.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 O…. çocuğunun İTİRAFLARI…
.

Gazetecilik tarihimde beni etkileyen, yönlendiren, namuslu, onurlu kalmamı sağlayan (mesleki açıdan) üç kitap var…

***

BİRİNCİSİ;

Horace McCoy’un, “GAZETECİNİN ÖLÜMÜ” adlı unutulmaz yapıtı. Orijinal adı “No pocket in a shroud” “Kefenin cebi yok” olan kitabı 1973 yılında Ahmet Altan çevirmiş, Bilgi Yayınevi’nden çıkmıştı…

 

 

*

Amerika’nın 1920’lerde yaşadığı KÂBUS günlerinin (aynısı bugün de tekrar yaşanıyor) analizini yapan McCoy; romanında mafyanın, terör örgütlerinin, siyasi iktidarların dışında kalarak, onlara karşı halkın, haklının yanında mücadele edilemeyeceğini, gazetecilik yapılamayacağını, yapılırsa da sonunun ölüm olacağını anlatıyordu…

***

İKİNCİSİ;

Irwing Wallace’ın “KUDRET DELİSİ” adlı eseri. Wallace; para ve kudret tutkusuyla gözü dönmüş, basın dünyasının da dışına taşıp, işi terör örgütü kurmaya, yönetmeye kadar vardıran Amerikalı bir basın imparatorunu anlatıyordu, bizde 1983 yılında E Yayınları’ndan çıkan bu kitapta.

 

 

*

Doğal olarak romanımızın “iradesi” ve “aklı” iflas etmiş kahramanı, yaşamını intiharla noktalıyordu. Günümüzdeki abuk – sabuk işlere soyunan gazete patronlarına görkemli bir ders, dersler zinciri vererek…

***

ÜÇÜNCÜSÜ;

Al Neuharth’ın eseri olan “Bir O…. çocuğunun itirafları” ya da suça girmeden çevrilirse“Bir basın kralının itirafları” adını taşır. 1992’de Forum Yayınları’ndan çıkan kitabın orijinali; “Confession of an S.O.B.” (Son Of a Bitch )

 

 

*

Kitap, Amerika tarihinde, tüm kıtada aynı anda okunabilen ilk günlük gazeteyi, US TODAY’i yaratan basın kralı Al Neuharth’ın çok gazete satmak için uyguladığı formülü anlatır; “Okura kötü haber verme, umut ver; kandır onu!”

Başarılı da olur Neuharth, US TODAY tüm dünyada da en çok satan gazetedir; fakat saygınlığı sıfırdır!

***

NEDEN ANLATTIM BUNCA HİKÂYEYİ?

Lütfen 5 Ekim 2008 Pazar tarihli ulusal gazetelerimize, bu yazdıklarımın ışığında bir kez daha bakın…

 Sonra dünde, iki – üç şehit verdiğimiz günlerde KANLARI ÇİÇEK OLAN güzelim çocuklarımızın haberlerini, birinci sayfalarının diplerine nasıl sakladıklarını bir gözünüzün önüne getirin…

Ardından yarını düşünün, öbür günü düşünün.

Bu olayı size unutturmak için atacakları taklaları şöyle bir hayal edin…

Yalanları onlardan önce siz kurgulayın!

*

Benim gazetecilik kuralım; “Haber kötüdür, iyi ise bilin ki reklâmdır!” şeklinde.

Peki, neden anlatmışım bunca hikâyeyi?

Şu acımız geçsin de, yarından itibaren reklâmları izleyeceksiniz…

Nasılsa ErDOĞAN ile DOĞAN da barıştı ya!
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

.

.