.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 Türkiye savaşta 2... Ve siyasetin geleceği...
.

Türkiye savaşta 2 yazısı, bir önceki Türkiye savaşta (1) yazısının devamıdır... (Lütfen eski yazıyı okuyunuz)... Dediğimiz gibi, özetle, Türkiye ve Amerika sıcak savaş halindedir... Ve hedef kuzey Irak petrolleridir... Daha dogrusu Türkiye, "kuzey Irak petrolleri Irak' ın bütününe kalsın" görüşündedir... Amerika ise, bir Kürt devleti kisvesi altında, "kuzey Irak petrolleri ve doğalgaz zenginlikleri İsrail' e bağlansın ve eklemlensin" peşindedir...

 

Nedenleri, detayları, savaşan taraflar ve beklentileri bir önceki yazıda vardır... Burada enterasan olan, herkesin olayları bilmesine rağmen üç maymunu oynamasıdır...

 

Kürtler, kendilerinin bir kere daha kullanıldığını bilmektedirler... Ama şu andaki en çıkarlı yol olması nedeniyle, Yahudi boyunduruğuna gizlice girip, ülke sahibi bir krallık rolüne soyunmayı ve bir miktarda para kapmayı mubah saymaktadırlar...

 

Türkiye' deki "kürt devleti severler" ise, oyunu bilmekte ama yahudiler üstünden başka çıkarları nedeniyle, görmemezliğe gelmektedirler... Özellikle aşırı tutucu ve aşırı dinci bu yüksek müslümanlar, teoride doğal yahudi düşmanı olmaları gerekirken, pratikte klasik global menfaat oyunu sergilemektedirler...

 

İşin en enterasan tarafı ise, hem Türkiye Cumhuriyeti' nin, hem de (doğanın ters bir olgusu olarak) müslüman cemaatlerin menfaatlerine ters düşen bu gelişme, sokaktaki halk tarafından tamamen farklı algılanmaktadır... Sokaktaki halk, kürt asıllı Türk' ler ve kuzey Irak kürtleri, bu olayı "sonunda bizim de bir kürt devletimiz olacak" şeklinde algılamaktadırlar... Bilseler ki, o tutucu müslümanlar ve kürt devleti severler (tabii çoğu parasından nemalanmak için seviyor) aslında nefret ettikleri yahudilere hizmet edecekler, kendilerini yerden yere atarlardı...

 

İşte global güç oyunu böyle birşeydir, sen birine hizmet ettiğini sanırsın, aslında bir bakarsın bir başkasına hizmet ediyormuşsun... Ortadoğu gibi bu cinliklerin piri bir bölgede bile, kimin eli kimin cebinde, ancak sabah kalkınca farkına varırsın...

 

Özetle, Türkiye - Amerika bölgesel mini sıcak savaşı devam etmektedir... Tetikçi kürtler, Türkiye' yi taciz etmeye devam etmektedirler... Amerika, istese bir haftada sıfırlayabileceği Irak' taki pkk' yı, yaşatmakta beslemekte ve bir kısmını İran' a pejak akronimi altında kullanmaktadır... Arada bir pkk yoldan çıkıp "ben İran ile savaşmayacağım, orada işim ne" dedikçe de, Amerika Türkiye' ye koordinat verip kafalarına bomba yağdırtmakta ve pkk' yı hizaya sokmaktadır...

 

Dedik ya bu 21. yüzyıl savaşları pis savaşlardır, kimin eli kimin cebinde belli değildir... Kahraman Türk ordusu samanlıkta iğne arar gibi dağlarda terorist aramakta ama kaçan teroristleri Irak içinde kovalayamaktadır çünkü Amerika yasaklamıştır...

 

Kürt teroristin tek yapması gereken şey, geceleyin bir Türk işyerine veya karakoluna kurşun sıkıp, son hızla tazı gibi Irak sınırına doğru koşmaktır... Eğer yeterince hızlıysa ve çalılıklar arasında hızlı koşabiliyorsa, Türk Irak sınırına kendini attı mı, güvenli bölgeye geldi demektir... Artık Amerikan koruması altında pikniğe de gidebilir, sınırın öte tarafından Türkiye' ye nanik de yapabilir...

 

Evet, maalesef bu pis savaş, kuzey Irak petrolleri İsrail kontroluna geçinceye kadar devam edecektir...

 

Türkiye kıvama getirilince, bu sefer "talepkar olacak" Kürtler hizaya getirilecektir... Küçük bir Kürt, Türkmen, Arap çatışması çıkarılacak, böylece kürtlerin "talepkarlığı ezilecek", onlara unutamayacakları bir ders verilecektir... Sonunda Kürtlere "otur oturduğun yerde, sana ne verirsek Allah' ına şükret, krallık aldın, parayı kaptın, şimdi biraz da İsrail' e hizmet zamanı" denilecektir... Böylece "onlar çıkacaktır kerevetine, biz çıkacağız bir sonraki masala" olacaktır...

 

Gelelim Türkiye' de siyasetin geleceğine...

 

Önce takvime bakalım... Gelecek 2 hafta olimpiyatlar var ve spor konusu ağustos sonuna kadar gündemi oyalayacaktır.... Ondan sonra eylül ayı ve ramazan var... Hep birlikte oruç tutacağız ve dünyevi konular ile pek fazla ilgilenmeyeceğiz...

 

Bayram sonrası gündem boşalıyor... Onun için büyüklerimiz meşhur Ergenekon duruşmalarını ekim ayına planlamışlar... Abdullah Öcalan duruşmaları misali, büyük anfi ve koca salonda yapılacak görsel dramatik duruşmalar, Türk kamuoyunu epeyce meşgul edeceğe benzer... (Eskisinde Apo ve pkk yargılandı....Bu sefer Apo ve pkk' ya kurşun sıkanlar yargılanacak... Muhteşem bir karşıt medya gösterisi olması için tüm "yerli yabancı gazeteciler" olimpiyatlara hazırlanır gibi hazırlanıyorlar)...

 

Dolu dolu bir ekim ayı sonrası, kasım ayında soğuklar ile birlikte "ekonomik gerçekler" Türk halkını vurmaya başlayacaktır... Zaten, Anayasa mahkemesinin AKP' yi kapatmaması sonrası, son anda Türkiye' deki faiz paralarını batmaktan kurtaran uluslararası tefeciler, kasım ayı sonuna kadar sessizce paralarını yurt dışına kaçırmış olacaklardır... Böylece Türkiye' deki ekonomik krizi önleyen en büyük sübap haline dönüşmüş "Türkiye' de takılmış kredi paraları" da, devreden çıkmış olacaktır...

 

Aralık ayının o korkunç doğalgaz harcamaları gerektiren soğuk kış günlerinde, Türkiye her türlü dış ekonomik müdaheleye açık hale gelecektir... İçeride de, ağırlığını hissettirecek olan pahalılık ve yoksulluk Türk halkını tam bir deli danaya çevirecektir... İşte bu ortamda siyasetçiler sahne almaya başlayacaklar ve Mart 2009 mahalli seçimleri için "pembe günler" vaatlerinde bulunacaklardır... "Eğer bana oyunu verirsen, 2023 yılında muhteşem olacaksın" gibi söylemler vereceklerdir...

 

Türk halkı "bunları yer, yemez" bilemem... Ama birşeyden eminim, Türk halkı, biz kalem tutanlardan bile daha keskin bir zekaya sahip olduğu için, "son ana kadar bekleyip menfaat neredeyse mührü oraya vuracaktır"...  Türk halkının "kendi kısa vadedeki net çıkarını" en keskin biçimde gözeteceğinden en ufak bir şüphem yoktur...

 

Bu arada siyasi partiler de hareketlenmiş olacaklardır... Gelecekte yeni kurulacak küçük siyasi partilerin veya gündemdeki küçük siyasi partilerin yeterli oyu almak gibi bir şansları olmadığı için onları geçiyorum...

 

Kalanlar AKP, CHP; MHP, AP (eski DYP), ANAP, Refah ve Kürt partisidir (Kapanıp yeniden açılacağı için son ismi daha belli değildir)...

 

Belediye Seçimleri, Genel Seçimlerden biraz farklıdır, yüzde 10 Türkiye barajı yoktur... Onun için herkes bölgesine, mahallesine göre oy alır... 2009 Belediye Seçimlerinin, bir öncekine göre pek farklılk göstereceğini zannetmiyorum ve üç aşağı beş yukarı siyasi partiler eski bölgelerindeki konumlarını koruyacaklardır...

 

Siyasi partilerdeki esas dalgalanma, Belediye Seçimlerine yönelik değil, Genel Seçimlere yönelik olacaktır... (Türkiye' de her an bir Genel Seçim çıkabilir ve bir siyasetçi için bu duruma her an hazır olmak elzemdir)...

 

Sondan başlayarak; Kürt partisi kapanacaktır açılacaktır ama tezgahı devam ettirecektir... Refah, paraları AKP' ye kaptırdığı için ve de seçimlerde parasız birşey olunamayacağı için, şansı yoktur... Refah' ın tek şansı, Abdüllatif Şener gibi birinin başa gelmesi ve onun da, halen milliyetçi-vatansever hisleri körelmemiş AKP' li zenginleri partiye geri transfer edebilmesi ile mümkündür... Gerçi Şener, daha çok eski ANAP örneği yeni bir parti kurma planları peşindeyse de, ne olacağı görülecektir...

 

Eğer ki seçimlerde iktidar elde etmek istiyorsan, bir parti kurup seçimlere girmek standard metotdur... Ancak, dünya ticaret devlerinden alınan ilhamla, bir başka yol daha vardır: "siyasi parti satın almak"... (Aynen, yeni bir şirket kurup 5-10 yılda pazar payı kazanmak ile, hazır kurulu bir şirkete iyi fiyat verip anında pazarda pay sahibi olmak gibi) ... Fethullah Gülen ve Nurcular, geleceğe dönük yatırım olarak bu yolu seçmiş ve ANAP' ı almışlardır... AP (eski Dyp) ise böyle bir satışa hazır vaziyette bekletilmektedir... Dolayısı ile AP' nin seçimlerdeki performans analizi, parayı getirecek ortaklar belli olduktan sonra yapılabilecektir...

 

MHP ise dinci-milliyetçi bir siyasi çizgiyi düstur edindiği ve AKP' nin ortağı gibi bir algılama yarattığı için, seçimlerdeki şansı, AKP' den ayrılıp oylarını MHP' ye kaydıracaklar ile sınırlıdır...

 

CHP ise Cumhuriyetçi-vatansever görünümünü devam ettirebildiği sürece, tüm vatansever oyları toplayacaktır... Önündeki en büyük engel, vatansever oyların CHP' ye kanalize olacağını farkeden dış mihraklı medyanın, CHP' yi en acımasız ve hayasız şekilde yoketmeye ve bölmeye çalışmasıdır... İkinci engel ise, parti içindeki bazı kuru akıllıların "yok solcu olalım, yok kürtçü olalım, yok askere karşı olalım, yok zengin baroncu olalım"  gibi kuru gaz yapması ve etkinlik kazanmasıdır...  ( CHP için, bu karışık ortamda sadece ve sadece, Cumhuriyetçi olması, kendisi olması yetecektir)...

 

AKP' ye gelince, onlar şu anda iktidar sahibi, ikbal sahibi, para pul sahibi, herşeyi olan bir parti konumundadırlar... Anayasa Mahkemesi onlara altın tepside bir zafer bahşetmiş ve onları daha da güçlü yapmıştır... Birşeyi kahraman, güç ve para sahibi yaptıktan sonra, ona vereceğin "uyarı" artık sadece "vız gelir tırıs geçer"... Mini para cezaları filan ise, bir partinin seçim bütçesi ve harcamaları yanında, çok komik kalır...

 

Şu anda AKP' yi tutan tek şey kendi iç çekişmeleridir... Ancak haklarını da vermek lazımdır, kızılcık şerbeti içip, kendi iç çekişmelerini dışarıya yansıtmamaktadırlar... Diğer siyasi partilerin aksine, en büyük anlaşmazlıkları ve kavgaları bile, kendi aralarında halletmekte ve dışarıya sızdırmamaktadırlar... (cemaatçilik geleneği bu olsa gerek)...

 

AKP' nin önündeki en büyük engel, Tayyip Erdoğan - Fethullah Gülen, güç ve iktidar savaşıdır... (Zannedilenin aksine, Abdullah Gül güç merkezi değil, çekişmelerden kendine fırsat çıkarandır )... İkinci engel ise, ABD' ye, AB' ye, Yahudilere, Kürtlere verilen sözlerdir: Yerine getirsen içerdekiler, getirmezsen dışardakiler seni kızgın ocağa vermek üzere beklemektedirler... Son engel ise, partililerinin inanılmaz derecede nakit akışına değer verir hale gelmesi ve nakit akışı için öldüresiye kavgalar etmesidir... (Evet, güçlü medya patronajlığı sayesinde bunu bir süre sansürlemek mümkündür, ama nereye kadar)...

 

Özetle, Türkiye' de hiçbir şey değişmemiştir... İddiaların aksine, Türkiye ne kabuk değiştirmektedir, ne de evrim geçirmektedir... Sadece değişik sahnelerde yeniden montajlanmış senaryolar perde almakta ve kahramanlar içeri girip çıktıkça değişik kostüm ve makyajların etkisiyle ışık spotları altında farklı gözükmektedirler...

 

Çünkü Türk' ler değişmezler... Daha Türk' leri ve Türk devletini değiştirecek güç anasından doğmamıştır, doğamaz da... Türk' ler değişmezler... İyisiyle kötüsüyle Türk sadece Türk' tür... Bu böyle biline...
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 

.

.