|
Türkiye' nin haline
bakıyoruz, ağlamaklı oluyoruz... Atalarımızın,
dedelerimizin yarattığı her değer tek tek elden
çıkıyor...
Neden, neden, neden diye kendimizi sorguluyoruz... Yöneticilerimiz
bu kadar mı beceriksiz diye soruyoruz... Hiç mi
doğruları gerçekleri bilen insanımız yok diye
üzülüyoruz...
Tüm bunlara kafa yorunca, aslında bütün cevapların "tabak gibi"
ortada olduğu gözüküyor... Doğruları bilmeyen, çözümleri
önündeki raporlarda "hap gibi hazır" durmayan, yönetim
veya yönetici yok... Peki öyleyse niye doğru kararlar
hayata geçirilmiyor...
Biraz kafa yorunca acı gerçekleri anlıyorsun... Olay tamamen, sokak
ağzıyla tam bir "kulampara sarmalı" haline gelmişte
ondan... Biliyorsunuz "Kulampara Sarmalı", ne yaparsan
yap, hangi hareketi, hangi eylemi yaparsan yap, aynı
döngünün içinde dönüp durursun demektir...
İsterseniz "medya" dan başlayalım... Gazete ve televizyonlar
yabancılar tarafından satın alınmış, büyük patronlar
büyük siyasiler tarafından satın alınmış, neredeyse
vatan hainliğine varan yayınlar yapıyorlar... Sanki
onlar Türkiye' nin bir parçası değil de, yabancı
devletlerin bir borazanı gibi hareket ediyorlar... Kendi
kendine, bu kadar akıllı gazeteci, niye buna alet oluyor
diye sormadan edemiyorsun...
Sonra gerçekleri anlıyorsun... Olay bir kulampara sarmalı, bir
finans sarmalı haline dönüşmüş... Medya şirketlerinin
aylık giderleri milyon dolarları buluyor...
Reklamverenler, yani masrafı karşılayanlar, yabancı
şirketler, yabancı patronlar... Türkiye' nin reklam
veren, reklam vermesi gereken tüm büyük şirketlerini
"yabancılar" satın almış... Sen nasıl o yabancı
patronların aleyhine yazıp konuşabilirsin ki... Konuşup
gerçekleri yazarsan, senin çorba paranı kim ödeyecek
ki... Dolayısı ile sende onlara yağ çekiyorsun... Hatta
"ekstra yalakalık yapıp", reklam paralarının tümü sana
gelsin diye, yabancı büyük holdingler ve temsil
ettikleri ülkeler lehine, "kraldan daha çok kralcı"
oluyorsun...
Mesela son günlerdeki Coca-Cola' nın yeni müdürü (CEO' su) Muhtar
Kent' in medyamızda "ekstra yağlanıp ballanması" çok
dikkatimi çekmişti... Jeton yeni düştü, adam Türkiye'
nin en çok reklam veren şirketlerinden birinin
patronu... Ehh, ona yağ çekmeyeceksin de kime yağ
çekeceksin... (Bende önceleri kendimi komplo teorilerine
kaptırıp, adam Cia mı, yoksa biriyle ortak mı vesaire
diye uçuk fikirlere kapılmıştım, sonra basit gerçeğe
"jetonum düşünce", kendi kendime çok güldüm)...
Mesela ekonomi olayını ele alalım... Türk Lirası kur değeri çok
düşük (yani Türk Lirası suni olarak acaip değerli hale
getirilmiş demek oluyor)... Bu durum Türk ekonomisine
inanılmaz zararlar veriyor... İhracat azalıyor, ithal
ürünler Türkiye' ye ucuza giriyor ve Türk sanayiisini
öldürüyor, Türk tarımını yokediyor.... Fabrikalar
kapanıyor, insanlar işsiz kalıyor...Peki yöneticilerimiz
bu duruma niye dur demiyorlar... ( Bilgide ve uygulamada
tecrübeli, hepimizi birkaç kere katlayacak, zeki ve
akıllı yöneticilerimiz var)...
Çünkü olay bir finans sarmalı, bir kulampara sarmalı haline
dönüşmüş... Eğer Türk Lirasını gerçek değerine
getirirsen, sıcak para kaçar, gerçek
istatiktikler ortaya çıkar, dış borçlarını ödeyemez hale
gelirsin... Şimdi tek tek açıklayalım...
Türk lirası gerçek değerine getirilirse "sıcak para" ( yani
uluslararası tefeci borçlanması) kaçar... Nedeni, geri
dönüş transfer parasının "astarı yüzünden pahalıya
gelecek" olmasıdır... Olayı net anlamak için sistemi
anlamak lazımdır... Mesela bir yabancı tefeci olarak
Türkiye' ye 1milyon 200 bin dolar getirirsin... Türk
Lirasına çevirirsin... Elde ettiğin 1 trilyon eski TL'
yi Türk hazinesine borç olarak verirsin... Yüzde
20-30-50 bir faiz kazanırsın... Ama esas kar, bu parayı
yeniden dolara çevirdiğin ve yurt dışına geri götürdüğün
zaman oluşan rakam olarak oluşacaktır... Yani kur hiç
değişmezse, % 30 faiz ile, 360 bin dolar kar edersin...
Ama kur, % 30 yükselirse, gerçek karın sıfır olur.. Yani
yabancı tefeciyi ilgilendiren, faiz oranı kadar, paranın
"geri kaçış kuru" da önemlidir...
Şimdi sen bugün, Türk Lirasını gerçek değerine getirme operasyonu
başlatırsan, "geri kaçış kuru" yükseleceğinden, sana 100
milyar dolar borç vermiş olan tefeciler arasında bir
panik başlayacaktır... Tüm faiz verenler, "tüm
kazanımlarını, karlarını kaybetmeden", Türkiye' den
kaçmaya çalışacak ve piyasada panik oluşacaktır... Her
akıllı tüccarın yapacağı gibi, paralarını geri
isteyecekler ve biran önce "kar' larını kaybetmeden"
yurt dışına kaçmaya çalışacaklardır...
Dolayısı ile sen Türkiye olarak Türk Lirasını normal değerine
getiremezsin... Hatta, dünya piyasalarında para biraz
darlaşınca, Türk Lirasının değerini biraz daha yükseltip
(yani halk diliyle doların fiyatını 1100' e çekip),
tefecilere "ekstradan gizli faiz" verirsin...
Tabii sende bu hareketinin Türk ekonomisini yaraladığını,
yokettiğini bilirsin... Ama elden ne gelir... Bugün
panik yaratıp batacağına, yavaş yavaş batmayı yokolmayı
tercih edersin...
İkincisi, Türk Lirasının suni değerini görnezden gelip, gerçek
değerine getirirsen, tüm istatistiklerin sapar... Dolar
olarak hesap ettiğin milli gelir hesapları düşer,
ihracat rakamların düşer, borç rakamların göreceli
olarak yükselir... Siyasi olarak Türk halkına doğruları
göstermek, siyasi olarak bir yıkım demektir... Bir
siyasetçi olarak bunları göze almazsın... Dolayısı ile,
Türk Lirasının doğru değerini Merkez Bankasına
uygulattıramazsın...
Üçüncüsü ise dış borç ödemeleridir... Olayı net anlamak için yine
olayın mekaniğine bakmak lazımdır... Diyelimki Türk
devleti bu sene 10 milyar dolar dış borç ödeyecek
(rakamlar hayalidir, örnek için kullanılmıştır)... Yani
dış borçlarını "dolar olarak" ödüyorsun... Ama Türkiye'
de topladığın vergiler Türk Lirası olarak toplanıyor...
Yani Türk Lirası olarak topladığın vergileri, dolara
çevirip ödeyeceksin... Diyelim ki 12 katrilyon vergi
topladın.... Dolar 1200 kurundan 10 milyar dolar eder ve
10 milyar dolar dış borç ödersin... Ama Türk Lirasının
değerini normale getirirsen, mesele % 40 yükseltip 1680
yaparsan, sadece 6 milyar dolar paran olur... Ve dış
borç ödemesinde 4 milyar dolar açığın kalır...
Tabii Türk Lirası- Dolar dengesini normal hale getirirsen, uzun
vadede Türk ekonomisi, sanayiisi güçlenir, büyür,
işsizlik azalır, üretim ve yatırımlar artar... Ama tabii
bu uzun vadede olur, 5 - 10 yılda oluşur... Ama sana 4
milyar dolar şimdi lazım, yoksa yandı gülüm keten
helva...
Sende doğal olarak, Türk Lirasının değerini suni olarak yüksek
tutmaya devam edersin... Günü kurtarırsın...
Karşılığında Türkiye' nin geleceğini ipotek etmiş
olursun... Yani gelecekteki kazanımlarını, günü
kurtarmak maksadıyla bugünden değiş tokuş etmiş
olursun... İşte buna derler finans sarmalı, kulampara
sarmalı...
Yine gelelim siyasi "sarmal" durumlarına... Şimdi sen ticaretinin %
70' ini Avrupa ile yapar hale gelmişsin... Tüm
ticaretini, sanayiini, bankalarını, finansını,
ihracatını yönetiyorlar... İliklerine kadar içine nüfuz
etmişler, herşeyini onlara satmışsın... Adamlar seni
"Avrupa Birliği" nden kovuyor, sen "ölürüm de gitmem,
kapıda yatarım yine gitmem" diye bağırıyorsun... Tabii
bağırıp yalvaracaksın, çünkü adamlar senin donuna kadar
herşeyinin sahibi... İstersen kapıda yatma... Adamlar
seni tekmeleseler de, tokatlasalar da, sen o kapıda
yatmaya mecbursun... Çünkü tüm mal varlığını onlara
kaptırmışsın, üstüne üstlük bir de acaip
borçlanmışsın... Seni sadece dövdüklerine, başka birşey
yapmadıklarına şükret... Yarında, atalarından sana miras
Türk topraklarını parça parça isterlerse, hiç şaşma,
hazırlıklı ol...
Amerikan ilişkilerindeki durum da tam bir sarmal... Seçilmek için
destek, karar vermek için icazet alır duruma gelmişiz...
"İç politika liderlik çekişmeleri" için, Washington
Beyaz Ev kapılarında, "tarafım ol, kurbanın olayım"
durumlarına düşmüşüz... IMF desteği için "muhtaç", borç
öteleyebilmek için "yalvarır" durumdayız... Bu sarmalın
içinde, sadece kuyruğumuzu değil iç organlarımızı bile
kaptırmışken, efelik nereye kadar söker ki...
Bu "Sarmal Durumlarını", yatırım, enerji, eğitim, Vahabi Arap
kralı, yatırımcı bankerler, İsrail, Barzani, tarım,
ithalat, lüks tüketim vesaire, sonsuz sayıda konuda,
destanlar yazarak uzatabiliriz.... Ama ne konular, ne
örnekler, ne de sayfalar yeter... Özetle, "Sarmal
Durumları" her tarafımızı sarmış durumdadır...
Peki ne yapılabilir... Ne yapmamız gerekir...
Basitçe, Kurtuluş savaşı öncesi, Padişah Vahdettin ve şurekasını,
ve de Mustafa Kemal ve arkadaşlarını hatırlayalım...
O zaman da durum çok vahimdi... Padişah için "yolun sonuna
gelinmişti" ve çaresizlik hakimdi...
Mustafa Kemal paşa ve arkadaşları ise Türk milletinin çarelerinin
hiçbir zaman tükenmeyeceğine inanmışlardı... Mustafa
Kemal ve Türk milleti elele yepyeni bir Büyük Türk
Millet Meclisini kurdular ve sorunların üstesinden yüce
Türk Milletinin desteğiyle tek tek geldiler... Türk
Milleti, liderinin önderliğinde, bir kere daha dünyaya
gücünü kanıtladı...
Bugün de yine Türk Milleti, istediği anda gücünü dünyaya
gösterebilecek kudret ve kabiliyete sahiptir... Yeter ki
"Önderlerine" ve "Ulaşılacak Hedefe" inansın...
Bence bugünkü yöneticilerimiz, Mustafa Kemal Atatürk'ün ışığında
yürümeye karar vermeli, ve 21. yüzyılda Türk Milletini,
alnı açık, başı dik, tüm dünyaya örnek bir devlet haline
getirmek için olağanüstü gayret göstermelidirler...
Verecekleri bu çaba ile, bizleri ateşlemeli, onlar ile
gurur duyurmalı, ve bizi salimen aydınlığa
çıkarmalıdırlar...
Yoksa, başka çıkış yoktur...
|