.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 Siyasi Partilerde Son Durum
.

Siyasi partilerin son durumuna, tarafsız olarak göz atalım... Ama önce genel detaylar... 

 

Birincisi, Türkiye' de sağ - sol diye birşey kalmamıştır... Özellikle sol diye "bir siyasi yaklaşım" sadece geçmiş tarihte kalmıştır... Türkiye' de hala kendine "sol parti" diye oy toplamaya çalışanlar ya zeka farklılığına sahiptir, ya hayal dünyasında yaşamaktadırlar... Olmayan, kalmayan kitlenin, "oy' u" olmaz... ( Zaten artık medya "pkk sokak hareketlerini" bile sol mitingler diye damgalamaktadır)...

 

İkincisi, Türkiye' de artık "Koyunun olmadığı yerde, keçi Abdurrahman Çelebi olur" deyişi geçerlidir... Yani alternatifin olmadığı yerde, elde ne varsa o geçerlidir yaklaşımı muteberdir... Alternatif, güçlü ve sağlam siyasi partilerin olmadığı yerde, elde olan kazanır durumu geçerlidir...

 

Üçüncüsü, Türk halkı, "en kısa vadede çıkarı nerede ise ona oy verir" durumu geçerlidir... Yani halk, 10 sene sonra Türkiye' yi enerji bağımsız yapacak bir barajlar projesine oy vermektense, evine yiyecek sepeti, oğluna belediyede iş, gecekondu arsasına tapu verene oy vermeyi tercih etmektedir...

 

Dördüncüsü, AKP oylarını "dinci olduğu, dindar bir parti olduğu için" aldı diyenler çok yanılmaktadırlar... AKP oylarının çok büyük bir bölümünü, alternatifleri kötü olduğu ( ya da medya tarafından kötü gösterildiği) için toplamıştır... Oylarının en az % 70' ini, tamamen yukarıdaki 3 faktörden ve de Tayyip Erdoğan' ın karizmasından (özellikle kapalı bir toplumda yaşayan Türk kadınlarını çeken seksapelinden) almıştır...

 

Şimdi konuları biraz daha detaylandıralım: Türkiye' de geçmişte % 70 sağ, % 30 sol oy vardır gibi bir deyiş vardı... Son 3 seçim, artık böyle bir durumun var olmadığını net olarak ortaya koymuştur... Oylar artık sağ sol diye değil, tamamen başka nedenlerden bölüşülmektedir...

 

Son seçimlerde AKP, bedava yeşil kart, herkese çocuk yardımı, devletten yardım kıyakları gibi "tipik sol söylemler" ile oy almıştır... CHP, "milliyetçi laik" ve özellikle eskiden sağ partilere oy veren iyi eğitimli kesimden oy almıştır... MHP ise "kurtarıcı milliyetçi bekleyen" kesimlerin oyunu almıştır...

 

"Klasik Solcu" oylar nereye gitti diye sorarsanız, artık böyle bir oy şeklinin var olmadığını açıkça söyleyebiliriz... Oy veren halkın en az % 60' ı, yani gençler, "solcu" teriminin ne olduğunu dahi bilmemektedirler... "Solculuk" sadece 50 yaşın üstünde ama hala kendi solculuğunu önemseyen marjinal bir grubun içinde tıkanıp kalmıştır...

 

Türkiye' de artık seçimlere "ben solcu partiyim diye girmek", intihar ile eşdeğer bir duruma gelmiştir... Çünkü "solcu" kelimesi erozyona uğramış ve kitlelerin gözünde  "acaip bir mahlukat" gibi değerlenir hale gelmiştir... İddia ediyorum, "solcu" sloganı ile bir modacımızın "muhafazakar eşcinsel" sloganı yarışsın, içinde "muhafazakar" kelimesi bulunan slogan kesinlikle kazanır...

 

Artık Türkiye' de seçim kazanmak için iyi ve kaliteli olmak da gerekmemektedir... Sadece ve sadece alternatiflerinden biraz daha iyi ve çekici görünmek yeterli olmaktadır... Çünkü Türkiye' de artık, eli ayağı düzgün bir siyasi parti mumla aranır hale gelmiştir... Tüm siyasi partiler şu veya bu nedenle erozyona uğramış, kalan düzgün birkaç siyasi partiyi de, sağolsun "mütareke medyamız" her türlü sanal çamur ve mok atarak aşındırmıştır...

 

Dolayısıyla, tüm siyasi arenadaki partiler "kötü" edilince, seçilmiş birkaç "dost siyasi partiyi" parlatıp cilalayıp seçim kazandırmak mümkün hale gelmiştir... Yani koyunlar yokedilince, keçiler Abdurrahman Çelebi olmuşlardır...

 

Tabii aynı olayı tersten de değerlendirebiliriz... Kendini düzeltmek, yükseltmek, daha kaliteli yapmak yerine; rakiplerini kötülemek ve suçlamak suretiyle seçim kazanmak mümkün hale gelmiştir... Taraftar bir medya altyapısı ve desteğiyle, garantili seçim kazanmak en kestirme yol haline gelmiştir...( Yani -çalışmak ve kaliteli olmak "out"-, -medyayı tavlayıp veya satın alıp halkı kandırmak "in"- olmuştur)...

 

Yine, son senelerde Türk halkı için "kısa vadede çıkarım neredeyse, ona oyumu veririm" düsturu geçerli olmuştur... Aslında geçmişte de, dünyada da, oylar bu eksen üstünde verilmektedir... Ama Türk halkı son zamanlarda durumu fazlasıyla abartmıştır...

 

Nedeni ise çok basittir: Türk halkı son 20 yıldır politikacılar ile yaşadıklarından sonra "yahu zaten hepsi yamuk, işbitirici, avantacı; bari bende biraz nemalanayım da, üç beşte ben kazanayım" diye olaya pragmatik bir bağlamda yaklaşmaya başlamıştır... Suç aslında, Türk halkının pragmatik bakışında değil, çapsız siyaset adamlarının ülkeye verdikleri çapsız hizmetlerden kaynaklanmaktadır...

 

Bir diğer olgu ise, AKP' nin son seçimlerde % 46 oy alınca herkesin "ülkede amma da çok dinci varmış" gibi yaptığı yanlış yaklaşımdır... AKP oylarının çoğunluğunu, dinciler çok olduğu için değil,  alternatifsiz olduğu veya halka öyle yansıtıldığı için almıştır...( AKP' yi, diğerlerini daha kötü ve dinsiz gösterdiği ve dolayisiyla kendi propagandasını diğer siyasi partilerden daha iyi yaptığı için suçlayamazsınız)...

 

Türk halkı dinine düşkündür ama "dinci" değildir... Yarın öbür gün AKP' nin de, eski "kendine müslüman" siyasi partiler gibi davrandığı ve yolsuzluk yaptığı algılanırsa, Türk halkı anında reaksiyon verir ve oylarını götürüp bir başka partiye teslim eder...

 

Mesela bir zamanların koskoca ANAP' ı, yolsuzluk suçlamalarından sonunu hazırlamıştır... Eğer AKP' de aynı girdaba düşerse, Türk halkı "din kardeşliği" filan dinlemeden oylarının yönünü anında değiştirir... Türk halkı yolsuzluk yapanı asla affetmez... Kendi de nemalandığı sürece "kabullenmiş" görünür, ama asla affetmez... Menfaat bitince biletini keser...

 

Şİmdi gelelim siyasi partilerdeki son durumlara... ANAP ve DYP, birleşme tezgahı ile siyaset sahnesinden silindi... ANAP' ı parasını verip satın aldılar.. DYP' yi de (yeni DP) öyle bir dağıttılar ki, toparlayabilene aşkolsun... DTP yani pkk zenginleri destekli bağımsızlar partisi, destekçileri paralandığı müddetçe yaşayacaktır...

 

MHP sapına kadar milliyetçi diye seçildi ama "dinci" parti çıktı... Bir daha barajı geçmesi zor...Özellikle emekli subaylara parti önünde saldırdıktan ve Abdullah Gül' ü Cumhurbaşkanı seçtirip AKP' ye kıyak yaptıktan sonra geleceğini yoketti...

 

CHP ve DSP sol partiler koalisyonu yaptılar ama "birleşme ütopyasının" bir işe yaramadığı bir kere daha görüldü... (Türkiye' de partiler birleşemez, birleşseler de rezil olurlar çünkü Türk siyasetinde birleşme olabilmesi eşyanın tabiatına aykırıdır... Halk iyi niyetle talep eder, ama teknik olarak bu olasılığın gerçekleşmesi mümkün değildir)....

 

CHP şu anda geleceği olan iki partiden biridir... Diğeri AKP' dir, her ne kadar kapatılacak olsa da, bu olaydan nemalanmayı bekleyen parti içi güçler vardır ve ellerindeki yüzmilyonlarca dolarlık savaş kasaları ile yepyeni bir parti kuracaklar ve geçmiş sistemi yepyeni bir liderlik altında devam ettirmeyi deneyeceklerdir... (Planları, paraları, medya güçleri, liderlik kadroları hazırdır ve bu mutlu anın gelmesini ve yepyeni bir liderlikle yola devam etmeyi beklemektedirler)...

 

CHP şu anda Deniz Baykal liderliğinde sağlam bir muhalefet yapmaktadır... Gerçi mütareke medyası, kendilerini parçalamak için her türlü  yola başvurmakta ve sineğin yağını çıkarıp CHP' yi kötülemekte ise de, Deniz Baykal şu anda siyasette aktif yaşayan en eski ve tecrübeli liderdir (tabii ki Tayyip Erdoğan, güçlü karizması ile diğer başarılı liderdir)... Tüm hesaplar, Deniz Baykal' ı siyaset sahnesinden silmek ve ortalığı amatör, yeni ve çömez bir lidere bıraktırmak, ve böylece rekabeti yoketmek üzerine kuruludur...

 

Daha önce dediğimiz gibi, seçim kampanyaları artık "kendi başarın üzerine değil", "karşındakinin amatörlüğü üzerine" yapılandırıldığı için, eğer Deniz Baykal' da siyasetten silinirse, bomboş ve bakir bir alan kalacak, en tecrübeli lider AKP lideri olacaktır... Tüm rakipler bir şekilde yokedildiği için AKP bomboş bir alanda tek kale oynayacaktır...

 

Şu anda CHP için herkes yeni genç bir lider seçin diye ısrarda bulunmaktadır ama bugünkü konjonktürde Deniz Baykal' dan vazgeçmek CHP için intihar etmek olacaktır... Çünkü yeni gelecek olanın, mütareke medyası karşısında ve kurtlar sofrasında tecrübe kazanması en az 5 yıl alacaktır ve bu sürede CHP' yi meze diye yiyeceklerdir... Çıkacak parti içi kavgalarda cabası olacak, rakiplerin ekmeğine yağ sürecektir... ( Bu arada, eğer ben CHP başkanlığına aday olsam, milyonlarca dolarlık sponsor parası bulmak için gideceğim tek yerler Amerika ve AKP kodamanları olurdu, çünkü benim seçilmemi en çok onlar isterlerdi)...

 

Gelelim AKP' ye.... Şu anda Türkiye' de "tek seçici" durumundalar... Hem Başbakanlık, hem de Cumhurbaşkanlığı onlarda olduğu için, istedikleri gibi top koşturabiliyorlar... Sadece üst yargı seçimle gelmediği için onu kontrol edemiyorlar (alt yargıda onbinlerce yeni hakim atadılar)... Üst yargı ilk sarı kartı çıkardı ve ikinci sarı kart için mahkeme sürecini başlattı...

 

Her an kırmızı kart gelebileceği için AKP' nin karizması biraz çizildi ama partide liderlik hayaliyle hop oturup hop kalkan kadrolar "aman canım sende, paramız var, medyamız var, dostlarımız var, bize birşey olmaz, hatta belki böylesi daha iyi bile olur" diyorlar... (Tebdili mekanda ferahlık vardır)...

 

Gerçekten de böylesi daha iyi olabilir çünkü halkın sırtına binmeye başlayan ekonomik krizi "valla biz yapmadık, bunları yapan hep o kötü şeytan" diye sıyırma manevraları ile kurtarma yoluna gitme imkanı doğabilir... Çünkü ekonomik kriz felaket bir şekilde geliyor ve son 6 senede ekonomi ile ilgili "devlet mallarını satmak" dışında hiçbir çalışma yapılmadığı için ortalık toz duman olacak...

 

Tabii halk bu detayları umursamaz, ama "ekmeğe zam, yağa zam, suya zam" geldiğinde seni suçlar... Senden kötüsü olmaz...

 

Halkın günlük harcamalarına zam yaptın mı bitersin... Sokaktaki fiyatlar arttı mı, bitersin... Ne geçmişin ne geleceğin kalır...

 

Ben iktidarın yerinde olsam, ne parti kapatma ile, ne AB ile uğraşırım... Kendime en kısa zamanda "bir enflasyon canavarı, bir kötü şeytan" bulurum, ve tüm gücümle vaktimi onu suçlamaya veririm...

 

Artık bu canavar Amerika mı olur, Avrupa' mı olur, pkk' mı olur, para spekülatörleri mi olur, yoksa içerideki mal stokçuları mı olur, bilemem... Ama AKP' ye tavsiyem suçlunun biran önce tesbitlenmesi, işaretlenmesi ve kafasına kafasına vurularak suçlanmasıdır...

 

Yoksa 750 yeni kuruşa fırlayan "susam simidi" fiyatı, sizi bitirir....
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 

.

.