|
Amerika' ya bir hışımla,
bir havalarda gittik, el öpüp geldik... Bağıracağım,
çağıracağım, döveceğim, olmaz bu kadarı diye gittik, el
öpüp geldik...
Durumumuz biraz evin hanımının "kocacığım bu dükkancı
bana bozuk mal satıp kandırdı, git malı geri ver" diye
kocasını "kandırıkçıya" yollamasına benziyor... Evin
beyi bir hışımla dükkana gidiyor... Biraz sonra eve
"elinde bir sürü yeni mal" ile geliyor ve "bak karıcığım
adam bana ucuz fiyata yeni şeyler sattı, hep buradan
alışveriş yapalım" demesine benziyor...
Bizde Amerika' ya, Irak' a askeri operasyon yapmaya,
nifak yuvalarını yoketmeye kararlı olduğumuzu göstermeye
gittik...
Elimizde "pkk' ya yeni af, Barzani' ye kankalık, Kürt
devletini tanıma, İran operasyonuna taşeronluk" gibi
ödünler vererek döndük... Muhteşem pazarlıkçıyız...
Aslında bu işin böyle olacağı belliydi... Hatırlarsanız
Amerikanın Irak işgali öncesi, savaştan doğacak zarar
ziyanlarımızı tahsil etmek için Ali Babacan Bakanımızı
göndermiştik... 80 milyar dolar savaş tazminatı fatura
etmeye kalkmıştı... Başkan Bush rakamları görünce "Ohh,
my God" çekmiş, pazarlık heyetimizi hızla
geri postalamıştı... Ardından da, " yavv bunlar at
pazarlığı yapmaya gelmişler" demişti...
Bu tecrübeden ders alarak bu sefer daha başka taktikler
denedik: "stratejik biraderlik, dünya kardeşliği,
terörün melaneti, son 50 yıldır süren müttefiklik" filan
diye beyin fırtınası yapmak istedik... Üstüne üstlük
bunu "sen benim kim olduğumu biliyor musun" diye
süslemeye önem verdik...
Ama yine "kafa kol' a" alındık ve "tabii birader,
isteklerin emrin olur" diye geri döndük...
Ama bu sefer umutluyuz... Amerika "bu sefer kesin bize
birşeyler attırır" diye ümitliyiz...
Tabii bu sefer de boş çıksa da, yine de kazançlı
çıktığımızı Türk halkına iyice anlatmamız
gerekir.. Çünkü "Allah' ın hakkı üç' tür ve bu
durum, bir daha ki sefere pazarlıkta kesin
kazanacağımızın işaretidir"...
Evet böylece inşallah bir başka bahara Amerika' dan
istediklerimizi "koparmış" olarak döneceğiz... Maşallah
çok iyi şeyler olacak...
Aslında Amerika' ya kızmamamız lazım... Adamlar
vatansever, adamlar milliyetçi, ülkelerini seviyorlar,
onun menfaatlerini koruyorlar... Kimseye borçları yok...
Yöneticileri "önceden zengin", para alışverişine
girmiyorlar...
Durum böyle olunca da sen istediğin kadar konuş,
"coğrafyanın öneminden, müttefik kardeşliğinden" bahset,
adamlar tınmıyor bile... Sen konuştuktukça, hollywood
filmlerinin otel lobi sahnelerindeki gibi cebinden biraz
daha dolar çıkarıp masaya koyuyor, bekliyor... İstediği
yanıtı alıncaya kadar, masaya dolarları bastırıyor... Ve
de sonunda seninle "anlaşıyor"...
Burada birşeyi önemle vurgulamamız gerekiyor... Bu
sistem sadece bize geçmiyor, Avrupa' lı yöneticilere
de aynı sistem uygulanıyor... Belki farkında değilsiniz
ama Başkan Bush görüşmesi sonrası aynı gün kapıda
iki ülke lideri daha ziyaret için sırada bekliyordu...
Sonraki günlerde Alman Şansölyesi Merkel ziyarete
geldi... Arkadan Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy, Başkan
Bush' un evinde 3 gün misafir kaldı... Hatta kısa boylu
hiperaktif görünümlü Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy,
Başkan Bush' un yanında, istemeyerekte olsa, onun
fransız ahçısı görünümlü fotoğraflar verdi...
Özetle, Amerikan White House, olmuş bir Mevlana
kapısı... Derdi olan, başı sıkışan, yardım dileyen,
icazet bekleyen herkes kapıda kuyruk olmuş, aman
dileniyor...
Sen kendi işini kendin görmüyorsan, Bush ne yapsın be
kardeşim... Herkesin dert babası o mu... Herkesin
problemini çözmek zorunda mı... Adam kendi ülkesini
düşünmek varken, niye yabancı bir ülkeyi çıkarı olmadan
kayırsın ki...
Bunu anlayan, bilen ülkeler kendi göbeğini kendi
kesiyor... Hala anlamayanlar ise, kapıda icazet
bekliyorlar...
Bence Amerika' ya pazarlık yapmaya, kabinenin "en az
tecrübeli bakanı" sayın Ali Babacan' ı yollamak yerine,
"en cin bakanı" sayın Kemal Unakıtan' ı yollamak daha
iyi bir seçim olurdu... Tecrübeli, sempatik, küçücük
yapısı ile insanı korkutmayan görünüşü ile
karşısındakine daha bir güven verirdi... Birkaç espri
yapıp karşısındakini "bundan zarar gelmez diye inandırdı
mı", rakip taraf için "yandı gülüm keten helva"
olurdu... Eminim " her istenileni koparır", üstüne birde
işbirliği yaptığı için teşekkür alırdı... Adamlar
kahkalar içerisinde "sırtlarındaki gömleği bile
verirlerdi"....
Ama Amerikalılar akıllı, niye en yetenekli rakipleri
karşılarına çağırsınlar ki... O zaman da, sayın
Unakıtan' a mesleğini, Türkiye' de Türk halkına icra
etmek kalıyor...
Dış ilişkiler için ne büyük kayıp, Türkiye için ne büyük
kazanç...
Aslında biz pkk' yı, Barzani' yi filan beğenmiyoruz ama
adamlar Amerika' nın ve İsrail' in rahle-i tedrisatından
geçmişler... En çok parayı onlar kazanıyorlar.... Ve
de klasik bir mafya organizasyonu gibi herkese pay
dağıtıyorlar... Adamlar, işadamlarına ihale, siyasilere
harcama, gazetecilere para yardımı yapıyorlar.... Nakit
ortaklığı istemeyeni Nakşibendi kardeşliği diye, çok
fazla nakit isteyeni de Kürt kardeşliği diye taraflarına
çekiyorlar...
Pkk Avrupa' da uyuşturucudan bir servet topluyor, para
baronları oradaki emniyet güçlerini besliyor, kalan
çuval dolusu paralar ise Türkiye' de paylaşılıyor...
Barzani daha şimdiden dolar milyarderi olmuş, dünyada
gazeteci politikaci kim varsa parasını bastırıp kendi
tarafına çekiyor... İsrail "para ödenecek adamı
gösteriyor", Barzani tayfası dolarları getiriyor ve
nakiti takdim ediyor...
Böyle bir güce kim dayanabilir ki... Üstelik bu daha
başlangıç.... Yarın Kerkük ve Musul' dan petrol paraları
yağmur gibi yağmaya başlayınca, adamlar dünyadaki
yamukların topunu satın alacaklar...
Biz ise, karşımızda bir siyasi yapılanma, bir siyasi örgüt varmış gibi
hareket ediyoruz... Siyasi taktikler, diplomatik
taktikler, askeri taktikler uygulamaya çalışıyoruz...
Bunların tümü yanlış olduğu gibi, hiçbir işe
yaramıyorlar... Zaten bugüne kadar bir arpa boyu yol
alamamamızdan, yanlış yolda olduğumuz gün gibi ortaya
çıkıyor...
Karşımızda, Amerika' nın Şikago kentinde bir zamanlar
yaşamış olan Al Capone mafya örgütü benzeri bir
yapılanma var... Amerika' da alkolün yasaklandığı
dönemde, kaçak alkol satarak ve kumar oynatarak muhteşem
bir servet yapmışlardı... Paranın bir kısmını
yetkililere, politikacılara, medyaya, yollarına
çıkabilecek herkese dağıtarak satın almışlar ve büyük
bir güç sahibi olmuşlardı...
Şimdi ise alkolün yerini, uyuşturucu ve kaçakçılık
almış... Ama sistem ve işleyiş aynı... Çuvalla para
geliyor ve büyük kısmı destekçilere dağıtılıyor...
Bir de üstüne üstlük, bu mafya organizasyonunun yasal
yollardan petrol çıkarıp sattığını ve daha da fazla para
kazandığını düşünebiliyor musunuz... Artık bu örgütü kim
tutabilir ki...
Arkasında bir de, "onu kullanan ama aynı zamanda kanuni
destek sağlayan" birkaç güçlü devlet olursa, durum daha
ne kadar vahimleşir hiç düşündünüz mü....
Problem karşımızda bir mafya örgütü olduğudur... Problem
iyi organize olmuş ve iyi kazançlı bir terör örgütü ile
karşı karşıya olduğumuzdur... Problem mafyanın herkesi
satın alıyor olmasıdır...
Evet, gerçek problem bu' dur... Olanlar bu' dur...
Olacaklar bu' dur...
Problemin kaynağını bulmak ve sorunu anlamak, çözümün
yarısıdır...
Bundan sonra yapılacak iş, Amerikan' ın Al Capone
örgütünü çökertmek için uyguladığı taktikleri devreye
sokmaktır...
Taktiğin en önemli ayağı, "paranın yolunun kesilmesi,
para kaynaklarının kurutulması" dır... Konunun uzmanı
sivil ve askeri makamlara söylenebilecek tek şey "parayı
takip edin, para kaynaklarını bulun ve yokedin"
olmalıdır....
Parayı takip eden "para dağıtımının da önünü keser
ve parayla satın alınanları da bulur"... Para olmayınca,
örgütte olmaz...
Türkiye' nin sorunlarının tek çözümü, siyasi açılımlar
yapmak değil, parayı takip etmek ve yoketmektir....
Nasıl' ı ise çok basittir... Birkaç Al Capone ganster
filmi alıp seyredilince, herşeyin zaten görüntülü olarak
anlatıldığı görülür... Amerikalıların örgüt belasından
kurtulmak için başarı ile uyguladıkları bütün sırlar, bu
gangster filmlerinde kare kare vardır...
Şimdi bu önerime birkaç sabit fikirli çıkıp "ama biz demokrasiciyiz,
demokratik yolları kullanmalıyız" filan diye anlatmaya
başlar ise, ona da verilecek cevabım hazırdır...
"Herşeyde Amerikayı taklit edersiniz... Amerikalı gibi
olmaya, Amerika' da yaşamaya çalışırsınız... Amerikan
taktiklerini uygulamak size niye fazla geliyor ki...
Amerika demokratik bir ülke değil mi... Amerika
demokrasiyi bilmiyor mu... Amerikan demokrasisini alıp
tüm dünyaya satmaya çalışan sizler değil misiniz... Ama
iş örgüt belasından Türkiye' yi kurtarmaya gelince,
Amerikan sistemini niye beğenmemezlik edersiniz...
Demokrasiyi Amerika bilmiyor da, sizin gibi taklitçiler
mi biliyor"...
İnsan bazen diyor ki, al bunları götür Amerika' ya,
Amerikan vatandaşı yap... Amerikalılar da bunları, bu
fikirler ile, ilk fırsatta "vatan haini" diyerek, Guantanamo
hapishanelerine tıksın...
|