.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 Yeni Milli Gelir Hedefimiz, Vizyon Ve Strateji
.

Saygıdeğer okuyucularımız, dostlarımız, arkadaşlarımız.Kısa süren tatilimizi bitirdik, tekrar karşınızdayız.

 

Bildiğiniz gibi,ülkemizde yeni gelişmeler oldu.Yeni kurulan hükumet güven oyu aldı.Sayın Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçildi.Ülkemizde, demokratik süreç içerisinde yaşanan bütün gelişmelerin hayırlı uğurlu olmasını, vatanımıza milletimize iyilikler, güzellikler getirmesini diliyorum.

 

Yeni hükumetin en önemli hedefi,Türkiye’de kişi başına düşen Milli Gelir’i 10bin dolara çıkarmak olarak belirlendi.

 Yani,güvenoyunu da alan yeni hükumetin meclise sunduğu “Hükumet Programı”nda böyle belirlenmiş.

 

Vatandaş olarak düşündüğünüzde, çok güzel bir hedef elbette.Hangi seneye kadar bu hedef belirlenmiş?Önümüzdeki beş yıl.Çok güzel…ama sakın pembe bir ütopya olarak kalmasın gönüllerde!!!

 

Şu andaki seviye, 5bin doların biraz üzerinde.O zaman 10bin doların çok iddialı olduğu anlaşılıyor.

 

Bir de önümüzdeki beş yılda, Türkiye’de nüfusun artış oranı meselesi var tabii.O zaman, Milli Gelir’den kişi başına düşecek pay değişir.Elbette olması mümkün değil ya,hadi nüfusun hiç artmadığını varsayalım,yine de iki katı bir hedeften söz ediyoruz.

 

Sanayileşmede de, kalkınmada da hedefleri gerçekleştirmenin tek yolu, doğru stratejileri- dünyaya ayak uydurmayı başarmış bir vizyona bağlı kalarak – uygulamaya bağlıdır.

 

Peki çok güzel…O zaman “vizyon” ne demektir? Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için kısaca değinelim.

 

Vizyon;Kavramsal olarak görülmek istenen veya görülen manzara, resmin bütünü anlamına gelir.(Latince:Visio, görme anlamına gelir.)

 

Vizyon , bugünkü vizyon ve gelecek vizyon olarak ikiye ayrılır.

Bugünkü vizyon,bize, içinde bulunduğumuz yeri gösterir.Yani bir nevi “Çıkış Noktası”dır.

Gelecek vizyon ise, varılmak istenen “Hedefi” gösterir.Yani,”Varış Noktası”dır.

 

Vizyon,çok iyi analiz gerektirir.Vizyon, mevcut potansiyeli görebilmek, yerinde,doğru ve objektif bir şekilde tespit edebilmek ve bu ışıkla geleceği görebilmek demektir.

 

ETKİLİ VİZYON, BAŞARIYI GETİRİR.Yani, vizyon bize”STRATEJİMİZİ” belirlerken uygulayacağımız yöntemleri, izleyeceğimiz haritayı çizer.

 

Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere, vizyon; daha fazla bilgi, çok fazla entelektüel derinlik, yakın-orta ve uzun vadede geleceğe ilişkin “isabetli” tahmin yeteneği (geleceği öngörebilme yeteneği), akıl, creatif(yaratıcı) düşünce, yönetim ve organizasyon yeteneği gerektiriyor.

 

Strateji bilmeyi gerektiriyor.Peki,”strateji” ne ola ki?

Strateji,önceden belirlenen hedefe varmak için izlenen yol anlamına geliyor.Yani, bu bir savaşsa, zafere giden yol,”strateji”dir.

 

Doğru stratejiyi koyup uygulayabilmek için;azimli,kararlı, sorumluluk alabilen,alternatif çözümler üretebilen, pozitif bakış açıları geliştirebilen, ”ortama hemen adapte olabilen”,risk alabilen yöneticilere ihtiyaç duyulduğu muhakkak.

 

Bütün bunlar, küçük yaşlardan beri alınacak esaslı temel eğitimle (bizde 8 yıllık temel eğitime bile ne kadar büyük tartışma ve sancılarla geçildiği düşünülürse), ve kişisel zeka kapasitesi ile orantılı.IQ, yanı sıra (ve daha çok oranda) EQ (duygusal zeka) gerektiriyor.

 

Yukarıda sıraladığımız bütün özellikleri daha da fazlasıyla taşıyan dünyadaki tek ve en büyük lider olan Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüz, her alanda olduğu gibi, burada da “eşsiz dehasını” göstermiş, ve kalkınmış Türkiye idealine ilişkin vizyonunu daha o zamanlarda belirlemiş, ve hedefe götürecek stratejileri de Birinci İzmir İktisat Kongresi’nde belirlemiştir.(Şimdi ayrıntılara fazla girmeyeceğim.Yoksa çok önemli bir konudur.)

 

Hedeflediği vizyonu “Muasır Medeniyet Seviyesinin Üzerine Çıkmak” olarak belirlemiş, ve bu yola giden stratejiyi de “Altıok”unda açıklıkla yer verdiği ilkelerle açıklamıştır.

 

Türkiye’de,5’er yıllık “Kalkınma Planları”yapılıyor.(Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı,…gibi).Şu anda, ülkemizde, Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı (2007-2013) yürürlüktedir.

Bu  planlamaları yapacak olan kurum da “Devlet Planlama Teşkilatı” dır.Ve bu kurum,ülkemizin en ciddi kurumlarından biridir.

 

AKP’nin çıtayı yükseltici hedefler koyması, takdire şayandır.4,5 yıllık tek parti iktidarında yaptıkları başarılı uygulamaları, ALLAH var, görmezlikten gelinemez.

 

Ancak, bu yeni dönemde, hem yarım kalan projelerin tamamlanması, hem de yeni projelerin “ÇALA KALEM” değil de, bir “vizyon” ve “strateji” içerisinde ele alınması gerekmektedir.

 

Yoksa, kağıt üzerinde “yaldızlı” hedefler belirlemek, gayet kolay bir şeydir.

 

Dünya pazarlarının, devasa bir rekabet piyasasına dönüştüğü yeni dünyamızda,geleceği şekillendirecek  sanayileşme ve kalkınma plan ve programları, devletin, bu işi yapmak üzere kurulmuş, mükemmel bir teknokrat kadrosu olan uzmanların ellerinde şekillenmelidir.Zira DPT’nin bütün elemanları, konusunda çok ciddi ve ağır eğitimlerden geçmiş, mesleğe atıldıktan sonra bile pek çok sınavlar vermiş, dünya çapında ekonomist, mühendis, planlamacı, istatistikçi, sosyolog ve daha pek çok teknik kadrodan oluşmaktadır.

 

Ancak, unutulmaması gereken bir gerçek, DPT’nin Başbakanlığa bağlı bir kurum olduğudur.

Yani, DPT’nin bütün kadroları, “gerçekçi” hedeflerin ne olması gerektiğini bilir.Ancak; siyasi hedefler ve tercihler, ekonomik hedeflerin önüne geçtiği için,”emir demiri keser” misali hedeflerini hükumetin siyasi taleplerine uygun olarak öngörmeye bir yerde mecbur kalmaktadırlar.

 

Siyasi  hedeflerin, ekonomik hedeflerin önüne geçmesi, planlamalara sekte vurdukça, kalkınmamıza gereken ivmeyi verememekteyiz.

Çok yakında yaşadığım bir olaydan örnek vereyim.Geçen hafta bir iş için Malatya’ya gittik.Hekimhan ilçesinde halkımız bize çok değişik bir “ekonomik olgu”yu aktardılar.Aslında onlarınki dert yanmaktı ve haklıydılar.

 

Şöyle ki;” Hekimhan’da demir sanayi çok ileri boyutta idi ve nüfus kalabalıktı.Ama demir sanayinin özelleştirilmesi ile birlikte, ilçede 6-7 tane olan banka sayısı bire indi.Bütün bankalar kapandı, yalnızca Ziraat Bankası kaldı.60-70 tane kamyon vardı, şimdi on taneyi geçmez.Millet buralardan göç etti, demir kapanınca açlık başladı, işsizlik başladı, burası adeta terk edildi” dediler.

 

Şimdi, bir planlamacı, özelleştirmeyi, sonuçlarını, ekonomik, toplumsal, bölgesel etkilerini, nelere mal olacağını, ortaya çıkaracağı etkileri,  hepsini bilir.Ama, hükumetler, “ filan sektörde özelleştirmeye hız verilecek” şeklinde bir siyasi uygulamayı öngörmüş ve parti programına almışsa,” efendim ben bunu planlamaya alamam” diyemez.Bu kadar açık.

 

Sonuç olarak ; “Hedeflerimizin Olması Ama Vizyonumuzun Olmaması” en büyük sorunumuzdur.Zira, ardından yaşanacak hayal kırıklıkları, milyonların kaderini etkilemektedir.Kağıt üzerinde pembe tablolar çizmek kolaydır.Gerçekçi ve uygulanabilir hedefler çizmek zordur.

 

Vizyona ulaşmada;inanç ve direnç gösterecek, öz güveni ve cesareti tam oluşmuş kadrolar gerekir.

 

 Vizyon,geleceğin resmi ise,”Ülkenin Vizyonu” da “ Ülkenin Geleceğe Ait Resmi”dir, ve bu resim milyonların kaderini çizer.

 

Buradaki en önemli ve altı çizilecek “ironi” de şudur.Devletin, “vizyon” konusundaki yol gösterici düzenlemeleri yapması ve başat rol oynaması, özel sektörün en fazla gereksinim duyduğu şeydir.Yani, “Serbest Piyasa Ekonomisi”ni benimsemiş bir ekonomik düzen içinde,“Devletin Rolünün Küçültülmesi” meselesi de yanlış anlaşılmamalıdır.Bu, çok çok önemli bir konudur.(Bir gün uzun uzun bu konuyu konuşuruz kısmet olursa)

 

Eskilerin “Basiret” dediği, moda tabiriyle “Vizyon”; Hükumet Programları’nda, ayakları yere basan, halkımıza umut ve kalkınma duyguları aşılayan, hedefe ulaşırken yapılacak fedakarlıkların, bir “ulus” bilinci ile ortaklaşa  paylaşılacağı, güven veren ve “KÜRESELLEŞME” gerçeğini görerek, ancak kişisel kimliğimizi de koruyarak dünya pazarlarına entegre olmuş bir ekonomik kalkınma şeklinde olmalıdır.

 

Milli Gelir’den kişi başına düşen payımızın, “Muasır Medeniyet Seviyesi”nin çok çok üstünde olması dileği ile…

 

Sağlık , mutluluk, ve başarılarla  kalınız efendim.

Sevgi ve Saygılarımla
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

.