TAM TERSİ ŞEKİLDE, İTİBARSIZLIĞINI GÖSTERİR.”

 

Durum, Türkiye’de de böyledir.

 

Bazı siyasiler, çok komik bir şekilde, döviz rezervlerimizin kendi dönemlerinde ne kadar çok arttığıyla öğünürken – ekonomik göstergeleri okuyamadıkları için – kendilerini ne kadar cahil duruma düşürdüklerini de bilemiyorlar tabii…

 

Bunu kıvanılacakmış gibi söylüyorlar…Hani çok ya, her halde iyidir, şişinelim de havamız olsun birader hesabı…)))

 

Ama bu ekonomist milleti kolay kolay kül yutmaz…İşte böyle aydınlatıveriyoruz halkımızı dilimiz döndüğünce…

 

Şimdi bu kendini gülünç duruma düşüren ve palavrasyon ekonomik gelişme masallarına kendileri de inanan bu amcalara soracaksın: “PEKİ DÖVİZ REZERVLERİNİN MALİYETİ NE OLUYOR SANA ? “…Efendim…Cevap yok değil mi?

 

%22,5 ile alıp, %5 faiz ile yabancı bankalara yatırıyoruz…Borsada dönen kağıt şeklindeki paralar da cabası…

 

Sanayici kesiminin kazancı da %80 faizden geliyor…Zira artık sanayici de üretim yapmayı çoktan bıraktı…

 

Dolar her geçen gün düşüyor…Peki bu ne demek?

 

Dolardaki her düşme, senin işsiz kalmana, kişi başına düşen Milli Gelir’inin azalmasına, işsizliğin artmasına, gelir dağılımını daha da gayri adil olmasına, ailenin borçlanmasına, kredi kartı borçlarına…neden oluyor demek.

 

 

Şunu kesinlikle biliyoruz ki, piyasalardaki dalgalanma, sokaktaki adama  haksız rekabet olarak yansıyor ve bu da rahatsızlığı arttırıyor.

 

Şöyle bir hassas denge var: Piyasadaki para, düşük değerli olursa, hamallık yapmış oluruz…Yüksek değerli olursa, yatırım olmaz…fabrikalar kapanır.

 

Bize borç veren sistemlerle iyi geçinmek uğruna halkın göz ardı edilmesi tam da şimdi içinde bulunduğumuz durumdur.

 

Üretici inliyor…Esnaf, emekli perişan,…İşsizlik tavan yapmış durumda…Enflasyon artmaya başladı…Artık iki haneli rakamlara çıktı…Kurun yükselmemesi, hatta daha da çok düşmesi isteniyor ki, enflasyon artmasın.( Oysa, yukarıda, dolardaki her düşmenin nelere sebep olduğunu irdelemeye çalıştım.)

 

Böyle bir ekonomik tablo varken, TÜSİAD ve TOBB, toplantılar yaparak, durum değerlendirmesinde bulundular.Ve de “ACİL PLAN” yapılması lazım dediler.

 

Yabancı yatırımcıları üzmemek lazım…

 

Bu ülkede, mali piyasaları kurtarmak gerekiyor.Zira oluşan zararlar, “kamulaştırılıyor”.Yani bu zararlar, devlete pahalıya patlıyor.

 

Sonuçta ne oluyor? Bu zararları kim ödüyor?

 

Cevap gayet açık: Bu zararlar, vergi mükelleflerinin sırtına ilave yük olarak biniyor…

 

Ülkemizde, kurtarılması gereken ne kadar çok şey var değil mi?

 

Siyasetin finansmanını parası olanların yaptığı bir sistemde, DEMOKRASİ kurtarılmayı bekliyor…

 

LAİKLİK, o kadar aşındırıldı ki, o da kurtarılmayı bekliyor…Hem de acele tarafından…

 

HUKUK DEVLETİ, ki ,kendisi ANAYASA ile kayıt altına alınmış en kutsal kavramlarımızdan biridir -  yanlışların doğru olduğu ve hatta ödüllendirildiği bir sistemde - bu kavram da kurtarılmayı bekliyor…

 

E para da kurtarılmayı bekliyor…Onsuz açlık sınırının altında yaşayan bir ülke olmayı başarmak gibi üstün bir maharetimiz ortaya  çıkıyor…

 

Vallahi ben de kurtarılmayı bekliyorum…

 

Zira bu ekonomik göstergeler yaz yaz bitmiyor…)))

 

 

Hepinize mutlu ve sağlıklı günler diliyorum efendim…

 

Sevgi ve Saygılarımla…

 

Dr. PINAR ALTINOK
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

.