.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 10 Kasım 1938 'Vealeykümüsselam'
.

SON SAATLER

Tüm tedavilere rağmen günden güne eriyen Atatürk, 8 Kasım 1938 günü şiddetli bir rahatsızlık daha geçirdi. Saat altı buçuk gibi gelen bu rahatsızlıkta Atatürk’ün midesi bulanmış ve kusmaya çalışmıştı.

Sürekli istifra etmeye çalışan Atatürk, bu sırada Hasan Rıza Beye (Soyak) bakarak “Saat kaç?” diye birkaç kez sormuş, Hasan Rıza Bey her soruşunda “Saat 7 efendimiz” diyerek cevap vermişti.

Bu sırada kendisine haber verilen Neşet Ömer Bey de gelmişti. Abravaya ile Atatürk’e gereken tedavileri yapıyorlar ve bazı önlemler alıyorlardı. Neşet Ömer Bey bir ara “Dilinizi göreyim efendim.” diye seslendi. Atatürk dilini yarıya kadar dışarı çıkardı. Neşet Ömer Bey “Biraz daha uzatınız efendim.” diye seslenince, Atatürk, Neşet Ömer Bey’e bakarak ; “Vealeykümüsselam” diyerek gözlerini kapattı. Atatürk son kez komaya girmişti.

9-10 Kasım gecesini rahatsız geçiren Atatürk artık derin bir uykuda gibi yatıyor ve ölümü bekliyordu. 10 Kasım 1938 günü saat 8 gibi bir ara gırtlağından Hı Hı Hı sesleri çıkarmıştı.

Saat dokuzu beş geçe gözlerini son kez açarak, etrafına baktı ve hemen kapattı.

Büyük Önder Atatürk ölmüştü. (alıntı)

***

SEÇKİN SINIF YALANLARI…

Geçtiğimiz yılın son günlerinde Ankara’da Akasya Kitap yayınlarından SEÇKİN SINIF YALANLARI adlı kitabım basıldı. Dağıtım ve reklam konusunda biraz zorlanmamıza karşın, kitap kendi kendini sattı.

Aşağıda, bu kitabımdan önemli bir bölümü sunuyorum:

bölüm 1

Mustafa Kemal

nasıl öldürüldü,

kim öldürdü?


Yıllar önce (1970'lerden 1987'ye kadar) Mustafa Kemal'in şoförü Pehlivan Fahri ile, Fahri Uçar ile sohbet ederdim...
Bana; "Çocuk, iyi dinle bunları... Başka yerlerde bulamazsın" der, müthiş güzel Mustafa Kemal anılarını anlatırdı...
***
Fahri Amca'nın tek koşulu vardı genç bir gazeteciye bunları anlatırken; "YAZILMAYACAK"
***
Yazmadım da...
Çünkü o; sadece sıradan bir gazeteci olan Alev Çukurkavaklı'ya değil; Alev'i ona sevdiren, Alev'e güvenmesini sağlayan ana ve babasına güveniyordu. Kemal Bayram Çukurkavaklı ile Fatoş Çukurkavaklı'ya...
***
ANKARA'da gazete yapıyorum..
Yıllar sonra, 2004 yılının güz aylarında Ankara'da kısa bir süre ANAYURT Gazetesi'nin genel yayın yönetmenliğini yaptım...
2004 yılının Kasım ayında da ATATÜRK'Ü masonlar ÖLDÜRDÜ manşetini attım...
Zaten başarılıydım; (ekiple) bu haberle başarı zincirime bir halka daha ekledim...
Başladığımda çok az satan gazeteyi yüksek rakamlara çıkarıp bıraktım...


***
4 Kasım 2005 Cuma... Anamur'dan Ankara'ya dönerken bir benzinlik büfesinde VATAN Gazetesi'nin manşetini gördüm, güldüm.
En ünlü Türk Masonları'nın listesini veriyordu gazete ve bu ünlüler arasında Mustafa Kemal'in yaveri Bolu Milletvekili Cevat Abbas Güler'in de adı vardı...
***
Evet; STALİN'in gizli polis şefi Beria'ya kadar uzanan bir Mustafa Kemal cinayetinin öyküsü var elimizde.

 

Şimdi; ANAYURT’un İmtiyaz Sahibi Naci Alan, Yönetim Kurulu Başkanvekili Hamdi Yılmaz, Koordinatörler Dursun Erkılıç ve Şakir Nazlım ile Genel Yayın Yönetmeni olarak benim denetimimde ANAYURT Gazetesi’nin editörleri tarafından hazırlanan ve o günlerde “tiraj” sorunu, “az tanınmışlık”  nedeniyle az kişinin okuyabildiği yazıyı sunuyorum:

 

***

 

ATATÜRK’ü MASONLAR

ZEHİRLEYEK ÖLDÜRDÜ…


Gazi Mustafa Kemal’i Türkiye Mason Cemiyeti’ni kapattırdığı için Yahudi Masonlar zehirledi.
Plan Kremlin’de yapıldı, Türkiye’de uygulandı...

BÜYÜK SIR: Yıl 1935...

Atatürk, eski Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt’u çağırarak, Masonluğun kuruluş, örgütlenme ve çalışmalarına ilişkin bilgiler içeren dosyayı verdi.
Ardından şunları söyledi: “Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle, Halk Partisi Grup Başkanlığı’na ver. Grupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve grupça kapanmasına delalet et, senin de bu işte şeref payın olacaktır.”
***
Anadolu Ajansı, 10 Ekim 1935 tarihinde abonelerine şu önemli haberi geçti: “Türkiye Mason Cemiyeti, memleketimizin sosyal tekâmülü ve günden güne artan muazzam terakkilerini nazarı itibara alarak, faaliyetlerine nihayet vermeyi ve bütün mallarını memleketin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalışan halkevlerine teberrüü muvafık görülmüştür.”
AVRAM’ın ANILARI

Ege’nin ve Balkanlar’ın tanınmış kıdemli komünist mübeşşiri Varnalı Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas, Yunan komünistlerin yayın organı Laiki Foni (Halkın Sesi) Gazetesi’nin 1 Ağustos 1948 tarihli nüshasında yazdığı anılarda şöyle dedi: “1937 yılının ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını za’fa düşürmek sureti ile indirdi. Etrafında çember meydana getirdiğimiz Sarı Lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti.”

***

 

 

‘SARI LİDER’i ÖLDÜRME KARARI ALINIYOR

Varnalı Bulgar Yahudisi 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas Türkiye Mason Cemiyeti’nin kapandığını Moskova’da bir toplantı sırasında öğrendi.
Sıkıntılıydı, sinirliydi ve olamayarak şunları söyledi; “O Sarı Lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır. Mefkuremize imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!...”
Türkiye’nin ikinci Mason lideri Kimyager Mustafa Hakkı Nalçacı, acilen Kremlin’e davet edildi ve Moskova’ya korkarak gitti.
Nalçacı,  dönüşünde başına bir hal gelirse Kremlin’den Çankaya’ya siyasi baskı yapmasını istedi.

***
Kremlin, Nalçacı’ya garanti verdi, verdiği teminatlarla onu rahatlattı.
Kremlin’den aldığı taahhütlerle korkusu geçen Nalçacı, yapacağı bu işi daha da ileri götürerek Atatürk’ün öldürülmesinden sonra Nazım Hikmet başkanlığında bir hükümet kurulmasını istediyse de, Kremlin “ Mareşal Çakmak”ın tabancasına hedef olunacağı” itirazı ile Nalçacı’yı frenledi.
***
 Bulgar Yahudisi Avram Banaroyas ve Türkiye’deki masonları ikinci lideri Mustafa Hakkı Nalçacı’nın Kremlin ile toplantıdayken, yapılan konuşmaları Yunanlı gazeteci Apostolos Grasoz, Laurenti Beria ile birlikte yan odada ses alma aygıtıyla izliyorlardı…

 

Katil(ler) ve işbirlikçileri KİMLERDİ?

Yunanistan’da yayınlanan –Laiki Metopo (Halk Cephesi) Gazetesi'ndeki dizi yazıda “Dr. Abrevaya ve Fissenger cidden bu işte fedakarane çalıştılar” denilmekte.

Sözedilen Abrevaya, Prof.Dr. Samuel Abrevaya, Marmaralı...
Abrevaya, İzmir doğumlu, Paris’te eğitim görmüş. Atatürk’ün ölümünden sonra Niğde Milletvekilliği yapmış.

***
Prof. Dr. N.Fissenger, hükümet tarafından Paris’ten getirilmiş.

8 Eylül 1938’den bir gün önce yaptığı muayeneye göre Prof.Dr. Ömer Neşet İrdelp ile birlikte düzenledikleri rapor uzun yıllar sonra ortaya çıkmış.
Fissenger ayrı teşhiste bulunmasına rağmen Atatürk’ün ölüm raporunda, diğer doktorlarla aynı görüşteymişçesine yazılmış…
Fissenger’in muhtemelen Paris’ten getirilen ilaçların temin yeriyle de ilgisi vardı.

 

ADIM ADIM CİNAYET

Avram Benaroyos, “İlk anlarda Kemal Atatürk’ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük. Ancak, doktorlarımız Atatürk’ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden, Kremlin’in istediği ‘esrarengiz ve kendine göre esrar arz edecek ölüm’ kararına uyduk. Mason biraderler cemiyetimiz kapatıldıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi O’nun her hareketini alkışladılar.

***

Zamanla O’nun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; Sarı Lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti. 1937 yılı ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını za’fa düşürmek suretiyle indirdi. Böylelikle gösterdiği tedavi usulü, Atatürk’ün sinir organlarını felce uğrattı.

Atatürk’te zaman zaman burun kanamaları, baş dönmeleri, istifralar, karşısındaki arkadaşı tanımazlıklar kendini göstermeye başladı.” şeklinde yazdı.
***
Benaroyos 1 Ağustos 1948 tarihli Yunan Halkın Sesi (-laiki foni) gazetesinde bunları yazarken, Yunanlı Gazeteci Apostolos Grazos da Halk Cephesi (Laiki Metopo) gazetesinde 1-5 Eylül 1949 tarihlerindeki yazı dizisinde şu görüşleri dile getirdi; “Filistin Siyon kolonilerini meydana getirmek için Osmanlı İmparatorluğu’nu parçaladık. Bundan sonra yapılması elzem olan üç vazife daha vardı.
***

Bunları seri olarak tatbik etmek icap ediyordu ki; Doktor Abrayava ve Fissenger cidden bu işte fedakarane çalıştılar. Bazı Avrupalı tıp dahileri, siroz mütehassısları, Sarı Lider’in hastalığı ile meşgul olmak istediklerini Türk hariciyesine bildirmişlerse de; Türkiye’deki mukaddes üçgenimiz, meydana getirdikleri muhkem mevki ve selahiyetlerini cemiyetimize muhalif olanlara Sarı Lider’in tedavizinde vazife vermemekle bize pek ala ispat ettiler.”

 



ATATÜRK’ÜN HASTALIĞI:

 KONAN TEŞHİS VE UYGULANAN TEDAVİ

Varnalı Yahudi mason Avram Benaroyas, Atatürk’e ilk darbeyi 1937 yılı ortalarında indirdiklerini söylerken, bundan birkaç ay sonra Aralık 1937’de Yalova’da Atatürk’ü resmen muayene eden Prof. Dr. Nihat Reşat Belger ilk teşhisi “karaciğer üç parmak kadar büyümüş ve sertleşmiştir” diyerek koydu.
Oysa Benaroyas’ın söylediği aylarda Atatürk kaşıntıdan muzdaripti.
***
Çankaya’da bir akşam doktorun biri kaşıntıların karınca ısırması sonucu olduğunu söyledi.
Atatürk, “Ben geceleri kaşınıyorum, karınca yatak odama kadar girer mi?” diye sorunca, aynı doktor “evet” yanıtını verdi.
Köşkte et yiyen cinsten küçük kırmızı karıncaların varlığı söylentisi yayıldı.
Hatta böyle karıncalardan bulunduğu tespit edildi. Atatürk’ün İstanbul ve Yalova’da olduğu bir sırada Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Süreyya Anderiman Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Asım Arar’a telefon ederek “Köşkü karıncalar bastı, Atatürk kaşıntıdan şikâyetçi, bir çare bulun.” dedi.
Doktor ve diğer sıhhi personelden oluşan 8 kişilik karınca arama ekibinin çalışmalarını Dr. Nuri Refet Korur “evet kırmızı renkte küçük karıncalar gördük” diye açıklamıştı.
***

İlgili mütehassıslar da; bu tip karıncaların Çin’den Avrupa’ya geldiğini ve etle beslendiklerini söylemişlerdi. Karınca hikâyesini bilen Atatürk, Dr. Velger’in karaciğerle ilgili teşhisini ve kaşıntının sebebinin bu olduğunu duyunca şaşırmış, ama belli etmemişti. Atatürk’ü yavaş yavaş öldürme planı hızla işliyor, Atatürk’ün hastalığının teşhisi ile ilgili farklılıklar Atatürk’ün ölüm raporlarına bile yansıyordu.

***


Atatürk’ün fenni rapora geçen hastalığı “Alkole bağlı siroz” olarak tanımlandı. Oysa aynı rapora imza atan doktorlardan Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp, daha sonra “ Bunu kati olarak kestirmek mümkün değil” diyerek “hipertrofik siroz” tanısına yöneliyordu.
Yani alkole dayanmayan (sıtma) siroz…

30 Temmuz 1938 Cumartesi günü Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp, Atatürk’ün kalbinin kuvvetli olduğunu düşünürken, 4 gün sonra kalbi kuvvetlendirici iğne yapılmasına karar veriyordu.

Dr. Asım Arar ise, Dünya Gazetesi’ndeki röportajda Atatürk’ün hastalığı ile ilgili olarak “karaciğer kifayetsizliği”nden şüphelendiğini bu şüphesini “söylenmesi icap eden” kişilere söylediğini, bu kişilerinse, böyle bir ihtimalin mevcut olmadığını söylediklerini bunu üzerine kendisinin daha ileri gidemediğini söylüyordu.
***
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak da, Dr. Arar’ın söylediği türden birinin Atatürk’ün çevresinde bulunabileceğine inanmanın kendisi için güç olduğunu söylüyordu. 31 Temmuz 1938 günü Viyana’dan gelen Prof. Dr. Eppinger, Atatürk’e çiğ yemiş kürü uygulayarak bol bol kavun karpuz yedirmiş, ertesi gün Almanya’dan getirilen Prof. Dr. Bergman’da Atatürk’e rendelenmiş elma yedirtmiştir.
Daha sonra da bu iki doktor bir araya gelerek damar tıkanıklığını düşünerek Atatürk’e Salygran şırıngası uygulamaya karar vermişlerdir.
Aynı gün yapılan konsültasyonda bu Alman ve Paris’ten getirilen Prof. Dr. Fissenger ise yukarıdaki doktorlardan farklı olarak afyon mürekkepleri ile şibih kalevilerin (alkoloid) verilmesini uygun görüyordu.

AFET İNAN’a YAZILAN MEKTUP

Zehirlendiğini anlamıştı Atatürk, Afet İnan’a yazdığı mektupta aynen şöyle diyordu; “Afet, vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir.. Hükümet benim reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissenger’i getirtti.”

KİMLER MASONDU?

Atatürk’ü tedavi eden doktorlar arasında Mim Kemal Öke, Prof. Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı masonluğu alenen bilinenlerdendir. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya da masondu. Devrin mason yöneticilerinden (Türkiye Locası) Dr. İsmail Hurşit, Muhittin Osman Omay kapatma kararı tebliğ edilenler arasındadır.

MUSTAFA KEMAL’İN SAĞLIĞI

Mustafa Kemal, klasik çocukluk hastalıklarının dışında 20 yaşına kadar ciddi bir hastalığa yakalanmadı.

20 yaşında geçici bir süre yakalandığı sıtma hastalığının atlatılması yine aynı yılda bel soğukluğu hastalığı takip etti. O yıllarda yaygın olan bu hastalık O’na ilerideki yıllarda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde üroloji kliniğini kurdurttu.

(*) Bel soğukluğu konusunu Falih Rıfkı Atay da 1958 yılında bir yazısında dile getirmişti…

***

 
İdrar yollarındaki bu müzmin hastalığa ilaveten, Anafartalar Savaşı sonlarında, 1916 yılında akciğer iltihabı dolayısıyla ateşi yükselerek yatağa düştü.

İki yıl sonra Yıldırım Orduları Komutanı iken böbrek ağrıları başladı. Karlsbad Kaplıcaları’nda tedavi gördü. 1919 yılında Şişli’deki evinde bir süre kulağından rahatsızlık geçiren Mustafa Kemal, aynı yıl 19 Mayıs’ta çıktığı Samsun’da tekrar nükseden böbrek ağrılarından dolayı ondokuz  gün Havza Kaplıcalarında kaldı. Samsun’da iken tekrar sıtmaya yakalandı.
Aynı yılın son günlerinde, 27 Aralık’ta böbrek ağrıları tekrar başladı. 1921 yılı Nisan’ında sol yanağından çıban çıktı, daha sonra attan düşerek 3 kaburgası kırıldı.

***


Bu hali ile cepheye gitti. 1923 yılında ise ufak tefek kalp rahatsızlıkları geçirdi. 1927 yılı Mayıs ayında göğüs ağrıları çekti.
Berlin ve Münih üniversiteleri tıp fakültelerinin dahiliye klinik direktörleri Prof. Dr.Friedrivh Kraus ile Prof. Dr. Ernest Von Remberg hükümet tarafından Türkiye’ye getirtilerek Atatürk’e konsültasyon uygulattırıldı. 1936 yılı Kasım ayında üşütme sonucu ateşi yükseldi, ama kısa sürede iyileşti.
1936 yılı sonuna kadar bunların dışında Atatürk’ün başkaca ciddi bir sağlık sorunu olmadı.
TEDAVİ EDEN DOKTORLAR

Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp ve Prof.Dr. Nihad Reşad Belger Atatürk’ü tedavi eden müdavi (sürekli) doktorlardı. Prof.Dr. Akil Muhtar Özden, Prof.Dr. Süreyya Hidayet Sertel, Prof.Dr. Mim Kemal Öke (adı sürekli tedavi edenler arasında da geçmektedir), Prof.Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı, Dr. Mehmet Kamil Berk, Prof. Dr. Mustafa Hayrullah Diker ise gerektiğinde sürekli doktorların danıştıkları ‘danışman hekim’ olarak görev yapmışlardı.
Sağlık Bakanı Dr. İ.Refik Saydam idi. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof.Dr. Asım Arar idi.

Bunların dışında, Paris’ten Prof.Dr. N. Fissenger (3 defa), Berlin’den Prof.Dr. Von Bergman, Viyana’dan Prof.Dr. H. Eppinger isimli üç yabancı doktor da Atatürk’ün tedavisinde görev almışlardı.
ÖLÜM NEDENİ ALKOL DEĞİL
Atatürk’ün ölümünden sonra düzenlenen birinci raporda ölüm sebebi karın içinde sıvı, asit toplanması olarak gösterilirken, ikinci raporda ise alkolle ilgili karaciğer iltihabı neden olarak gösterilmiştir. Bu çelişkiye rağmen Atatürk’e biyopsi de otopsi de yapılmamıştır.
Alkole bağlı siroz olabilmesi için en az 15 yıl süre ile günde en az 3 kadeh alkol alınması gerektiği bilinirken, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı yıllarında hiç içki içmediği, daha sonraki yıllarda da aşırı içki içmediği, karşısındakilere içirdiği söylenmektedir. Salygran (cıvalı ilaç)’ın Atatürk’ün tedavisinde “ajan tedavi ilacı” olarak kullanıldığı, aslında Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ilaçla ağır ağır zehirlenerek öldürüldüğü ortaya çıkmıştır.
Öte yandan Atatürk’ün daha evvel sıtma geçirdiği bilinmesine rağmen karaciğer ve dalağı yıpratan Kinin ve Atebrin gibi ilaçlar bol miktarda kullanılarak ölüm çabuklaştırılmıştır. Sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesi’nden Atatürk için 43 kutu kinin ilacının alınmış olması buna iyi bir örnektir.

Sözün özü:

Başta da söylediğim gibi, ben bu yazıyı 10 Kasım 2004 tarihinde Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığım Ankara ANAYURT Gazetesi'nde yayınladım. Yazı ilgi gördü ama tanıtım eksikliği nedeniyle gazetenin satışı azdı…
Aynı günlerde Ogün Deli adlı kişi çıkıp gazeteye geldi. Son derece yoğundum, birinci sayfayı yapıyordum ve en fazla yarım saatim vardı baskı saatine yetişmek için...
Yönetim Kurulu Başkan vekili Hamdi Yılmaz; Ogün Deli ile görüştü.

Deli, bilgilerin kendinden alındığını iddia edip bizi mahkemeye vereceğini söylemiş...
Haberi çeşitli kaynaklardan derlediğimiz için yüreğimiz rahattı.
Ve düşündüğümüz gibi de oldu; Deli bizi mahkemeye falan veremedi...

(Veremedi ama onun bu konudaki kitabı AGONİ’yi de asla yabana atmamak, unutmamak  gerek…)
***

Bu işe son noktayı ise 4 Kasım 2005 tarihinde Vatan Gazetesi'nde açıklanan MASON LİSTESİ koyuyordu.

Listeye göre Atatürk'ün yaveri Cevat Abbas da Masondu...
Şimdilik (!) söyleyeceklerim bu kadar...
.

.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

.

.