.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 Kulampara Sarmalı ve Türkiye
.

Türkiye' nin haline bakıyoruz, ağlamaklı oluyoruz... Atalarımızın, dedelerimizin yarattığı her değer tek tek elden çıkıyor...

 

Neden, neden, neden diye kendimizi sorguluyoruz... Yöneticilerimiz bu kadar mı beceriksiz diye soruyoruz... Hiç mi doğruları gerçekleri bilen insanımız yok diye üzülüyoruz...

 

Tüm bunlara kafa yorunca, aslında bütün cevapların "tabak gibi" ortada olduğu gözüküyor... Doğruları bilmeyen, çözümleri önündeki raporlarda "hap gibi hazır" durmayan, yönetim veya yönetici yok... Peki öyleyse niye doğru kararlar hayata geçirilmiyor...

 

Biraz kafa yorunca acı gerçekleri anlıyorsun... Olay tamamen, sokak ağzıyla tam bir "kulampara sarmalı" haline gelmişte ondan... Biliyorsunuz "Kulampara Sarmalı", ne yaparsan yap, hangi hareketi, hangi eylemi yaparsan yap, aynı döngünün içinde dönüp durursun demektir...

 

İsterseniz "medya" dan başlayalım... Gazete ve televizyonlar yabancılar tarafından satın alınmış, büyük patronlar büyük siyasiler tarafından satın alınmış, neredeyse vatan hainliğine varan yayınlar yapıyorlar... Sanki onlar Türkiye' nin bir parçası değil de, yabancı devletlerin bir borazanı gibi hareket ediyorlar... Kendi kendine, bu kadar akıllı gazeteci, niye buna alet oluyor diye sormadan edemiyorsun...

 

Sonra gerçekleri anlıyorsun... Olay bir kulampara sarmalı, bir finans sarmalı haline dönüşmüş... Medya şirketlerinin aylık giderleri milyon dolarları buluyor... Reklamverenler, yani masrafı karşılayanlar, yabancı şirketler, yabancı patronlar... Türkiye' nin reklam veren, reklam vermesi gereken tüm büyük şirketlerini "yabancılar" satın almış... Sen nasıl o yabancı patronların aleyhine yazıp konuşabilirsin ki... Konuşup gerçekleri yazarsan, senin çorba paranı kim ödeyecek ki... Dolayısı ile sende onlara yağ çekiyorsun... Hatta "ekstra yalakalık yapıp", reklam paralarının tümü sana gelsin diye, yabancı büyük holdingler ve temsil ettikleri ülkeler lehine, "kraldan daha çok kralcı" oluyorsun...

 

Mesela son günlerdeki Coca-Cola' nın yeni müdürü (CEO' su) Muhtar Kent' in medyamızda "ekstra yağlanıp ballanması" çok dikkatimi çekmişti... Jeton yeni düştü, adam Türkiye' nin en çok reklam veren şirketlerinden birinin patronu... Ehh, ona yağ çekmeyeceksin de kime yağ çekeceksin... (Bende önceleri kendimi komplo teorilerine kaptırıp, adam Cia mı, yoksa biriyle ortak mı vesaire diye uçuk fikirlere kapılmıştım, sonra basit gerçeğe "jetonum düşünce", kendi kendime çok güldüm)...

 

Mesela ekonomi olayını ele alalım... Türk Lirası kur değeri çok düşük (yani Türk Lirası suni olarak acaip değerli hale getirilmiş demek oluyor)... Bu durum Türk ekonomisine inanılmaz zararlar veriyor... İhracat azalıyor, ithal ürünler Türkiye' ye ucuza giriyor ve Türk sanayiisini öldürüyor, Türk tarımını yokediyor.... Fabrikalar kapanıyor, insanlar işsiz kalıyor...Peki yöneticilerimiz bu duruma niye dur demiyorlar... ( Bilgide ve uygulamada tecrübeli, hepimizi birkaç kere katlayacak, zeki ve akıllı yöneticilerimiz var)...

 

Çünkü olay bir finans sarmalı, bir kulampara sarmalı haline dönüşmüş... Eğer Türk Lirasını gerçek değerine getirirsen, sıcak para kaçar, gerçek istatiktikler ortaya çıkar, dış borçlarını ödeyemez hale gelirsin... Şimdi tek tek açıklayalım...

 

Türk lirası gerçek değerine getirilirse "sıcak para" ( yani uluslararası tefeci borçlanması) kaçar... Nedeni, geri dönüş transfer parasının "astarı yüzünden pahalıya gelecek" olmasıdır... Olayı net anlamak için sistemi anlamak lazımdır... Mesela bir yabancı tefeci olarak Türkiye' ye 1milyon 200 bin dolar getirirsin... Türk Lirasına çevirirsin... Elde ettiğin 1 trilyon eski TL' yi Türk hazinesine borç olarak verirsin... Yüzde 20-30-50 bir faiz kazanırsın... Ama esas kar, bu parayı yeniden dolara çevirdiğin ve yurt dışına geri götürdüğün zaman oluşan rakam olarak oluşacaktır... Yani kur hiç değişmezse, % 30 faiz ile, 360 bin dolar kar edersin... Ama kur, % 30 yükselirse, gerçek karın sıfır olur.. Yani yabancı tefeciyi ilgilendiren, faiz oranı kadar, paranın "geri kaçış kuru" da önemlidir...

 

Şimdi sen bugün, Türk Lirasını gerçek değerine getirme operasyonu başlatırsan, "geri kaçış kuru" yükseleceğinden, sana 100 milyar dolar borç vermiş olan tefeciler arasında bir panik başlayacaktır... Tüm faiz verenler, "tüm kazanımlarını, karlarını kaybetmeden", Türkiye' den kaçmaya çalışacak ve piyasada panik oluşacaktır... Her akıllı tüccarın yapacağı gibi, paralarını geri isteyecekler ve biran önce "kar' larını kaybetmeden" yurt dışına kaçmaya çalışacaklardır...

 

Dolayısı ile sen Türkiye olarak Türk Lirasını normal değerine getiremezsin... Hatta, dünya piyasalarında para biraz darlaşınca, Türk Lirasının değerini biraz daha yükseltip (yani halk diliyle doların fiyatını 1100' e çekip), tefecilere "ekstradan gizli faiz" verirsin...

 

Tabii sende bu hareketinin Türk ekonomisini yaraladığını, yokettiğini bilirsin... Ama elden ne gelir... Bugün panik yaratıp batacağına, yavaş yavaş batmayı yokolmayı tercih edersin...

 

İkincisi, Türk Lirasının suni değerini görnezden gelip, gerçek değerine getirirsen, tüm istatistiklerin sapar... Dolar olarak hesap ettiğin milli gelir hesapları düşer, ihracat rakamların düşer, borç rakamların göreceli olarak yükselir... Siyasi olarak Türk halkına doğruları göstermek, siyasi olarak bir yıkım demektir... Bir siyasetçi olarak bunları göze almazsın... Dolayısı ile, Türk Lirasının doğru değerini Merkez Bankasına uygulattıramazsın...

 

Üçüncüsü ise dış borç ödemeleridir... Olayı net anlamak için yine olayın mekaniğine bakmak lazımdır... Diyelimki Türk devleti bu sene 10 milyar dolar dış borç ödeyecek (rakamlar hayalidir, örnek için kullanılmıştır)... Yani dış borçlarını "dolar olarak" ödüyorsun... Ama Türkiye' de topladığın vergiler Türk Lirası olarak toplanıyor... Yani Türk Lirası olarak topladığın vergileri, dolara çevirip ödeyeceksin... Diyelim ki 12 katrilyon vergi topladın.... Dolar 1200 kurundan 10 milyar dolar eder ve 10 milyar dolar dış borç ödersin... Ama Türk Lirasının değerini normale getirirsen, mesele % 40 yükseltip 1680 yaparsan, sadece 6 milyar dolar paran olur... Ve dış borç ödemesinde 4 milyar dolar açığın kalır...

 

Tabii Türk Lirası- Dolar dengesini normal hale getirirsen, uzun vadede Türk ekonomisi, sanayiisi güçlenir, büyür, işsizlik azalır, üretim ve yatırımlar artar... Ama tabii bu uzun vadede olur, 5 - 10 yılda oluşur... Ama sana 4 milyar dolar şimdi lazım, yoksa yandı gülüm keten helva...

 

Sende doğal olarak, Türk Lirasının değerini suni olarak yüksek tutmaya devam edersin... Günü kurtarırsın... Karşılığında Türkiye' nin geleceğini ipotek etmiş olursun... Yani gelecekteki kazanımlarını, günü kurtarmak maksadıyla bugünden değiş tokuş etmiş olursun... İşte buna derler finans sarmalı, kulampara sarmalı...

 

Yine gelelim siyasi "sarmal" durumlarına... Şimdi sen ticaretinin % 70' ini Avrupa ile yapar hale gelmişsin... Tüm ticaretini, sanayiini, bankalarını, finansını, ihracatını yönetiyorlar... İliklerine kadar içine nüfuz etmişler, herşeyini onlara satmışsın... Adamlar seni "Avrupa Birliği" nden kovuyor, sen "ölürüm de gitmem, kapıda yatarım yine gitmem" diye bağırıyorsun... Tabii bağırıp yalvaracaksın, çünkü adamlar senin donuna kadar herşeyinin sahibi... İstersen kapıda yatma... Adamlar seni tekmeleseler de, tokatlasalar da, sen o kapıda yatmaya mecbursun... Çünkü tüm mal varlığını onlara kaptırmışsın, üstüne üstlük bir de acaip borçlanmışsın... Seni sadece dövdüklerine, başka birşey yapmadıklarına şükret... Yarında, atalarından sana miras Türk topraklarını parça parça isterlerse, hiç şaşma, hazırlıklı ol...

 

Amerikan ilişkilerindeki durum da tam bir sarmal... Seçilmek için destek, karar vermek için icazet alır duruma gelmişiz... "İç politika liderlik çekişmeleri" için, Washington Beyaz Ev kapılarında, "tarafım ol, kurbanın olayım" durumlarına düşmüşüz... IMF desteği için "muhtaç", borç öteleyebilmek için "yalvarır" durumdayız... Bu sarmalın içinde, sadece kuyruğumuzu değil iç organlarımızı bile kaptırmışken, efelik nereye kadar söker ki...

 

Bu "Sarmal Durumlarını", yatırım, enerji, eğitim, Vahabi Arap kralı, yatırımcı bankerler, İsrail, Barzani, tarım, ithalat, lüks tüketim vesaire, sonsuz sayıda konuda, destanlar yazarak uzatabiliriz.... Ama ne konular, ne örnekler, ne de sayfalar yeter... Özetle, "Sarmal Durumları" her tarafımızı sarmış durumdadır...

 

Peki ne yapılabilir... Ne yapmamız gerekir...

 

Basitçe, Kurtuluş savaşı öncesi, Padişah Vahdettin ve şurekasını, ve de Mustafa Kemal ve arkadaşlarını hatırlayalım...

 

O zaman da durum çok vahimdi... Padişah için "yolun sonuna gelinmişti" ve çaresizlik hakimdi...

 

Mustafa Kemal paşa ve arkadaşları ise Türk milletinin çarelerinin hiçbir zaman tükenmeyeceğine inanmışlardı... Mustafa Kemal ve Türk milleti elele yepyeni bir Büyük Türk Millet Meclisini kurdular ve sorunların üstesinden yüce Türk Milletinin desteğiyle tek tek geldiler... Türk Milleti, liderinin önderliğinde, bir kere daha dünyaya gücünü kanıtladı...

 

Bugün de yine Türk Milleti, istediği anda gücünü dünyaya gösterebilecek kudret ve kabiliyete sahiptir... Yeter ki "Önderlerine" ve "Ulaşılacak Hedefe" inansın...

 

Bence bugünkü yöneticilerimiz, Mustafa Kemal Atatürk'ün ışığında yürümeye karar vermeli, ve 21. yüzyılda Türk Milletini, alnı açık, başı dik, tüm dünyaya örnek bir devlet haline getirmek için olağanüstü gayret göstermelidirler... Verecekleri bu çaba ile, bizleri ateşlemeli, onlar ile gurur duyurmalı, ve bizi salimen aydınlığa çıkarmalıdırlar...

 

Yoksa, başka çıkış yoktur...
.

.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 

.

.