|
Siyasette yeni yapılanma kurguları, olacaklar teorileri,
tam gaz gidiyor... Ama bunların çoğu "sis bombası" yani
Amerikanca deyimiyle "smoke-screen"... Esas aktörler
daha sahne almadı, orta oyununun sakinleşmesini
bekliyorlar... Bir de toplantılar yapıp, yorumlar çekip,
ön almaya çalışan ama aslında minimal düzeyde etkinliğe
sahip dernekler, kişiler var... Bunların hiçbirinin ne
şansları ne de güçleri var...
Her zaman ki gibi önce, son söyleyeceğimizi baştan
söyleyelim: AKP sonrası Türkiye' de başlıca üç şey
olacaktır...
Birincisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) seçimlerden
birinci parti olarak çıkacaktır...
İkincisi, AKP sonrası, onun küllerinden 2 veya 3 yeni
parti (veya oluşum) çıkacak ve Nur cemaatinin (Gülen)
kontrolundaki siyasi parti yeniden barajı geçecektir...
Üçüncüsü, Türkiye' de "yeni siyasetli" yeni bir siyasi
parti kurulması ve onun tabana yayılması hayalleri
gerçekleşmeyecektir ve bu tip hayalperest yaklaşımlara
bel bağlayanlar yine hüsrana uğrayacaklardır...
Tabii bir de Büyükşehir belediyelerine yani taze paraya
hükmedenleri unutmamak gerekir, onlar da her zaman ki
gibi yeni sahnenin aranan yıldızları olacaklardır...
Şimdi gelelim hikayemize, önce geçmişe ve perde
gerisindeki aktörlere bakalım ve geleceği görelim... AKP
nasıl kuruldu, kim kurdurdu, Tayyip Erdoğan nasıl lider
oldu... Çok özet geçersek, Tayyip Başkan Necmettin
Erbakan' ın yıldızıydı, oğlu gibiydi ve ona çok
güvendiği için İstanbul belediye başkanlığını ona
vermişti... Necmettin hoca güç ve paraya hükmetmesi için
( ve de Refah partisine maddi manevi faydada kusur
etmemesi için) oğlunu (RTE) en verimli noktaya koymuştu
ama oğlunu ayarttılar, kanına girdiler ve AKP oluşumunun
başına getirdiler ( tabii Refah partisine gitmesi
gereken maddi ve manevi değerler de, yön değiştirip AKP'
ye gitti)...
Kimler AKP' ye gizli oluşum sırasında destek çıktı: bir
kısım Nakşibendi grupları, (Bülent Arınç, Abdullah Gül,
Kadir Topbaş vs..), Nur cemaati, Fethullah Gülen,
Amerika (20 yıldır light-islam projesine çalışıyor),
Korkut Özal, eski ANAP takımı vesaire... Mesela bir
Abdulkadir Aksu güneydoğudaki kürt desteğini organize
etti, bir Cemil Çiçek ANAP Anadolu desteğini organize
etti, bir Cüneyt Zapsu dünya yahudi cemaati desteğini
organize etti... Daha düzinelerle isim, hükmettikleri ve
yılların tecrübesine sahip oldukları konu ve ortamlarda,
yeni kurulacak AKP' ye destek oldular ve tabanlarını
getirdiler...
Yine bu oluşuma, Turkiye' deki güç odakları,
"uluslararası büyük patronlardan" mesajı alınca,
sorgusuz sualsiz destek verdiler... İşin bu kısmını
filmlerdeki "uykudaki üyelere" benzetebiliriz, yani
telefonda gizli bir ses "parolayı söyler" ve mesajı alan
harekete geçer... Böylece büyük medya , iletişim ve
reklam gücü harekete geçti, AKP' yi parlattılar,
rakiplerini un ufak edip parçaladılar ve "seçilmiş
parti" AKP iktidar oldu... (Halk, maalesef Türk
medyasının yalan dolan makinesi önünde sadece bir
figürandır)...
Geçen seneki seçimlerde ise, paranın ve medyanın gücü
tekrar devreye girdi ve AKP yeniden daha büyük bir
çoğunlukla seçildi... Bazıları bu olayı dini kalıplar
ile açıklamakta ısrar etmektedirler ama, olay tamamen
taraflı medya gücü, gıda torbası ve kömür dağıtımı,
yeşil kart ve sağlık karnesi dağıtımı vesaire gibi maddi
kaynakların yönlendirilmesi ile ilgilidir... Tabii,
dünya yahudi örgütlenmesinin bir kopyası gibi hareket
eden müslüman cemaatlerinin televizyon, gazete, haber
ajansı, internet gibi medyalara yaptığı çok akıllıca
yatırımlar da, "dedikoduya ve gaza gelmeye bağımlı Türk
halkının" oylarının AKP' ye yönlendirilmesinde çok büyük
etkisi olmuştur...
Tüm bunları niye anlatıyorum, çünkü geçmiş geleceğin
anahtarıdır... Hiçbirşey bir anda peydahlanmaz, herşey
geçmişin farklı versiyonudur...
Devam edersek, herkes şu andaki AKP içindeki
çekişmeleri, güç savaşını, "kapatma davasına"
bağlamaktadır... Ama gerçekte AKP içindeki güç
savaşının, liderlik savaşının, kapatma davası ile
yakından uzaktan ilgisi yoktur... Sadece,kapatma davası
bir katalizör gibi parti içindeki kaynamaları gün
ışığına şeffaf bir şekilde çikarmıştır... Parti kapansa
da, kapanmasa da, AKP içindeki liderlik savaşı
olacaktı...
Nedeni ise çok basittir, tamamen insan doğası ile
ilgilidir... AKP iktidara gelmeden önce ('2002 öncesi)
bir kısım Nakşibendiler, Nurcular, RTE belediye takımı
ve diğerleri, kendilerine inanan insan gücü
organizasyonu bakımından güçlü idiler, ama "zengin"
değildiler... Tabii herkesin (Gülen' in Amerikadan,
belediye takımlarının belediyelerden, Nakşi
cemaatlerinin orta sınıf bezirganlıktan) kendine göre
bir paraları vardı ama "zengin" değildiler... (Zenginlik
derken, kendi ihtiyacının dışında paraya hükmedebilmeyi
ve sosyal olaylara para dağıtabilme kabiliyetinden
bahsediyorum...) Ama şimdi hepsi zengin oldular...
Hayallerinin ötesinde paraya ve güce sahip oldular...
Tabii doğal olarak, paraya ve güce kavuşan her insan ve
grup gibi, onlar da yanlarındakini beğenmemeye
başladılar ve kendilerinin patron olması gerektiğini
düşünmeye başladılar... Alttan yavaş yavaş kaynamaya
başlayan kazandan, öncü olarak ilk Nur grubu çıktı ve
üstatları Fethullah Gülen' in başa geçmesi için
manevralara başladılar... ( Çünkü en güçlü onlardı ve
son 6 yılda el değiştiren değerlerin en az yüzde
ellisine onlar sahip olmuşlardı ve Anadolu deyimiyle
"güç ve para konuşurdu")... Yine, dışlanan Bülent Arınç,
herkese selam veren Abdullah Gül ile bir manevra çekip,
Fethullah hoca ekibi ile de menfaat birliği paralelinde,
ilk darbeyi yaptı ve Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül
oldu...
Konumuza dönersek, aynen 6 yıl önce Necmettin Erbakan' a
yapılanlar, şimdi Recep Tayip Erdoğan' a yapılmaya
başlanmıştır... Bunda hayret edilecek birşey yoktur
çünkü "bugün bana, yarın sana", "ne ekersen onu
biçersin", "ne oldum deme, ne olacağım de" gibi Anadolu
terimleri bu gelişmelerin sosyolojik yapısını çok iyi
açıklarlar...
Sadece bu sefer ki en önemli fark, Necmettin Erbakan' ın
aksine Tayyip Erdoğan' ın çok akıllıca bir şekilde kendi
medyasının patronu olmasıdır... Medya demek oy demektir
ve her şartta, RTE kendi medyasına hükmedebildiği
sürece, % 10-20 arası oy' a şahsen hükmeder durumda
olacaktır... (Tabii temsilci patron pozisyonundaki kader
arkadaşları kendine oyun etmediği sürece)... Medyanın en
az % 30' una hükmeden bu pozisyon, kendisini yeni bir
lider ile değiş tokuş etmek isteyen eski dava
arkadaşlarının önündeki tek gerçek engeldir... Ek
olarak, medyanın en az % 25' inin de kendisine vefa
borcu vardır... (Dışarıda kalanlar Nur cemaati medyası,
Aydın Doğan medyası ve geçen ay 500 milyon dolar yeni
borç çıkarılan Karamehmet medyası vardır... Bir de Ciner
medyası ve geçen ay 70 milyon dolar borç artı faizleri
için kolaylık sağlanan Doğuş medyası vardır)...
Eski siyaset arkadaşlarını frenleyen ikinci engel ise,
Tayyip Erdoğan' ın, özellikle tutucu hanımlar üzerindeki
karizmasıdır... Hiçbir yeni lider, Tayyip Erdoğan' ın
karizması kadar oy toplayamaz (burada karizmadan, artı %
8-15 arası oydan bahsediyoruz)... Ama bu engeli aşmak
için de, yavaş yavaş çarkları dönen, bilinçli bir plan
devreye girmiştir.....RTE "yıpratılırken", Ali Babacan
"cilalanmaktadır".... Ali Babacan' ın bir diğer özelliği
de, Gülen hoca onaylı, AB onaylı, dünya zengin
hristiyanlar derneği Bilderberg onaylı, dünya yahudi
cemaatleri onaylı olmasıdır... ( Şimdi bazıları "ya peki
Türk halkı ne diyor" diye soracaktır: Türk halkını kim
takar... Verdin mi gazı "patron odaklı Türk
medyasından", Türk halkı sarıyı yeşil, kırmızıyı mavi
kabul eder, ve tıpış tıpış gider oyunu verir... Tabii
bunu açıkça söylemek biraz ayıp oluyor ama ben burada
sadece olan biten gerçekleri söylemek
mecburiyetindeyim)...
Gelelim kurulacak AKP sonrası yeni partilere...
Öncelikle hicbir yeni parti, 6 sene önce devreye giren
"işi bilenlerin" yeniden onayını almadan kurulamaz...
Geleceği yine bu eski isimler şekillendirecektir...
Mesela ismi çok az geçen bir Korkut Özal, İstanbul' da
muhteşem bir bütçeye hükmeden Kadir Topbaş, Ankara
gediklisi Melih Gökçek, Güneydoğu kürt oyları
organizatörü Abdulkadir Aksu, medya, para ve güç sahibi
olmuş ve artık kimseye ihtiyacı olmayan Albayrak' lar,
aniden istifa eden Cüneyt Zapsu ve daha nice isimler,
cemaat şeyhleri, belediye başkanları kurulacak yeni
siyaset ortamında belirleyici olacaklardır... Mesela
sadece Cumhurbaşkanı Abdullah Gül' ün, son senelerde
muhteşem bir güç ve servete kavuşan Kayseri takımı bile
olayların şekillendirilmesinde çok büyük öneme
sahiptir... Yani geleceği okumak için, geçmişi kuran bu
insanların tavır ve davranışlarını, ve kimlerle hareket
ettiklerini takip etmek gerekir... (Halihazırda tüm bu
insanlar "doğru pozisyonda olabilmek" için gözlem
yapmaktadırlar ve gidişatı kollamaktadırlar)...
Geleceğe hazırlıklı tek grup Nur cemaatidir... Son
kuruşuna kadar alınmış ANAP hazır tutulmaktadır ve bir
de, bir şekilde Demokrat partiyi de (DP) ilhak
edebilirlerse, kaymaklı kadayıf olacaktır... Tayyip
Erdoğan' a ise, Soros-Virginia kuruluşlu, Bilgi
üniversiteli Tuna Bekleviç' in partisi gösterilmiş ama
beğenilmemiştir... Zaten, Anadolu' da ki sıcakkanlı Türk
gençlerini ve hatta Amerika' da ki sıcakkanlı Türk
gençlerini "fişlemek" için kurulmuş bu siyasi partiyi
Tayyip Erdoğan ne yapsın...
Yine halihazırdaki eski tüfek Nakşibendiler, partiye bir
şekilde ilişkilendirilenler, ve diğerleri, nasıl bir yol
izlemeleri konusunda ortak iştişarelerine hızla devam
etmektedirler... (Tabii bu aşamada, Erbakan hoca ve
yanındakilerin de elleri armut toplamamaktadır ve eski
talebelerinden yedikleri tokadın acısını nasıl çıkarırız
diye bakmaktadırlar)...
Gelelim diğer siyasi partilere... Türkiye' de yepyeni
bir siyasi parti kurmak mümkün olmadığına göre (yeni
parti yoktur, eskisinin devamı "yeni" partiler vardır),
halen oy potansiyeline sahip CHP, MHP, DP, ANAP, DSP ve
bir Kürt partisi vardır... Kürt partisi yaşarsa yeniden
"bağımsızlardan" grup kurabilir ama direk barajı
geçemez... DSP Bülent Ecevit sonrası barajı geçemez...
ANAP Nurcuların ve dağıtılan AKP' den kalanların partisi
olacaktır ve ellerindeki medya gücü, taraftar gücü ve
maddi güç dolayısıyla barajı kesin aşacaktır... DP
(Demoktrat parti) yeniden organize olabilirse ve bir
şekilde bir yerden bir "servet" bulabilirse, birşeyler
yapabilir...
MHP ise, son seçimlerde oy verenlerinin büyük
çoğunluğunu, süpriz bir "dinci" ve "AKP destekçisi"
pozisyonu sergileyerek gücendirdiği için, işi çok
zordur... Türkiye' de dinci milliyetçilik politikaları
güderek, ne kasabalardaki dincilere, ne de şehirlerdeki
vatansever milliyetçilere yaranılabilir ve maalesef MHP
bu açmaza düşmüştür... (Ya dinci olacaksın, ya
milliyetçi, çünkü hem ondan hem bundan deyince oylar
ikiye katlanmaz, aksine elindeki de gider)...
Gelelim CHP' ye... Herkesin ve özellikle taraflı
medyanın Deniz Baykal' ı acımasızca eleştirmesine
karşın, halihazırdaki en sağlam parti konumundadır...
Türkiye' de şekillenen Cumhuriyetçi, milliyetçi, laik,
vatansever ve alternatif arayışı içindeki oylar,
doludizgin CHP' ye akacaktır ve seçimlerden birinci
parti çıkacaktır... Sadece yapmaması gereken ilk şey,
kendini "yeni Türk seçmeninin" nefret ettiği "solcu
parti" söylemi içine sokmamaya dikkat etmesidir...
İkinci yapması gereken şey ise, bir şekilde medyada
sesini duyuracak dostlar edinmesidir... Çünkü artık
dünyada ve Türkiye' de medyasız oy toplamak mümkün
değildir... Hele düşman bir medya ile çok şey
kaybedebilmektedir... (Kanaltürk televizyonunun satışına
seyirci kalması yaptığı en büyük hatalardan biridir....
Çünkü sadece bir bağımsız sesi kaybetmekle kalmamış,
aynı zamanda onunla taraf olmayı düşünebilecek diğer
medya gruplarını da "acaba bizi de yarı yolda bırakır
mı" psikozu içine sokmuştur)... Tabii, tarafsız bir Türk
medyası "oluşmadan veya oluşturulmadan" yarışa giren bir
CHP, potansiyel oylarının en az % 15-20' sini
kaybedecektir...
Gelelim Başbakan Tayyip Erdoğan' ın gelecek
planlarına... Kader arkadaşları, eski dostları, "birşey"
haline getirdiği insanları çoktur... Medyası vardır,
gerektiğinde harekete geçirebileceği maddi gücü
vardır... Yepyeni ve atak söylemleri sayesinde, halkla
ilişkiler kredilerini hızla depolamaktadır... Tutucu
hanımlar nezdindeki karizması hergün yükselmektedir...
Ama bu şartlarda bile yeni bir parti kurar mı
bilinmez... Çünkü 6 yıllık tek adam iktidarından sonra,
eski arkadaşlarına dil dökmek ona zor gelebilir...
(Hepimiz insanız; yukarıya alışınca, aşağıdakiler ile
muhattap olmak zordur)... Bana göre sayın Başbakan büyük
ihtimalle gelişmeleri bekleyecek, en kötüsünden bağımsız
milletvekili olacaktır... Aslında herşey dava
arkadaşlarının vefasına kalmıştır... Başbakanın sağlık
durumunu bile kurt gibi takip eden partili dostları, ne
kadar ahde vefa sahibidirler yaşayıp göreceğiz...
Özetle, yakın gelecekte yeni ittifaklar, yeni gelişmeler
olacaktır... Tabii "siz deyin bunlar yeni şeylerdir, ben
diyeyim olacaklar sadece eskilerin bir başka
versiyonudur"....
Esasta, 21. yüzyıl siyasetinde unutmamamız gereken tek
birşey vardır... İster AB, ister ABD, ister dava, ister
enflasyon, ister darbe, ister büyüme, ister devalüasyon;
Eğer ki medyayı ve ortalıkta gezen hınzır parayı kontrol
edemiyorsan, yine birşey elde edemezsin, seçim
kazanamazsın.. Halk yine götürüp oyunu medya patronunun,
güç simsarının, para sarrafının, iaşe organizatörünün
temsilcisine verir ve bundan kaçış yoktur...
Kim ki, medya' lıdır, para' lıdır, seçimleri o
kazanır...
Kim ki medyasızdır, parasızdır, seçimlerde üçün birini
kazanır...
Mutlak güç bile olsan, medyayı insafa, hınzır parayı
hizaya getirmeden, halktan zırnık seçim kazanamazsın...
|