.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 GÖZÜNÜZ KÖR OLSUN!
.

Öncelikle dostlar, ardından da okurlar film gösterime girdiği günlerde “Can Dündar’ın Mustafa’sını neden yazmıyorsun?” diye sordular. Bu sorular; 10 Kasım 1938: ‘Vealeykümüsselam’ başlıklı yazımızdan sonra daha da arttı.

*

Biz filmi izlemeden, 30 Ekim günü “Mustafa Kemal’in çocuğu mavalları” başlıklı bir yazı yazıp, Abdurrahim’in nasıl evlatlık edinildiğini, Zübeyde Hanım’ın Abdurrahim’e süt temin etmek için Akaretler’deki evin alt katında inek bile beslediğini yazdık. Sonra da, “Hele bir filmi izleyelim, daha sonra konuşuruz” dedik.

*

2 ya da 3 Kasım günü filmi izledik, notlarımızı aldık. Fakat aradan geçen üç – dört günde o kadar çok yazıldı, o kadar çok konuşuldu ki, bari biz konuşmayalım bu üzerinde kalem oynatmaya, söz söyleyip de nefes tüketmeye değmeyecek film hakkında dedik ve sustuk. Suskunluğumuzu da sürdürdük.

*

Fakat dün sabah kalkıp da Milliyet Gazetesi’nde Can Dündar’ın filmi hakkında Turgut Özakman ile yaptığı söyleşiyi görünce, tak etti; gözünüz kör olsun, yuuh artık bu kadarına da dedik!

*

Turgut Özakman Beyefendi ile Can Dündar Beyefendi 4 saat baş başa olmuşlar, filmi beraber izlemişler. Sonunda Özakman, “Böylesine acımazsızca yerden yere vurulan, hakkında kampanyalar açılan film bu muydu? Ne vardı ki bunda?”  demiş ve giderayak Can Dündar’ın kulağına fısıldamış; “Sabır, Ya sabır!”

*

Şimdi bu iki beyefendiden biri yüz binler satan, rekor kıran ŞU ÇILGIN TÜRKLER’in yazarı. Diğeri de aynı rekora filmiyle aday olan gazeteci. Ve bu iki beyefendi de, yaptıklarıyla, tavırlarıyla “BU İŞİ BİZ BİLİRİZ, MUSTAFA KEMAL işi yazıda, çizide, filmde bizim TEKELİMİZDE” demeye getiriyorlar ve bizim onları anlamamız, algılamamız için cehaletten kurtulup aydınlanmamızı bekliyorlar, sabır telkin ediyorlar birbirlerine…

*

Köpeksiz köyde değneksiz gezen iki üstad-ı muhtereme ‘gözünüz kör olsun’ demiyoruz, Hasan Hüseyin Korkmazgil ağabeyimizin lâfıyla; “Gör olmayın da görün bizi” diyoruz…

HER İKİSİ DE YALANCI…

Bu iki muhtereme biraz Mustafa Kemal Tarihi dersi verelim.

Birincisi, yani Özakman okumuş. Okuduklarını alt alta koyup kitap yapmış…

İkincisi, yani Dündar okumamış, okumaya bile gerek duymamış. Yardımcılarının üfürdükleri, şişirdikleri malzemeye imzasını atmış!

*

ÇALMAYIN ULAN ÇALMAYIN…

Tarih: 18 Ekim 2005 /

Yer: Mevsimsiz Edebiyat Sitesi/

Yazan: Alev Çukurkavaklı /

Tabii ki kitaba sığmazdı… 
Pazartesi sabahı Hürriyet Gazetesi’nin tepesinde gördüm duyuruyu; “Kitaba sığmayanlar” başlığıyla! 
Sayın(!) ( * 70’in üzerinde yaşıyla) Turgut Özakman, “Kitaba sığmayanlar demiş” ve eklemeye başlamış… 
Kahrolsun be, kahrolun be! 
Yuh be…
 
*
“Şu Çılgın Türkler”i okudum…  
Bir gece ana yazının, bir gece de dip notların sindirimi tuttu.  
O kadar! 
*
Peki; 17 yaşımı verdiğim Hasan İzzettin Dinamo’nun KUTSAL İSYAN’ı nerede? (7 cilt) 
(*) Sayın (!)Turgut Özakman’da… 

 

Peki; daha sonrasında harcadığım geceler ve Hasan İzzettin Usta'nın KUTSAL BARIŞ’ı nerede? (8 cilt) 
(*) Sayın Turgut Özakman’da… 
*** 
Eksikti, biliyorduk da... 
*** 
Çalmayın ulan… Çalmayın… 
ÇALMAYIN… 
Emeği çalmayın, biraz da siz ders çalışın! 
 
(Bu yazı Turgut Özakman, Hıfzı Topuz……….. ve de o yaştaki ağabeylerimize ithaftır! BİLİNE…) 

***

Ertesi gün MEVSİMSİZ FORUM’daki dostlarımız konuyu biraz daha açmamızı istemiş. Biz de ek yapmışız yazıya:

*

YAZMAK mı; çok kolaaaaay! 
 
Fazla uzağa gitmeyelim, derine inmeyelim… 
 
Hasan İzzettin Dinamo’nun yedi ciltlik KUTSAL İSYAN ’ını okuyalım. 
Hasan İzzettin Dinamo’nun sekiz ciltlik KUTSAL BARIŞ ’ını okuyalım. 
Kemal Tahir’in YORGUN SAVAŞÇI’sını okuyalım. 
*** 
Bir de bunlara karşı tarafın, Yunan gözünün anlatımı, yorumu olduğu için Dido Satiriu’nun BENDEN SELAM SÖYLE ANADOLU ’ya adlı romanını ekleyelim. 
*** 
Hepsi toplam yedi ya da sekiz bin sayfa eder. 
Özetleyelim bunları; işimize gelmeyenleri atalım (Halide Edip’in sürgüne gönderilişi, Mustafa Kemal’e suikastlar, Mustafa Kemal-İsmet Paşa kavgaları), biraz da kafadan atıp kitabı bin sayfada bitirelim… 
*** 
SORU: Elimizde ne var? 
YANIT: Turgut Özakman’ın ŞU ÇILGIN TÜRKLER’i… 
 
Yani; işin özeti bu… 
Öfkeleniyorum, öfkelenince yazıyorum… Sonra da al başına mahkemeleri, tazminatları… 
Belalarını bulsunlar… Utanmaz hırsızlar!

 Ayrıca bir de Dinamo'nun, Tahir'in, Satiriu'nun o göz kamaştıran anlatımı da yok kitapta...
Kaynaklar aynı, salıncak aynı...
Sonrası ne?
Sonrası; labada, lubada...

***

Yakında biraz daha ileri gidilecek ve ŞU ÇILGIN TÜRKLER'in, savaş sonrası dönemini yazacaklar.
Bakın adım sanım gibi söylüyorum; onda da Falih Rıfkı'nın ÇANKAYA'sı ile, Berhe G. Gaulis'in ÇANKAYA AKŞAMLARI kullanılacak...

***

Biz bu yazıyı, ŞU ÇILGIN TÜRKLER yayınlandıktan sonra, Özakman, “Kitaba sığmayanlar “ başlığıyla Hürriyet’te dizi yaptığı için yazmışız. Çünkü kitaba sığmayanlar o kadar çok ki… Cilt, cilt duruyor. Salih Bozok’tan tut, Fevzi Çakmak’a, Falih Rıfkı’ya, İsmet İnönü’ye, Celal Bayar’a kadar Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın tüm tanıkları yazmış anılarını. Al, kes, biç, özetle… YAYINLA!

***

Efendim, yazımız biraz uzadı ama size Can Dündar’ın şahidi Özakman’ın ‘emeği’ hakkında biraz olsun bilgi verebildik. Bir sonraki yazımızda filme ilişkin notlarımızı vereceğiz…

Yooo, eleştirmeyeceğiz… Öğrensinler, ders vereceğiz!

***

BİR SONRAKİ YAZIMIZDAN BAŞLIKLAR:

MUSTAFA KEMAL: Ben diktatör değilim. Diktatör olsam bana bu soruyu soramazdınız…

“BEN BİR İNKİLAP ÇOCUĞUYUM” : Atatürk kendi yaşamının bu isimle film yapılması için anlaşma imzaladı. Belli ki büyük önder, bugün yapılan zırtapozlukları o zamandan hissetmişti.

YASAKLATILAN FİLM…

İÇKİ SOFRASI…

BİR YALNIZ ADAM…
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

.

.