.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 BAŞBUĞ'a AÇIK MEKTUP
.

“O insanları dışarıda bırakmayın!”

 

 

Sayın Genelkurmay Başkanı Orgeneral

İlker Başbuğ’a açık mektubumdur;

 

Efendim;

Biz de komutanım ya da paşam lâflarını sevmeyenlerdeniz!

Asker olsak tabiî ki; siviliz, bu nedenle size “efendim” diye sesleniyorum…

Kaldı ki; komutanım diyen sivil yalakaları da, komutana “paşam” dedikten sonra odasından çıkıp, çaycıya, ayakkabı boyacısına “Paşam orta kahve” ya da “Paşam, parlat şunları” diyerek kendini “tatmin” edenleri de yaşadık biz… (TRT’de Musa Öğün Paşa dönemi)

*

Efendim;

Öncelikle “Şehitler üzerinden siyaset yapılmasın” uyarınızdan başlamak istiyorum…

İki gün önce de Hakkâri Yüksekova’da Uzman Çavuş Ragıp As’ı şehit verdik. Cenaze törenini gördünüz; CHP Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu, ön safta erkeklerin arasında cenaze namazını kıldı. Gözlerimizi yaşartan bir durumdu; fakat doğruydu…

Kutlarız kendilerini…

*

Çerçioğlu şehit üzerinden siyaset yapmadı; yapmadı ama bu iş dünde olduğu gibi, yarın öbür gün farklı bir şekilde yapılacak ve de sürecek…

Bunu da bilenlerdeniz…

O zaman bu işin önü şehit vermemekle kesilir diyoruz!

Başka türlü bu aşağılık oyununun sahte yüzlerinin, sahte gözyaşlarını durduramaz, iğrenç lâflarını da ağızlarına tıkamazsınız!

*

“Kim şehit vermeyi ister?” diyorsunuz.

Bu da doğru, kim ister!

Tabii ki istemiyoruz, istemiyorsunuz.

Ama ortada bir garip girdap var ve bu girdapta boğulan hep Türk insanı oluyor.

*

Bakın Uzman Çavuş Ragıp As’ın eşi cenazede ne diyor, bizim TÜRKHABERLER’den aynen yazıyorum:

“ … Şehit eşinin üniformasını ve kepini de giyerek son görevini yerine getiren altı yıllık eşi Hatice As, dik durmaya çalışırken, “Lojman yapsalardı, eşim şehit düşmezdi. Bir Ragıp gitti, bin Ragıp daha oraya gidecek. Çadır kurun, prefabrik evler yapın ama o insanları dışarıda bırakmayın. O lojmanları şimdi artık müze yapsınlar” diyerek tepkisini dile getirdi…

*

Ne acı, devletimin almadığı önlemi gencecik bir şehit eşi (o da yüreği yanıkken) dile getiriyor…

*

Aynı cenazede atılan sloganlara bakalım bir de;

“…‘Genelkurmay Başkanım, PKK dağda değil, Meclis’te’, ‘Bak Başbakan söylediğin gibi bir kelle daha gidiyor kelle’…”

*

Tüm diğer “eksiklerimiz” ve de “basiretsizliklerimiz” karşısında yaptığımız gibi; ateşin düştüğü yerde ve anda bu ses çıkıyor…

Sonra…

Sonra,  millet unutmuşa yatıyor; çünkü konuşmaktan korkuyor!

Taa ki yeni bir şehit cenazesine kadar…

 Bayrağa sarılı bir tabuttan AĞLAYARAK güç alana kadar!

*

Efendim;

1985 yılında başlayan ve bugüne kadar adı bin defa değişse de özü aynı olan GÜNEŞ HAREKÂTI’nı çok iyi bilen gazetecilerden biriyim.

Onlarca genci askere gönderdim, kimini de gazi olarak karşıladım.

Askerlikleri sonrası yaşadıkları yüzlerce olayı şaşkınlıkla, gözyaşıyla, nefretle dinledim onlardan.

Onlarca gazetenin üzerinde haber yaptım, fakat yüzlerce şeyi yazamadım!

Yazmadım değil, yazamadım!

(Yüzde yüzünü bildiğinizi düşündüğüm bu yazılmamışları bir de size KAPALI mektubumda sunacağım!)

*

SÖZÜMÜN ÖZÜ:

Bu son şehit cenazesi öncelikle bir lojman sorununu getirdi ve koydu ortaya!

ÇÖZÜN efendim; çözün ki, bu savaş sürdükçe hiç olmazsa aynı hatadan yeni şehitler vermeyelim!

*

Kitleler dünkü cenazede de, PKK’nın Meclis’te de olduğunu haykırdı!

TEMİZLEYİN efendim; SİYASİ İKTİDAR YA DA YARGI Mustafa Kemal’in Meclis’ini bunlardan temizleyemiyorsa SİZ temizleyin!

*

Aynı saatlerde “Oğlum olsa askere göndermezdim” diyen Bülent Ersoy adliyenin kapısında , “BİJİ DİVA” pankartlarıyla karşılandı!

Bu da siyasi iktidarın işi…

Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Bursa, Mersin, Antalya, Sakarya, Yalova…

Tüm ülkemdeki il merkezleri, ilçeler PKK’lı kaynıyor. Siyasi iktidarın yönetimdeki polis bu işi sıkı bir şekilde ele alsın. Dağ temizlenirken evimin içi de temizlensin, PKK sokaklarda gösteri yapamayacak duruma getirilsin…

PKK’lı polis, savcı, yargıç kalmasın!

*

Efendim;

Çok şey mi istiyoruz sizden; önce canımızı, sonra da evlatlarımızı verdiğimiz, namusumuz, onurumuz, gururumuz dediğimiz, bölünmeyecek bir Türkiye’nin yegâne garantisi olan ordumuzdan?

 

Saygılarımla…

 

Alev ÇUKURKAVAKLI

 

 

*) Açık ya da kapalı mektup yazma gerekçemiz, TÜRKHABERLER’in Genelkurmay’a akredite olmamasından gelmektedir. Başka bir amacımız yoktur!

*) Ayrıca bu yazı ile de sizi ‘günlük siyasete’ çekmek gibi de bir amacımız bulunmamaktadır!
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

.

.