|
Saygıdeğer okuyucularımız, dostlarımız,
arkadaşlarımız.Kısa süren tatilimizi bitirdik, tekrar
karşınızdayız.
Bildiğiniz gibi,ülkemizde yeni gelişmeler oldu.Yeni
kurulan hükumet güven oyu aldı.Sayın Abdullah Gül,
Cumhurbaşkanı seçildi.Ülkemizde, demokratik süreç
içerisinde yaşanan bütün gelişmelerin hayırlı uğurlu
olmasını, vatanımıza milletimize iyilikler, güzellikler
getirmesini diliyorum.
Yeni
hükumetin en önemli hedefi,Türkiye’de kişi başına düşen
Milli Gelir’i 10bin dolara çıkarmak olarak belirlendi.
Yani,güvenoyunu da alan yeni hükumetin meclise sunduğu
“Hükumet Programı”nda böyle belirlenmiş.
Vatandaş
olarak düşündüğünüzde, çok güzel bir hedef elbette.Hangi
seneye kadar bu hedef belirlenmiş?Önümüzdeki beş yıl.Çok
güzel…ama sakın pembe bir ütopya olarak kalmasın
gönüllerde!!!
Şu
andaki seviye, 5bin doların biraz üzerinde.O zaman 10bin
doların çok iddialı olduğu anlaşılıyor.
Bir de
önümüzdeki beş yılda, Türkiye’de nüfusun artış oranı
meselesi var tabii.O zaman, Milli Gelir’den kişi başına
düşecek pay değişir.Elbette olması mümkün değil ya,hadi
nüfusun hiç artmadığını varsayalım,yine de iki katı bir
hedeften söz ediyoruz.
Sanayileşmede de, kalkınmada da hedefleri
gerçekleştirmenin tek yolu, doğru stratejileri- dünyaya
ayak uydurmayı başarmış bir vizyona bağlı kalarak –
uygulamaya bağlıdır.
Peki çok
güzel…O zaman “vizyon” ne demektir? Konunun daha iyi
anlaşılabilmesi için kısaca değinelim.
Vizyon;Kavramsal olarak görülmek istenen veya görülen
manzara, resmin bütünü anlamına gelir.(Latince:Visio,
görme anlamına gelir.)
Vizyon ,
bugünkü vizyon ve gelecek vizyon olarak ikiye ayrılır.
Bugünkü
vizyon,bize, içinde bulunduğumuz yeri gösterir.Yani bir
nevi “Çıkış Noktası”dır.
Gelecek
vizyon ise, varılmak istenen “Hedefi”
gösterir.Yani,”Varış Noktası”dır.
Vizyon,çok iyi analiz gerektirir.Vizyon, mevcut
potansiyeli görebilmek, yerinde,doğru ve objektif bir
şekilde tespit edebilmek ve bu ışıkla geleceği
görebilmek demektir.
ETKİLİ
VİZYON, BAŞARIYI GETİRİR.Yani, vizyon bize”STRATEJİMİZİ”
belirlerken uygulayacağımız yöntemleri, izleyeceğimiz
haritayı çizer.
Bütün
bunlardan anlaşılacağı üzere, vizyon; daha fazla bilgi,
çok fazla entelektüel derinlik, yakın-orta ve uzun
vadede geleceğe ilişkin “isabetli” tahmin yeteneği
(geleceği öngörebilme yeteneği), akıl, creatif(yaratıcı)
düşünce, yönetim ve organizasyon yeteneği gerektiriyor.
Strateji
bilmeyi gerektiriyor.Peki,”strateji” ne ola ki?
Strateji,önceden belirlenen hedefe varmak için izlenen
yol anlamına geliyor.Yani, bu bir savaşsa, zafere giden
yol,”strateji”dir.
Doğru
stratejiyi koyup uygulayabilmek için;azimli,kararlı,
sorumluluk alabilen,alternatif çözümler üretebilen,
pozitif bakış açıları geliştirebilen, ”ortama hemen
adapte olabilen”,risk alabilen yöneticilere ihtiyaç
duyulduğu muhakkak.
Bütün
bunlar, küçük yaşlardan beri alınacak esaslı temel
eğitimle (bizde 8 yıllık temel eğitime bile ne kadar
büyük tartışma ve sancılarla geçildiği düşünülürse), ve
kişisel zeka kapasitesi ile orantılı.IQ, yanı sıra (ve
daha çok oranda) EQ (duygusal zeka) gerektiriyor.
Yukarıda
sıraladığımız bütün özellikleri daha da fazlasıyla
taşıyan dünyadaki tek ve en büyük lider olan Mustafa
Kemal ATATÜRK’ümüz, her alanda olduğu gibi, burada da
“eşsiz dehasını” göstermiş, ve kalkınmış Türkiye
idealine ilişkin vizyonunu daha o zamanlarda belirlemiş,
ve hedefe götürecek stratejileri de Birinci İzmir
İktisat Kongresi’nde belirlemiştir.(Şimdi ayrıntılara
fazla girmeyeceğim.Yoksa çok önemli bir konudur.)
Hedeflediği vizyonu “Muasır Medeniyet Seviyesinin
Üzerine Çıkmak” olarak belirlemiş, ve bu yola giden
stratejiyi de “Altıok”unda açıklıkla yer verdiği
ilkelerle açıklamıştır.
Türkiye’de,5’er yıllık “Kalkınma
Planları”yapılıyor.(Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı,
Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı,…gibi).Şu anda,
ülkemizde, Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı
(2007-2013) yürürlüktedir.
Bu
planlamaları yapacak olan kurum da “Devlet Planlama
Teşkilatı” dır.Ve bu kurum,ülkemizin en ciddi
kurumlarından biridir.
AKP’nin
çıtayı yükseltici hedefler koyması, takdire şayandır.4,5
yıllık tek parti iktidarında yaptıkları başarılı
uygulamaları, ALLAH var, görmezlikten gelinemez.
Ancak,
bu yeni dönemde, hem yarım kalan projelerin
tamamlanması, hem de yeni projelerin “ÇALA KALEM” değil
de, bir “vizyon” ve “strateji” içerisinde ele alınması
gerekmektedir.
Yoksa,
kağıt üzerinde “yaldızlı” hedefler belirlemek, gayet
kolay bir şeydir.
Dünya
pazarlarının, devasa bir rekabet piyasasına dönüştüğü
yeni dünyamızda,geleceği şekillendirecek sanayileşme ve
kalkınma plan ve programları, devletin, bu işi yapmak
üzere kurulmuş, mükemmel bir teknokrat kadrosu olan
uzmanların ellerinde şekillenmelidir.Zira DPT’nin bütün
elemanları, konusunda çok ciddi ve ağır eğitimlerden
geçmiş, mesleğe atıldıktan sonra bile pek çok sınavlar
vermiş, dünya çapında ekonomist, mühendis, planlamacı,
istatistikçi, sosyolog ve daha pek çok teknik kadrodan
oluşmaktadır.
Ancak,
unutulmaması gereken bir gerçek, DPT’nin Başbakanlığa
bağlı bir kurum olduğudur.
Yani,
DPT’nin bütün kadroları, “gerçekçi” hedeflerin ne olması
gerektiğini bilir.Ancak; siyasi hedefler ve tercihler,
ekonomik hedeflerin önüne geçtiği için,”emir demiri
keser” misali hedeflerini hükumetin siyasi taleplerine
uygun olarak öngörmeye bir yerde mecbur kalmaktadırlar.
Siyasi
hedeflerin, ekonomik hedeflerin önüne geçmesi,
planlamalara sekte vurdukça, kalkınmamıza gereken ivmeyi
verememekteyiz.
Çok
yakında yaşadığım bir olaydan örnek vereyim.Geçen hafta
bir iş için Malatya’ya gittik.Hekimhan ilçesinde
halkımız bize çok değişik bir “ekonomik olgu”yu
aktardılar.Aslında onlarınki dert yanmaktı ve
haklıydılar.
Şöyle
ki;” Hekimhan’da demir sanayi çok ileri boyutta idi ve
nüfus kalabalıktı.Ama demir sanayinin özelleştirilmesi
ile birlikte, ilçede 6-7 tane olan banka sayısı bire
indi.Bütün bankalar kapandı, yalnızca Ziraat Bankası
kaldı.60-70 tane kamyon vardı, şimdi on taneyi geçmez.Millet
buralardan göç etti, demir kapanınca açlık başladı,
işsizlik başladı, burası adeta terk edildi” dediler.
Şimdi,
bir planlamacı, özelleştirmeyi, sonuçlarını, ekonomik,
toplumsal, bölgesel etkilerini, nelere mal olacağını,
ortaya çıkaracağı etkileri, hepsini bilir.Ama,
hükumetler, “ filan sektörde özelleştirmeye hız
verilecek” şeklinde bir siyasi uygulamayı öngörmüş ve
parti programına almışsa,” efendim ben bunu planlamaya
alamam” diyemez.Bu kadar açık.
Sonuç
olarak ; “Hedeflerimizin Olması Ama Vizyonumuzun
Olmaması” en büyük sorunumuzdur.Zira, ardından yaşanacak
hayal kırıklıkları, milyonların kaderini
etkilemektedir.Kağıt üzerinde pembe tablolar çizmek
kolaydır.Gerçekçi ve uygulanabilir hedefler çizmek
zordur.
Vizyona
ulaşmada;inanç ve direnç gösterecek, öz güveni ve
cesareti tam oluşmuş kadrolar gerekir.
Vizyon,geleceğin resmi ise,”Ülkenin Vizyonu” da “
Ülkenin Geleceğe Ait Resmi”dir, ve bu resim milyonların
kaderini çizer.
Buradaki
en önemli ve altı çizilecek “ironi” de şudur.Devletin,
“vizyon” konusundaki yol gösterici düzenlemeleri yapması
ve başat rol oynaması, özel sektörün en fazla gereksinim
duyduğu şeydir.Yani, “Serbest Piyasa Ekonomisi”ni
benimsemiş bir ekonomik düzen içinde,“Devletin Rolünün
Küçültülmesi” meselesi de yanlış anlaşılmamalıdır.Bu,
çok çok önemli bir konudur.(Bir gün uzun uzun bu konuyu
konuşuruz kısmet olursa)
Eskilerin “Basiret” dediği, moda tabiriyle “Vizyon”;
Hükumet Programları’nda, ayakları yere basan, halkımıza
umut ve kalkınma duyguları aşılayan, hedefe ulaşırken
yapılacak fedakarlıkların, bir “ulus” bilinci ile
ortaklaşa paylaşılacağı, güven veren ve “KÜRESELLEŞME”
gerçeğini görerek, ancak kişisel kimliğimizi de
koruyarak dünya pazarlarına entegre olmuş bir ekonomik
kalkınma şeklinde olmalıdır.
Milli
Gelir’den kişi başına düşen payımızın, “Muasır Medeniyet
Seviyesi”nin çok çok üstünde olması dileği ile…
Sağlık ,
mutluluk, ve başarılarla kalınız efendim.
Sevgi
ve Saygılarımla
|