|
Üçün birini gördünüz mü... Evet, gördük... Amerika bize
"gösterdi"...
Eğer Amerika' ya , Türk Ulusal çıkarları için, izin
almaya gidersen olacağı budur.. Amerika, "göstermiştir"
...
Ülkeler kendi göbeklerini kendileri keserler... Başka
ülkelerden "icazet almaya gitmek", özellikle senin ve
onun menfaatlerinin taban tabana ters olduğu bir konuda
icazet almaya gitmek, kobra yılanı ile
tavşanın "işbirliği anlaşması yapmaya
kalkmasına" benzer...
Üçün birini görürsün...
Şimdi özetle, Türkiye -ABD - Barzani - pkk vesaire
meselesinde son durumu inceleyelim...
1) ... ABD, Irak ve pkk olayında tüm istediğini elde
etmiştir... Kartları dağıtmış ve istediği sonucu
almıştır...
Önce pkk teroristlerini Türkiye'nin üzerine salmış,
Ermeni meselesini gündeme getirerek "yedek jokerini
hazırlamış", ve daha sonra Türkiye' yi "kapısında
dolaşan orta Amerika muz cumhuriyeti başkanlarına
yaptığı üzere" allayıp yağlayıp , "bir tanemsin" demiş
ve "haydi yavrum iyi yolculuklar" diyerek ülkesine
postalamıştır...
2) ...Türkiye "ulusal onurunu kaybederek" dünyaya rezil
olmuştur...
Bakmayın siz öyle astık kestik filan diye, "Türkiye
pazarında kullanılmak için hazırlanmış" hikayelere...
İşin gerçeği şudur: Türkiye, birkaç teroristi bile
yakalayamayan, muz cumhuriyetı ülkeleri gibi "esirleri
iade edilen", koskoca ordusuyla "asarız keseriz" diye
bağırıp, "birşey beceremeyen", büyük ama "kof" bir ülke
konumuna düşürülmüştür...
3) ...Barzani - Talabani - pkk müthiş bir başarı elde
etmişlerdir...
Terorist saldırıları dolayısı ile "kürtler gündeme
gelmiş" ve ABD ve AB patronlu dünya basını, taşeron pkk
örgütüne ve destekçisi Barzani- Talabani tayfasına,
inanılmaz bir kredi vermiş, propagandalarını yapmış, ve
de ileride kurulacak Kürt devletinin altlığını
hazırlamıştır... Son bir ay, kürtler için inanılmaz bir
propaganda zaferi olmuştur...
4) ...Türk hükümeti yani AKP, bu kangren olmuş sorun
karşısında, kıvrak hareketler yaparak, kendini olayın
dışında tutmayı başarmış ve bir ip cambazı gibi karşı
direğe geçmiştir...
Siyasi olarak, Türkiye' nin en acil çıkarlarının söz
konusu olduğu bu durumda bile, "kararsız kalarak" Türk
halkının oklarından sıyrılmayı başarmıştır...
Bu durum, Türkiye' de "hiçbir iş yapmadığı için" hatası
olmayan, ve de "karar almadığı için hiçbir kimseyi
gücendirmeyen" tipik Türk memur zihniyetinin zaferinin
tecellisidir...
Bilindiği üzere Türkiye' de, kariyeri boyunca "ne akan
ne kokan" memurlar, devamlı yükselirler ve en tepeye
zirveye ulaşırlar... Çünkü "hiçbir şey yapmadıkları
için" kimseye tehdit oluşturmazlar.... Ve de hep onlar
seçilirler.....
5)... Bu olayın en çok kaybedeni, belki de
esas kaybedeni, Türk Silahlı kuvvetleridir... Yani
gözbebeğimiz ordumuzdur...
Son olaylar o şekilde kurgulanmış ve gelişmiştir ki, TSK
tüm bu işlerin müsebbibi ve suçlusu konumuna
getirilmiştir.. Aylardır "konuşan", ama "hiçbir şey
yapamayan" bir güç konumuna düşürülen TSK, maalesef
halkın gözünde "sanki tüm bu işlerin sorumlusu" durumuna
pozisyonlandırılmıştır....
Canı ile kanı ile ülkemiz için çalışan ordumuz, maalesef
düşürüldüğü durumun vahametini anlamakta
zorlanmaktadır... "Tek çalışan, didinen, insanüstü
fedakarlık gösteren bir kurum olarak", ben gereken
herşeyi fazlası ile yapıyorum, ben niye suçlanayım ki
diye, "gelişmelere" inanmakta zorluk çekmektedir.. Ancak
maalesef, "paketlenen ve yansıtılan durum", TSK ' ya
olan güvenin sarsılmasına sebebiyet vermektedir...
Aylardır "şu olmazsa bu olur, böyle yaparsan şöyle
yaparım" diye konuşan TSK, Irak konusunda, ABD ve
siyasiler tarafından önünün kesilmesi dolayısı ile, Irak
harekatını geçen bahar aylarından beri yapamamıştır..
Ancak, bu ortamı fırsat bilen bazı "nezih" Türk basını
ve dünya basını, yavaş yavaş TSK' yı "boşa konuşan bir
ordu" durumuna pozisyonlandırmış ve "söylediğini
yapamayan" durumuna kitlemiştir....
Son olaylardan TSK' nın zarar görmesi çok üzücü bir
durumdur ancak TSK halen "inanılmaz bir hızla kredi
kaybettiğinin" farkında bile değildir.....
Çünkü "sokaktaki insan siyasiyi, abd' yi filan tanımaz",
ordusunu tanır ve ondan sonuç bekler...
Siyasilerin "medyada harekat alanı" vardır, ancak TSK'
nın "medyada harekat alanı" yoktur... Daha şimdiden
sokaklarda halk, bir yandan TSK ile gurur duyarken, bir
yandan da "acaba bu bizimkiler gerçekten zayıf mı" diye
düşüncelere kapılmaktadır...
"Terorist yuvası Irak' a bile harekat yapma gücünü
kendinde bulamayan bir ordu" imajı, "Türk düşmanı ve TSK
düşmanı" çevrelerin "arayıpta bulamadığı" bir
durumdur... AB, ABD, bazı dini gruplar, ülkemizi
çevreleyen komşular vesaire, hep "bu günler için dua
etmişlerdir"...
Eğer TSK, en kısa zamanda "sözünün eri olduğunu
kanıtlayamaz ise", maalesef gelecek baharı zor
çıkarır... Bu takdirde tüm münafıklar, ona bir "merasim
ordusu pozisyonunu yapıştırmaya çalışacaklar" ve artık
her konuda "sorgulamaya ve mahkemeye götürmeye"
çalışacaklardır... Türk ordusu ve Türk milleti bu durumu
kaldıramaz...
Sonuç olarak, Türk dış politikası tam bir hezimete
uğramıştır, iflas etmiştir... Müttefiklerimiz Türk
hükümet yetkililerine, Barzani gibi aşiret liderleri ile
"muhatap olmayı" tavsiye etmektedirler... Dünya 100 bin
kişilik ordusu ile sınırın ucunda takılıp kalmış, kürt
peşmergelerin tarafına ayak basmaya korkan bir Türkiye'
ye ile gırgır geçmektedir...
Ama kabahati birazda kendimizde aramalıyız, ne ekersen
onu biçersin, ne seçersen onu alırsın... Geçenlerde
Dışişleri Bakanımız sayın Ali Babacan'ı, Bağdat
toplantısı sonrası Talabani' nin yanında televizyonda
gördüm... Tir tir tittiyordu sesi, sanki bu işi ilk defa
yapıyormuş gibi heyecanlıydı...
Tavsiyem odur ki, sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan' ın
değme aktörlere taş çıkartacak vücut dili ve konuşma
performansı ile, yaptığı muhteşem etkili basın
toplantılarından, birazda diğer hükümet üyelerinin
nasiplenmesidir.. Bence sayın Başbakanımız, diğer kabine
üyelerine "etkili konuşma ve inandırıcı olma" konusunda
özel dersler vermeli ve dünya basını önünü çıkmak
zorunda kalan arkadaşlarına "mutlak bir performans
başarısı" imtihanı uygulamalıdır...
Birşey yapmıyoruz, bari işimizi doğru yapalım...
|