|
YENİ DÜNYA DÜZENİ :
BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ
SU + TARIM + ENERJİ
ÜÇGENİ
Şu anda bütün dünyanın ve
Türkiye’nin de içinde bulunduğu dünya çapında bir krizin
tam ortasındayız.
Ve Türkiye, tam da bu
hassas dönemde, dengelerin en ufak bir “dara” kadar
oynamasının,
adeta domino etkisi yaratacağı bu kritik süreçte,uluslar
arası boyutta nasıl stratejik bir
öneme sahip olduğunun farkında değil.
Şu anda Türkiye’nin
yaptığı tek bir şey var.O da :”GÜNÜ KURTARIP GELECEĞİ
İPOTEK ETMEK !!!”
Tüm dünyada, “YENİ
KURALLARIN KONULACAĞI BİR DÜNYA DÜZENİ” planlanıyor.
Zira, dünyada kaynaklar
kıt ve bu kıt kaynakların da paylaşımında sorunlar
var.Hem de “DEMOKRASİYLE BAĞDAŞMAYACAK” çözümleri de
beraberinde getiren sorunlar.
Ve işte, topyekün dünyanın
bugün geldiği noktada en çok Türkiye’yi ilgilendiren o
can alıcı
önemi haiz “BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ (BOP) “ BÜTÜN
HAŞMETİYLE GELİP
KAPIYA DAYANDI.
Şöyle küçük bir parantez
açalım:
Emperyalist savaşlar,
günümüz dünyasının aldığı yeni şekliyle, artık, Birinci
ve İkinci Dünya Savaşları’nda olduğu gibi, büyük
güçlerin doğrudan savaşları şeklinde cereyan
etmiyor.Taktik,artık,”Bölgesel Savaşlar” üzerinden
kurgulanıyor.Bu durum, dolaylı olarak
tüm o bölgede istikrarsızlığa sebep oluyor.Burada
yaşanan bu ekonomik, sosyal ve
siyasi istikrarsızlık, nihayetinde, emperyalist
ülkelerin hegemonya ve güç gösterisini daha da
perçinliyor.
İşte Orta Doğu, bunun için
seçilmiş en gösterişli ve parlak bölge.Zira, başta
petrol
olmak üzere çok zengin yer altı kaynakları var.Ve halk
kitleleri sosyal sınıflar halinde
yaşıyor ve kaynıyor ve de eğitim düzeyi düşük.Bu da
emperyalist güçlerinin ağzının
suyunu akıtmaya yetiyor.
Şimdi, BOP dediğimiz
zaman, bu, Kuzey Afrika’dan Güney Asya’ya kadar uzanan
çok geniş bir alanı kapsıyor.
ABD, emperyalist büyük güç
olarak , bu bölgeleri, kendi çıkarları çerçevesinde
“YENİDEN YAPILANDIRMAK” istiyor.
.Bu bölgenin, aynı zamanda
temel iktisadi ve sosyal özellikleri de birbiriyle çok
benzeşiyor.
ABD, söylemini,
“ORTADOĞU’NUN DEMOKRATİKLEŞMESİ” üzerinden kurgulamış
durumda.Özgürlüğün gelmesi, statükoculuğun kalkması gibi
“JARGONLARLA” bu
toplumlara yaptığı aşılamalar, adeta virüs gibi,
ülkelerin toplum katmanlarına yayılıyor
ve üstelik anti-virüs programları da yok.
Balkanlar’dan Kafkasya’ya
gelişen olaylar, dünya sahnesinde sergilenen bütün bu
karışıklıklar, silah seslerinin
yükselmesi….Irak,İran,Afganistan,Pakistan,Kıbrıs,Adriyatik
Kıyıları,Fas,Suriye,Libya,Lübnan,Mısır,Ürdün,İspanya,Filistin,İsrail,Kosova,Gürcistan,
Azerbaycan,Çin,…düzenlenen suikastler,patlayan
bombalar,kaynayan bir Orta Doğu…hepsi bu savaşın birer
parçası.(En son Butto suikasti en yakın örnek)
BOP ile,ABD, güya bu
bölgedeki devletlerin “TOTALİTER DÜZENLERİNE” bir son
vererek, “DEMOKRASİYİ” ve “LİBERALİZMİ” getirecektir.
Oysa, asıl niyet,
“KAPİTALİST SİSTEME YENİ DEVRELERİN ENTEGRE
EDİLEREK,EMPERYALİST HEGEMONYA ALANLARINI GİDEREK
GENİŞLETMEK “ şeklinde belirlenmiştir.
Yani, burada,
liberalizmden kastedilen, bu bölgenin tam anlamıyla,
kapitalizme entegre edilmesidir.Bu yapılırken de, mevcut
yönetimlerin saf dışı edilerek, kapitalizmin gelişimini
engelleyen siyasi yapıların dağıtılması, zorunlu bir
temel hedeftir.
İşte tam da bu noktada,
ABD emperyalizmi, BOP’nin “MERKEZ” ülkesinin Türkiye
olacağını ve dönüşümü Türkiye’nin başlatacağını
açıklamıştır.
Orta Doğu’da, Müslüman,
Demokratik ve Laik bir ülke olarak Türkiye, “ÖRNEK
MODEL” şeklinde ön plana çıkarılmıştır.
Tabii, dünyanın en ileri
gelen ordularından birine sahip olan Türkiye, bu yeni
düzenin askeri gücü olarak da göz kamaştırmaktadır.
Yani, Türkiye, aslında
savaşın aktif unsurlarından birini oluşturacaktır.
Şimdi, ABD için önemli
olan, Türkiye’nin, Ortadoğu ve Kafkasya’da oynayacağı
roldür.
Tabii, bu süreçte, karlı
pazarları ABD ile paylaşmak (hatta kaptırmak) istemeyen
Almanya da kendi planlarını hazırlamıştır.Bu planın en
önemli bacağı;”TÜRKİYE’NİN AB’YE GİRİŞİNİ SAVUNMAK”
olarak belirlenmiştir.Zira, “GENİŞLETİLMİŞ AVRUPA”
projesinin, Ortadoğu’ya en yakın giriş kapısı
Türkiye’dir.
Türk dış siyaseti ise,
bütün bunları kendisine verilmiş bir “PAYE” olarak
algılayarak, bölgedeki ülkelerin Dışişleri Bakanları’yla
toplantılar yapıyor, zirveler düzenliyor.
“İLERİ KARAKOL”
hizmetinden öteye gidemeyen bu “PAYE” bize yeter de
artar bile.
ŞU BİR GERÇEKTİR Kİ, DÜNYA
TARİH SAHNESİNDE “BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ” ADI VERİLEN
YENİ BİR OYUN SERGİLENMEKTEDİR.
VE BU, ASLINDA : “BÜYÜK
AMERİKAN EMPERYALİZMİ” PROJESİNİN ORTA DOĞU AYAĞIDIR.
Şimdi, büyük fotoğraf
böyle iken, Türkiye’nin nasıl bir “İNCE AYAR” çekmesi
gerekiyor ona bakalım:
Bir kere, önce, BOP
dahilindeki bütün ülkeler,ABD’ye-özünde emperyalizme-
tavır almalı.
Bu kapsamda, Türkiye,
içinde bulunduğumuz ve çok önem ve hassasiyet arz eden
Kuzey Irak ateş hattında,İran ve Rusya’yı da yanına
alarak savaşı değerlendirmeli…(Yani ABD’yi değil…Ancak
neden ABD’yi saf dışı ederek hayati kararlar
alamayacağımız konusuna, tarihsel kökenlerine de inerek,
bundan önceki yazılarımda değinmeye çalışmıştım.)
Ekonomik açıdan ;
Türkiye’de kriz olursa, ekonomi durur.
Ne olur biliyor musunuz?”
TRAMPA” başlar.(Malın malla değiş tokuşu)
Siyasi iktidar kontrolünü
kaybeder.
Yaş ortalaması 28 olan, 74
milyonluk bir Türkiye’deki krizi dünya
kaldıramaz.Açıkçası, kapitalist sistem buna katlanamaz.
Dolayısıyla, kur düşerse
üretim biter, tarım ekonomisi iflas eder.Ancak bu durum,
oligarşinin işine yarar.Ama üretim biterse, oligarşi de
orada duramaz, hayat bulamaz.Kur yükselirse, işte o
zaman büyük kriz patlak verir.
Yani, şu anda geçerli
döviz politikası, kuru aşağıya çekmek ve orada tutmaya
çalışmak olacaktır.(Böylece size de doların düşük
seyredeceği konusunda tüo vermiş oluyorum…)))…)
İşte bütün bu politikalar,
Türkiye’nin iradesini sıfıra indirmektedir.Ve bu
aymazlıktan bir an önce çıkılması lazımdır.
Sayın Genel Kurmay
Başkanımız’ın da söylediği gibi, Türkiye’de
dışişlerimizin bir Kuzey Irak politikası yok.Ayrıca,
Ortadoğu politikası da yok.
Yani, Kuzey Irak’a
müdahale, tek başına hiçbir şeye yaramaz.
Türk Silahlı Kuvvetleri,
uzun vadeli politikalarda; siyasi, iktisadi ve politik
stratejilerin planlanması gereğinin önemini, sık sık ve
de altını çizerek vurguluyor.
Bu ne demek ? Biz Türk
Silahlı Kuvvetleri olarak, Büyük Ortadoğu Projesine
karşıyız…Dikkatli olun…Ona göre düşünün demek.
Yani, Türkiye’nin bütün
bunları da içine alan bir dış politikası yok.
Türkiye’de üretim
cephesinde çok ciddi sorunlar var.(Dikkat:Bundan önceki
yazılar…)))…)
Peki “ÇÖZÜM NE?”, Ekonomi
nasıl kurtulur ? diyorsanız , o halde şimdi buraya
dikkat lütfen :
Türkiye’nin oynayacağı
oyun, ABD ile AVRASYA ( Çin, Rusya, Hindistan, İran gibi
ülkeler) arasındaki rekabetten “NEMALANMAK” olmalıdır.
ŞU YANILSAMA DERHAL FARK
EDİLMELİDİR : ABD İLE AB, BİRBİRİNDEN AYRI VE BİRBİRİNE
ALTERNATİF SİSTEMLER DEĞİLDİR.
GÖRÜLEMEYEN GERÇEK BUDUR.
ABD İLE AB ZATEN AYNI İDEALE HİZMET ETMEKTEDİRLER.
ARALARINDA GİZLİ BİR
STRATEJİK ORTAKLIK SÖZ KONUSUDUR.
Türkiye’nin kaderinde rol
oynayan, Ermeni meselesine, Kürt meselesine, Kıbrıs
sorununa bakış açıları hep aynıdır.
Çözüm bu dengeleri güzel
anlamak ve akıllı davranıp yumurtaları ona göre
sepetlere koymaktan geçmektedir.
Bugün ben, Türkiye olarak,
aslında, cari açığım kadar dışarıyı finanse ediyorum ve
verdiğim açık kadar da borçlanıyorum.Şimdi ben “GÜÇLÜ
TÜRKİYE” miyim?...)))
(Türkiye’nin bir dönem dış
borç açısından devamlı örnek gösterdiği Arjantin,
borcunu doğru ekonomik politikalarla kontrol altına
aldı.Rusya da ona keza dış borcunu sıfıra çekti.Türkiye,
borçlarını kontrol altına alamadı.Zira, sisteme BOP’nin
mimarları tarafından uygulanan, içten provakasyonlar
var.)
Batı’nın Türkiye olarak
benim üzerimde, yeni projeleri var.Başta BOP olmak
üzere, artık sömürgecilikte dünya klasiği haline gelen
“PARÇALA-BÖL-SÖMÜR” modeli hala biricik idealleri olmaya
devam ediyor.
Ve en büyük korkuları da
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ve onun çizdiği yola inanmış, baş
koymuş, kalkınmış bir Türkiye.
Bu nedenle “denge”
gerekiyor.Gücümüz, ulusal çıkarlarımız yönünde
kullanılmıyor.
O zaman, dış ilişkilerde
“denge” sağlayacak ve “ulusal çıkarları” gözetecek
programlara ihtiyaç var.
Ve malum, stratejide genel
olarak yapılacak değişiklik, dış politikada da
değişiklik yapılmasını gerektirir.
Eğer Türkiye, AB’ne,
ABD’ye mal satmak için, Çin’le rekabet ediyorsa…)))
çıkmaza girer.İşte o zaman, tarım da sanayi de biter.
ÇOK ÖNEMLİ ALTERNATİF
ŞUDUR: ÜRETMEYİ ÖĞRENİP PAZARLARI KAYDIRMAK.
Peki “PAZARLARI” nereye
kaydıralım?
İran ve Hazar Bölgesi’ne.
Evet çok iyi fikir…Ama şu
anda uygulanan dış politika buna engel.Üstelik,
komşularımızın bize güvenmiyor olması da cabası.Zira,
Türkiye’de istikrar yok diyorlar.
Bu ekonomik sistemde,
SİYASİ İRADE, BÜYÜK SERMAYE GRUPLARI İLE ÇATIŞMADAN
DÜZELME OLMAZ.
BİR KERE, VATANDAŞ,
YAŞADIĞI ÜLKEDE ÇOCUĞUNUN İŞSİZLİĞİNİ KADER OLARAK
GÖRMEYECEK.
GÜCÜNÜ HALKTAN ALAN
HÜKÜMETLER, YANİ, KÖKTEN BİR DEVRİM GEREKİYOR.
İŞTE BU, HALKIN SESİNİ
YANSITAN YENİ BİR SİSTEM, MEVCUT DÜNYA DÜZENİNE KARŞI,
TÜRKİYE’NİN ALTERNATİFİ OLMALIDIR.
Yeni Dünya Düzeni, neden
bütün projelerini, ülkemizin de içinde bulunduğu havza
üzerinde konuşlandırmıştır ?
Çünkü, dünyada şu anda
insanlığın ayakta kalması, devamını sağlayabilmesi için
gereken stratejik önem taşıyan bütün kıymetler
buradadır.Yani:SU + TARIM ALANLARI + ENERJİ
Türkiye, gerek genel
olarak her bölgesinde, gerekse bölgeye yakınlık
açısından ayrı bir önem taşıyan Mezopotamya havzasında,
çok yoğun ve debisi çok güçlü akarsu kaynaklarıyla
(Dicle ve Fırat) taçlanmış bir coğrafyaya sahiptir.Hazar
bölgesi yine aynı şekilde hemen yakın komşumuz olarak
dikkati çekmektedir.
Ve Türkiye, dünya
coğrafyası içinde “DÖRT MEVSİM HASAT KALDIRAN” nadir
ülkelerden biridir.(MAŞALLAH)
Ve petrolü başta olmak
üzere yer altı kaynakları da zamanında yapılan
antlaşmalarla kayıt altına alınmıştır.Bunları araştırma,
çıkarma veya işleme haklarından her biri bazen de hepsi
ipotek altındadır.
Sonuç olarak şunların
altını çizmek gerekiyor:
“KAPİTALİZMİN ŞANLI
TARİHİ, ENERJİ KAYNAKLARININ DENETİMİNİN VE DE
SONRASINDA YÖNETİMİNİN PAYLAŞIMI ÜZERİNE
KURULUDUR.ASKERİ DARBELER, SİVİL REJİMLERE UYGULANAN
BASKILAR, SUİKASTLER, HEP BU HEGEMONYA SAVAŞININ OLMAZSA
OLMAZ BİRER PARÇASIDIR.
PETROL-DOĞALGAZ VE MADEN
ŞİRKETLERİNİN RANT BİRLİKTELİĞİ, ABD’NİN DİREKTÖRLÜĞÜNDE
GERÇEKLEŞEN “ TEK KALE MAÇ “ GİBİDİR.
YAPILAN ANLAŞMALARLA,
TÜRKİYE, ENERJİ ÜRETEN DEĞİL, BİLHASSA DOĞALGAZ
KONUSUNDA ASYA İLE AVRUPA ARASINDA KÖPRÜ VAZİFESİ GÖREN
(BU VAZİFE İLE YETİNEN) BİR ÜLKE POZİSYONUNA
GETİRİLMİŞTİR.
Her alanda olduğu gibi,
enerji alanında da bir strateji ve planlamaya gidilmesi
şarttır.
Dünya bütün savaşlarını ve
taktiklerini bu : SU + TARIM + ENERJİ üçlemesi üzerine
kurarken, Türkiye’nin gözünü açması artık hayat-memat
meselesi halini almıştır.
Biz söyleyelim de sonra bu
ülke için “KALEMİNİ OYNATMAYANLAR” sınıfına girmeyelim…
Ancak bazıları bu
vizyondan memnunsa, alsın bu modeli tepe tepe
kullansın…
Ne yapalım efendim…Alan
razı satan razı olduktan sonra !!!
Saygılarımla…
Dr.PINAR ALTINOK
|