.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 ABD, İsrail’in taşeronudur
.

Amerika' ya bir hışımla, bir havalarda gittik, el öpüp geldik... Bağıracağım, çağıracağım, döveceğim, olmaz bu kadarı diye gittik, el öpüp geldik...

 

Durumumuz biraz evin hanımının "kocacığım bu dükkancı bana bozuk mal satıp kandırdı, git malı geri ver" diye kocasını "kandırıkçıya" yollamasına benziyor... Evin beyi bir hışımla dükkana gidiyor... Biraz sonra eve "elinde bir sürü yeni mal" ile geliyor ve "bak karıcığım adam bana ucuz fiyata yeni şeyler sattı, hep buradan alışveriş yapalım" demesine benziyor...

 

Bizde Amerika' ya, Irak' a askeri operasyon yapmaya, nifak yuvalarını yoketmeye kararlı olduğumuzu göstermeye gittik...

 

Elimizde "pkk' ya yeni af, Barzani' ye kankalık, Kürt devletini tanıma, İran operasyonuna taşeronluk" gibi ödünler vererek döndük... Muhteşem pazarlıkçıyız...

 

Aslında bu işin böyle olacağı belliydi... Hatırlarsanız Amerikanın Irak işgali öncesi, savaştan doğacak zarar ziyanlarımızı tahsil etmek için Ali Babacan Bakanımızı göndermiştik... 80 milyar dolar savaş tazminatı fatura etmeye kalkmıştı... Başkan Bush rakamları görünce "Ohh, my God" çekmiş, pazarlık heyetimizi hızla geri postalamıştı... Ardından da, " yavv bunlar at pazarlığı yapmaya gelmişler" demişti...

 

Bu tecrübeden ders alarak bu sefer daha başka taktikler denedik: "stratejik biraderlik, dünya kardeşliği, terörün melaneti, son 50 yıldır süren müttefiklik" filan diye beyin fırtınası yapmak istedik... Üstüne üstlük bunu "sen benim kim olduğumu biliyor musun" diye süslemeye önem verdik...

 

Ama yine "kafa kol' a" alındık ve "tabii birader, isteklerin emrin olur" diye geri döndük...

 

Ama bu sefer umutluyuz... Amerika "bu sefer kesin bize birşeyler attırır" diye ümitliyiz...

 

Tabii bu sefer de boş çıksa da, yine de kazançlı çıktığımızı Türk halkına iyice anlatmamız gerekir.. Çünkü "Allah' ın hakkı üç' tür ve bu durum, bir daha ki sefere pazarlıkta kesin kazanacağımızın işaretidir"...

 

Evet böylece inşallah bir başka bahara Amerika' dan istediklerimizi "koparmış" olarak döneceğiz... Maşallah çok iyi şeyler olacak...

 

Aslında Amerika' ya kızmamamız lazım... Adamlar vatansever, adamlar milliyetçi, ülkelerini seviyorlar, onun menfaatlerini koruyorlar... Kimseye borçları yok... Yöneticileri "önceden zengin", para alışverişine girmiyorlar...

 

Durum böyle olunca da sen istediğin kadar konuş, "coğrafyanın öneminden, müttefik kardeşliğinden" bahset, adamlar tınmıyor bile... Sen konuştuktukça, hollywood filmlerinin otel lobi sahnelerindeki gibi cebinden biraz daha dolar çıkarıp masaya koyuyor, bekliyor... İstediği yanıtı alıncaya kadar, masaya dolarları bastırıyor... Ve de sonunda seninle "anlaşıyor"...

 

Burada birşeyi önemle vurgulamamız gerekiyor... Bu sistem sadece bize geçmiyor, Avrupa' lı yöneticilere de aynı sistem uygulanıyor... Belki farkında değilsiniz ama Başkan Bush görüşmesi sonrası aynı gün kapıda iki ülke lideri daha ziyaret için sırada bekliyordu... Sonraki günlerde Alman Şansölyesi Merkel ziyarete geldi... Arkadan Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy, Başkan Bush' un evinde 3 gün misafir kaldı... Hatta kısa boylu hiperaktif görünümlü Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy, Başkan Bush' un yanında, istemeyerekte olsa, onun fransız ahçısı görünümlü fotoğraflar verdi...

 

Özetle, Amerikan White House, olmuş bir Mevlana kapısı... Derdi olan, başı sıkışan, yardım dileyen, icazet bekleyen herkes kapıda kuyruk olmuş, aman dileniyor...

 

Sen kendi işini kendin görmüyorsan, Bush ne yapsın be kardeşim... Herkesin dert babası o mu... Herkesin problemini çözmek zorunda mı... Adam kendi ülkesini düşünmek varken, niye yabancı bir ülkeyi çıkarı olmadan kayırsın ki...

 

Bunu anlayan, bilen ülkeler kendi göbeğini kendi kesiyor... Hala anlamayanlar ise, kapıda icazet bekliyorlar...

 

Bence Amerika' ya pazarlık yapmaya, kabinenin "en az tecrübeli bakanı" sayın Ali Babacan' ı yollamak yerine, "en cin bakanı" sayın Kemal Unakıtan' ı yollamak daha iyi bir seçim olurdu... Tecrübeli, sempatik, küçücük yapısı ile insanı korkutmayan görünüşü ile karşısındakine daha bir güven verirdi... Birkaç espri yapıp karşısındakini "bundan zarar gelmez diye inandırdı mı", rakip taraf için "yandı gülüm keten helva" olurdu... Eminim " her istenileni koparır", üstüne birde işbirliği yaptığı için teşekkür alırdı... Adamlar kahkalar içerisinde "sırtlarındaki gömleği bile verirlerdi"....

 

Ama Amerikalılar akıllı, niye en yetenekli rakipleri karşılarına çağırsınlar ki... O zaman da, sayın Unakıtan' a mesleğini, Türkiye' de Türk halkına icra etmek kalıyor...

 

Dış ilişkiler için ne büyük kayıp, Türkiye için ne büyük kazanç...

 

Aslında biz pkk' yı, Barzani' yi filan beğenmiyoruz ama adamlar Amerika' nın ve İsrail' in rahle-i tedrisatından geçmişler... En çok parayı onlar kazanıyorlar.... Ve de klasik bir mafya organizasyonu gibi herkese pay dağıtıyorlar... Adamlar, işadamlarına ihale, siyasilere harcama, gazetecilere para yardımı yapıyorlar.... Nakit ortaklığı istemeyeni Nakşibendi kardeşliği diye, çok fazla nakit isteyeni de Kürt kardeşliği diye taraflarına çekiyorlar...

 

Pkk Avrupa' da uyuşturucudan bir servet topluyor, para baronları oradaki emniyet güçlerini besliyor, kalan çuval dolusu paralar ise Türkiye' de paylaşılıyor... Barzani daha şimdiden dolar milyarderi olmuş, dünyada gazeteci politikaci kim varsa parasını bastırıp kendi tarafına çekiyor... İsrail "para ödenecek adamı gösteriyor", Barzani tayfası dolarları getiriyor ve nakiti takdim ediyor...

 

Böyle bir güce kim dayanabilir ki... Üstelik bu daha başlangıç.... Yarın Kerkük ve Musul' dan petrol paraları yağmur gibi yağmaya başlayınca, adamlar dünyadaki yamukların topunu satın alacaklar...

 

Biz ise, karşımızda bir siyasi yapılanma, bir siyasi örgüt varmış gibi hareket ediyoruz... Siyasi taktikler, diplomatik taktikler, askeri taktikler uygulamaya çalışıyoruz... Bunların tümü yanlış olduğu gibi, hiçbir işe yaramıyorlar... Zaten bugüne kadar bir arpa boyu yol alamamamızdan, yanlış yolda olduğumuz gün gibi ortaya çıkıyor...

 

Karşımızda, Amerika' nın Şikago kentinde bir zamanlar yaşamış olan Al Capone mafya örgütü benzeri bir yapılanma var... Amerika' da alkolün yasaklandığı dönemde, kaçak alkol satarak ve kumar oynatarak muhteşem bir servet yapmışlardı... Paranın bir kısmını yetkililere, politikacılara, medyaya, yollarına çıkabilecek herkese dağıtarak satın almışlar ve büyük bir güç sahibi olmuşlardı...

 

Şimdi ise alkolün yerini, uyuşturucu ve kaçakçılık almış... Ama sistem ve işleyiş aynı... Çuvalla para geliyor ve büyük kısmı destekçilere dağıtılıyor...

 

Bir de üstüne üstlük, bu mafya organizasyonunun yasal yollardan petrol çıkarıp sattığını ve daha da fazla para kazandığını düşünebiliyor musunuz... Artık bu örgütü kim tutabilir ki...

 

Arkasında bir de, "onu kullanan ama aynı zamanda kanuni destek sağlayan" birkaç güçlü devlet olursa, durum daha ne kadar vahimleşir hiç düşündünüz mü....

 

Problem karşımızda bir mafya örgütü olduğudur... Problem iyi organize olmuş ve iyi kazançlı bir terör örgütü ile karşı karşıya olduğumuzdur... Problem mafyanın herkesi satın alıyor olmasıdır...

 

Evet, gerçek problem bu' dur... Olanlar bu' dur... Olacaklar bu' dur...

 

Problemin kaynağını bulmak ve sorunu anlamak, çözümün yarısıdır...

 

Bundan sonra yapılacak iş, Amerikan' ın Al Capone örgütünü çökertmek için uyguladığı taktikleri devreye sokmaktır...

 

Taktiğin en önemli ayağı, "paranın yolunun kesilmesi, para kaynaklarının kurutulması" dır... Konunun uzmanı sivil ve askeri makamlara söylenebilecek tek şey "parayı takip edin, para kaynaklarını bulun ve yokedin" olmalıdır....

 

Parayı takip eden "para dağıtımının da önünü keser ve parayla satın alınanları da bulur"... Para olmayınca, örgütte olmaz...

 

Türkiye' nin sorunlarının tek çözümü, siyasi açılımlar yapmak değil, parayı takip etmek ve yoketmektir....

 

Nasıl' ı ise çok basittir... Birkaç Al Capone ganster filmi alıp seyredilince, herşeyin zaten görüntülü olarak anlatıldığı görülür... Amerikalıların örgüt belasından kurtulmak için başarı ile uyguladıkları bütün sırlar, bu gangster filmlerinde kare kare vardır...

 

Şimdi bu önerime birkaç sabit fikirli çıkıp "ama biz demokrasiciyiz, demokratik yolları kullanmalıyız" filan diye anlatmaya başlar ise, ona da verilecek cevabım hazırdır...

 

"Herşeyde Amerikayı taklit edersiniz... Amerikalı gibi olmaya, Amerika' da yaşamaya çalışırsınız... Amerikan taktiklerini uygulamak size niye fazla geliyor ki... Amerika demokratik bir ülke değil mi... Amerika demokrasiyi bilmiyor mu... Amerikan demokrasisini alıp tüm dünyaya satmaya çalışan sizler değil misiniz... Ama iş örgüt belasından Türkiye' yi kurtarmaya gelince, Amerikan sistemini niye beğenmemezlik edersiniz... Demokrasiyi Amerika bilmiyor da, sizin gibi taklitçiler mi biliyor"...

 

İnsan bazen diyor ki, al bunları götür Amerika' ya, Amerikan vatandaşı yap... Amerikalılar da bunları, bu fikirler ile, ilk fırsatta "vatan haini" diyerek, Guantanamo hapishanelerine tıksın...
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 

.

.