.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 Siyasette neler olacak okuyalım
.

Siyasette yeni yapılanma kurguları, olacaklar teorileri, tam gaz gidiyor... Ama bunların çoğu "sis bombası" yani Amerikanca deyimiyle "smoke-screen"... Esas aktörler daha sahne almadı, orta oyununun sakinleşmesini bekliyorlar... Bir de toplantılar yapıp, yorumlar çekip, ön almaya çalışan ama aslında minimal düzeyde etkinliğe sahip dernekler, kişiler var... Bunların hiçbirinin ne şansları ne de güçleri var...

 

Her zaman ki gibi önce, son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim: AKP sonrası Türkiye' de başlıca üç şey olacaktır...

 

Birincisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) seçimlerden birinci parti olarak çıkacaktır...

 

İkincisi, AKP sonrası, onun küllerinden 2 veya 3 yeni parti (veya oluşum) çıkacak ve Nur cemaatinin (Gülen) kontrolundaki siyasi parti yeniden barajı geçecektir...

 

Üçüncüsü, Türkiye' de "yeni siyasetli" yeni bir siyasi parti kurulması ve onun tabana yayılması hayalleri gerçekleşmeyecektir ve bu tip hayalperest yaklaşımlara bel bağlayanlar yine hüsrana uğrayacaklardır...

 

Tabii bir de Büyükşehir belediyelerine yani taze paraya hükmedenleri unutmamak gerekir, onlar da her zaman ki gibi yeni sahnenin aranan yıldızları olacaklardır...

 

Şimdi gelelim hikayemize, önce geçmişe ve perde gerisindeki aktörlere bakalım ve geleceği görelim... AKP nasıl kuruldu, kim kurdurdu, Tayyip Erdoğan nasıl lider oldu... Çok özet geçersek, Tayyip Başkan Necmettin Erbakan' ın yıldızıydı, oğlu gibiydi ve ona çok güvendiği için İstanbul belediye başkanlığını ona vermişti... Necmettin hoca güç ve paraya hükmetmesi için ( ve de Refah partisine maddi manevi faydada kusur etmemesi için) oğlunu (RTE) en verimli noktaya koymuştu ama oğlunu ayarttılar, kanına girdiler ve AKP oluşumunun başına getirdiler ( tabii Refah partisine gitmesi gereken maddi ve manevi değerler de, yön değiştirip AKP' ye gitti)...

 

Kimler AKP' ye gizli oluşum sırasında destek çıktı: bir kısım Nakşibendi grupları, (Bülent Arınç, Abdullah Gül, Kadir Topbaş vs..), Nur cemaati, Fethullah Gülen, Amerika (20 yıldır light-islam projesine çalışıyor), Korkut Özal, eski ANAP takımı vesaire... Mesela bir Abdulkadir Aksu güneydoğudaki kürt desteğini organize etti, bir Cemil Çiçek ANAP Anadolu desteğini organize etti, bir  Cüneyt Zapsu dünya yahudi cemaati desteğini organize etti... Daha düzinelerle isim, hükmettikleri ve yılların tecrübesine sahip oldukları konu ve ortamlarda, yeni kurulacak AKP' ye destek oldular ve tabanlarını getirdiler...

 

Yine bu oluşuma, Turkiye' deki güç odakları, "uluslararası büyük patronlardan" mesajı alınca, sorgusuz sualsiz destek verdiler... İşin bu kısmını filmlerdeki "uykudaki üyelere" benzetebiliriz, yani telefonda gizli bir ses "parolayı söyler" ve mesajı alan harekete geçer... Böylece büyük medya , iletişim ve reklam gücü harekete geçti, AKP' yi parlattılar, rakiplerini un ufak edip parçaladılar ve "seçilmiş parti" AKP iktidar oldu... (Halk,  maalesef Türk medyasının yalan dolan makinesi önünde sadece bir figürandır)...

 

Geçen seneki seçimlerde ise, paranın ve medyanın gücü tekrar devreye girdi ve AKP yeniden daha büyük bir çoğunlukla seçildi... Bazıları bu olayı dini kalıplar ile açıklamakta ısrar etmektedirler ama, olay tamamen taraflı medya gücü, gıda torbası ve kömür dağıtımı, yeşil kart ve sağlık karnesi dağıtımı vesaire gibi maddi kaynakların yönlendirilmesi ile ilgilidir... Tabii, dünya yahudi örgütlenmesinin bir kopyası gibi hareket eden müslüman cemaatlerinin televizyon, gazete, haber ajansı, internet gibi medyalara yaptığı çok akıllıca yatırımlar da, "dedikoduya ve gaza gelmeye bağımlı Türk halkının" oylarının AKP' ye yönlendirilmesinde çok büyük etkisi olmuştur...

 

Tüm bunları niye anlatıyorum, çünkü geçmiş geleceğin anahtarıdır... Hiçbirşey bir anda peydahlanmaz, herşey geçmişin farklı versiyonudur...

 

Devam edersek, herkes şu andaki AKP içindeki çekişmeleri, güç savaşını, "kapatma davasına" bağlamaktadır... Ama gerçekte AKP içindeki güç savaşının, liderlik savaşının, kapatma davası ile yakından uzaktan ilgisi yoktur... Sadece,kapatma davası bir katalizör gibi parti içindeki kaynamaları gün ışığına şeffaf bir şekilde çikarmıştır... Parti kapansa da, kapanmasa da, AKP içindeki liderlik savaşı olacaktı...

 

Nedeni ise çok basittir, tamamen insan doğası ile ilgilidir... AKP iktidara gelmeden önce ('2002 öncesi) bir kısım Nakşibendiler, Nurcular, RTE belediye takımı ve diğerleri, kendilerine inanan insan gücü organizasyonu bakımından güçlü idiler, ama "zengin" değildiler... Tabii herkesin (Gülen' in Amerikadan, belediye takımlarının belediyelerden, Nakşi cemaatlerinin orta sınıf bezirganlıktan) kendine göre bir paraları vardı ama "zengin" değildiler... (Zenginlik derken, kendi ihtiyacının dışında paraya hükmedebilmeyi ve sosyal olaylara para dağıtabilme kabiliyetinden bahsediyorum...) Ama şimdi hepsi zengin oldular... Hayallerinin ötesinde paraya ve güce sahip oldular...

 

Tabii doğal olarak, paraya ve güce kavuşan her insan ve grup gibi, onlar da yanlarındakini beğenmemeye başladılar ve kendilerinin patron olması gerektiğini düşünmeye başladılar... Alttan yavaş yavaş kaynamaya başlayan kazandan, öncü olarak ilk Nur grubu çıktı ve üstatları Fethullah Gülen' in başa geçmesi için manevralara başladılar... ( Çünkü en güçlü onlardı ve son 6 yılda el değiştiren değerlerin en az yüzde ellisine onlar sahip olmuşlardı ve Anadolu deyimiyle "güç ve para konuşurdu")... Yine, dışlanan Bülent Arınç, herkese selam veren Abdullah Gül ile bir manevra çekip, Fethullah hoca ekibi ile de menfaat birliği paralelinde, ilk darbeyi yaptı ve Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül oldu...

 

Konumuza dönersek, aynen 6 yıl önce Necmettin Erbakan' a yapılanlar, şimdi Recep Tayip Erdoğan' a yapılmaya başlanmıştır... Bunda hayret edilecek birşey yoktur çünkü "bugün bana, yarın sana", "ne ekersen onu biçersin", "ne oldum deme, ne olacağım de" gibi Anadolu terimleri bu gelişmelerin sosyolojik yapısını çok iyi açıklarlar...

 

Sadece bu sefer ki en önemli fark, Necmettin Erbakan' ın aksine Tayyip Erdoğan' ın çok akıllıca bir şekilde kendi medyasının patronu olmasıdır... Medya demek oy demektir ve her şartta, RTE kendi medyasına hükmedebildiği sürece, % 10-20 arası oy' a şahsen hükmeder durumda olacaktır... (Tabii temsilci patron pozisyonundaki kader arkadaşları kendine oyun etmediği sürece)... Medyanın en az % 30' una hükmeden bu pozisyon, kendisini yeni bir lider ile değiş tokuş etmek isteyen eski dava arkadaşlarının önündeki tek gerçek engeldir... Ek olarak, medyanın en az % 25' inin de kendisine vefa borcu vardır... (Dışarıda kalanlar Nur cemaati medyası, Aydın Doğan medyası ve geçen ay 500 milyon dolar yeni borç çıkarılan Karamehmet medyası vardır... Bir de Ciner medyası ve geçen ay 70 milyon dolar borç artı faizleri için kolaylık sağlanan Doğuş medyası vardır)...

 

Eski siyaset arkadaşlarını frenleyen ikinci engel ise, Tayyip Erdoğan' ın, özellikle tutucu hanımlar üzerindeki karizmasıdır... Hiçbir yeni lider, Tayyip Erdoğan' ın karizması kadar oy toplayamaz (burada karizmadan, artı % 8-15 arası oydan bahsediyoruz)... Ama bu engeli aşmak için de, yavaş yavaş çarkları dönen, bilinçli bir plan devreye girmiştir.....RTE "yıpratılırken", Ali Babacan "cilalanmaktadır".... Ali Babacan' ın bir diğer özelliği de, Gülen hoca onaylı, AB onaylı, dünya zengin hristiyanlar derneği Bilderberg onaylı, dünya yahudi cemaatleri onaylı olmasıdır... ( Şimdi bazıları "ya peki Türk halkı ne diyor" diye soracaktır: Türk halkını kim takar... Verdin mi gazı "patron odaklı Türk medyasından", Türk halkı sarıyı yeşil, kırmızıyı mavi kabul eder, ve tıpış tıpış gider oyunu verir... Tabii bunu açıkça söylemek biraz ayıp oluyor ama ben burada sadece olan biten gerçekleri söylemek mecburiyetindeyim)...

 

Gelelim kurulacak AKP sonrası yeni partilere... Öncelikle hicbir yeni parti, 6 sene önce devreye giren "işi bilenlerin" yeniden onayını almadan kurulamaz... Geleceği yine bu eski isimler şekillendirecektir... Mesela ismi çok az geçen bir Korkut Özal, İstanbul' da muhteşem bir bütçeye hükmeden Kadir Topbaş, Ankara gediklisi Melih Gökçek, Güneydoğu kürt oyları organizatörü Abdulkadir Aksu, medya, para ve güç sahibi olmuş ve artık kimseye ihtiyacı olmayan Albayrak' lar, aniden istifa eden Cüneyt Zapsu ve daha nice isimler, cemaat şeyhleri, belediye başkanları kurulacak yeni siyaset ortamında belirleyici olacaklardır... Mesela sadece Cumhurbaşkanı Abdullah Gül' ün, son senelerde muhteşem bir güç ve servete kavuşan Kayseri takımı bile olayların şekillendirilmesinde çok büyük öneme sahiptir... Yani geleceği okumak için, geçmişi kuran bu insanların tavır ve davranışlarını, ve kimlerle hareket ettiklerini takip etmek gerekir... (Halihazırda tüm bu insanlar "doğru pozisyonda olabilmek" için gözlem yapmaktadırlar ve gidişatı kollamaktadırlar)...

 

Geleceğe hazırlıklı tek grup Nur cemaatidir... Son kuruşuna kadar alınmış ANAP hazır tutulmaktadır ve bir de, bir şekilde Demokrat partiyi de (DP) ilhak edebilirlerse, kaymaklı kadayıf olacaktır...  Tayyip Erdoğan' a ise, Soros-Virginia kuruluşlu, Bilgi üniversiteli Tuna Bekleviç' in partisi gösterilmiş ama beğenilmemiştir... Zaten, Anadolu' da ki sıcakkanlı Türk gençlerini ve hatta Amerika' da ki sıcakkanlı Türk gençlerini "fişlemek" için kurulmuş bu siyasi partiyi Tayyip Erdoğan ne yapsın...

 

Yine halihazırdaki eski tüfek Nakşibendiler, partiye bir şekilde ilişkilendirilenler, ve diğerleri, nasıl bir yol izlemeleri konusunda ortak iştişarelerine hızla devam etmektedirler... (Tabii bu aşamada, Erbakan hoca ve yanındakilerin de elleri armut toplamamaktadır ve eski talebelerinden yedikleri tokadın acısını nasıl çıkarırız diye bakmaktadırlar)...

 

Gelelim diğer siyasi partilere... Türkiye' de yepyeni bir siyasi parti kurmak mümkün olmadığına göre (yeni parti yoktur, eskisinin devamı "yeni" partiler vardır), halen oy potansiyeline sahip CHP, MHP, DP, ANAP, DSP ve bir Kürt partisi vardır... Kürt partisi yaşarsa yeniden "bağımsızlardan" grup kurabilir ama direk barajı geçemez... DSP Bülent Ecevit sonrası barajı geçemez...

 

ANAP Nurcuların ve dağıtılan AKP' den kalanların partisi olacaktır ve ellerindeki medya gücü, taraftar gücü ve maddi güç dolayısıyla barajı kesin aşacaktır... DP (Demoktrat parti) yeniden organize olabilirse ve bir şekilde bir yerden bir "servet" bulabilirse, birşeyler yapabilir...

 

MHP ise, son seçimlerde oy verenlerinin büyük çoğunluğunu, süpriz bir "dinci" ve "AKP destekçisi" pozisyonu sergileyerek gücendirdiği için, işi çok zordur... Türkiye' de dinci milliyetçilik politikaları güderek, ne kasabalardaki dincilere, ne de şehirlerdeki vatansever milliyetçilere yaranılabilir ve maalesef MHP bu açmaza düşmüştür... (Ya dinci olacaksın, ya milliyetçi, çünkü hem ondan hem bundan deyince oylar ikiye katlanmaz, aksine elindeki de gider)...

 

Gelelim CHP' ye... Herkesin ve özellikle taraflı medyanın Deniz Baykal' ı acımasızca eleştirmesine karşın, halihazırdaki en sağlam parti konumundadır... Türkiye' de şekillenen Cumhuriyetçi, milliyetçi, laik, vatansever ve alternatif arayışı içindeki oylar, doludizgin CHP' ye akacaktır ve seçimlerden birinci parti çıkacaktır... Sadece yapmaması gereken ilk şey, kendini "yeni Türk seçmeninin" nefret ettiği "solcu parti" söylemi içine sokmamaya dikkat etmesidir... İkinci yapması gereken şey ise, bir şekilde medyada sesini duyuracak dostlar edinmesidir... Çünkü artık dünyada ve Türkiye' de medyasız oy toplamak mümkün değildir... Hele düşman bir medya ile çok şey kaybedebilmektedir... (Kanaltürk televizyonunun satışına seyirci kalması yaptığı en büyük hatalardan biridir.... Çünkü sadece bir bağımsız sesi kaybetmekle kalmamış, aynı zamanda onunla taraf olmayı düşünebilecek diğer medya gruplarını da "acaba bizi de yarı yolda bırakır mı" psikozu içine sokmuştur)... Tabii, tarafsız bir Türk medyası "oluşmadan veya oluşturulmadan" yarışa giren bir CHP, potansiyel oylarının en az % 15-20' sini kaybedecektir...

 

Gelelim Başbakan Tayyip Erdoğan' ın gelecek planlarına... Kader arkadaşları, eski dostları, "birşey" haline getirdiği insanları çoktur... Medyası vardır, gerektiğinde harekete geçirebileceği maddi gücü vardır... Yepyeni ve atak söylemleri sayesinde, halkla ilişkiler kredilerini hızla depolamaktadır... Tutucu hanımlar nezdindeki karizması hergün yükselmektedir... Ama bu şartlarda bile yeni bir parti kurar mı bilinmez... Çünkü 6 yıllık tek adam iktidarından sonra, eski arkadaşlarına dil dökmek ona zor gelebilir... (Hepimiz insanız; yukarıya alışınca, aşağıdakiler ile muhattap olmak zordur)... Bana göre sayın Başbakan büyük ihtimalle gelişmeleri bekleyecek, en kötüsünden bağımsız milletvekili olacaktır... Aslında herşey dava arkadaşlarının vefasına kalmıştır... Başbakanın sağlık durumunu bile kurt gibi takip eden partili dostları, ne kadar ahde vefa sahibidirler yaşayıp göreceğiz...

 

Özetle, yakın gelecekte yeni ittifaklar, yeni gelişmeler olacaktır... Tabii "siz deyin bunlar yeni şeylerdir, ben diyeyim olacaklar sadece eskilerin bir başka versiyonudur"....

 

Esasta, 21. yüzyıl siyasetinde unutmamamız gereken tek birşey vardır...  İster AB, ister ABD, ister dava, ister enflasyon, ister darbe, ister büyüme, ister devalüasyon; Eğer ki medyayı ve ortalıkta gezen hınzır parayı kontrol edemiyorsan, yine birşey elde edemezsin, seçim kazanamazsın.. Halk yine götürüp oyunu medya patronunun, güç simsarının,  para sarrafının, iaşe organizatörünün temsilcisine verir ve bundan kaçış yoktur...

 

Kim ki, medya' lıdır, para' lıdır, seçimleri o kazanır...

 

Kim ki medyasızdır, parasızdır, seçimlerde üçün birini kazanır...

 

Mutlak güç bile olsan, medyayı insafa, hınzır parayı hizaya getirmeden, halktan zırnık seçim kazanamazsın...
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 

.

.