|
Bugün "Amerikan Etkisinin" sihrini açıklayacağım...
Aslında gündem de çok önemli konular varken bunu
yazmaktaki amacım, "bilinmeyen -anlaşılmayan şeylerin"
bir "yüce güç" şeklinde algılanmasını önlemek...
Türkiye üzerindeki Amerikan etkisi bilinmeyen birşey
değildir... Anlaşılmayan, o etki gücünün Amerikan' ın
direk baskısı veya kabiliyeti sonucu değil, içimizdeki
satılık insanların hain yapısı sonucu devreye
girdiğidir...
Amerikan' ın, Avrupa devletlerinin Türkiye' ye baskı
yapmak, zayıflatmak, kontrol etmek istemesi çok
doğaldır... Hiçbir devlet rakiplerinin güçlü olmasını
istemez.. ( bizde elimizde imkan olsa onların güçlü
olmasını istemeyiz)... Ama sen bu bağlamda rakiplerine
"ben hazırım, menfaat karşılığı vatanıma ihanet etmeye
hazırım" dersen, hoopp gelirler ve seni kullanırlar...
Bir ülkede "kullanılmaya hazır insanlar olduğu sürece",
rakipleri ışık hızında gelirler ve hatır
hutur kullanırlar...
Dolayısı ile adam seni kullanıyor diye, şikayet etmek
yerine, önce dönüp kendine bakacaksın... İçindeki
hainlere bakacaksın... Ne karşılığı vatanı sattıklarına
bakacaksın...
İçindeki hainleri temizlersen, rakibinin senin üstündeki
etkisi de "minimum' a" iner...
Ülkeleri etkileyen öyle "gizli formüller, istihbarat
kitleri, para-psikolojik, nano-hiper vesaire dümenler"
değildir.... Bunların hepsinin toplam etkisi, içindeki
hainlerin yaptığı etkinin onda biri kadar bile
değildir.... İçindeki "hain katsayısı" ile "rakibinin
etki katsayısı" birbiri ile doğru orantılıdır...
Peki insanlar niye hainlik yapıp vatanlarını
satarlar.... Genellikle para ve iktidar gücü için
satarlar... Ama son zamanlarda bu iş o kadar ucuzladı
ki, birinci sınıf bir uçak bileti, ülkeye giriş vizesi
ve bedava 10 günlük gezi karşılığında bile, sana hizmet
etmeye hazır memurlar, gazeteciler, belediyeciler
türedi... (Yurt içinde bile, eskiden büyük dolar
avantaları istenirken, şimdiler de Rus revü kızları ile
bir gece karşılığı bile "hizmet" alınabiliyor... Maksat
"herkese hizmet olsun", büyük küçük avanta farketmez,
kimse boş gitmesin)...
Şimdi dönelim Amerika' ya... Amerika öyle Türkiye' den
pek farklı bir yer değildir... İnsanlar normal
bildiğimiz insan' dır... Türkiye dahil dünyanın
heryerinden oraya göçetmiş senin benim
gibi insanlardır... Amerikalı' nın veya Avrupalı' nın
"üçüncü gözü", arkadan uzanan "gizli bir kolu" veya
"daha fazla zekası" filan yoktur...
Ama "iyi eğitimi, ciddi organizasyonu, halk disiplini"
vardır... Saat gibi çalışan ve kimsenin ucundan cıgından
oynayamadığı bir adalet sistemi vardır.... Geldi baba
tekkesi gibi ellenmeyen kurumları vardır...
Vatansever ve işbilir insanları yönetici yaparlar....
Torpil ve kayırma minimum düzeydedir... Halk yönetici
seçerken "kendinden daha cahilini değil", kendinden "çok
daha iyi yetişmiş" insanları başına geçirir... Ve de
avanta ve devleti soyma peşinde koşanların neredeyse
tamamı hiç acımadan cezalandırılır... Tüm formül bu
kadar basittir...
İşte rüyalarımızı süsleyen Amerika, Avrupa budur... Daha
fazlası detaydır...
Ama birşeyi kesinlikle iyi anlamak lazımdır; hem
"eğitimli batılı olmak", hem de "yobaz şark kurnazı"
olmak mümkün değildir... Ya o olacaksın, ya da bu...
İkisi bir arada ancak rüyalarda olur...
Diğer bir konu da, Amerikan ve Avrupa resmi kurumlarının
yanında, yok Bilderberg, yok Trilateral, yok İlluminati
vesaire gibi gizli örgütlerin dünyayı
yönettikleri iddialarıdır... Evet, dünyada düzinelerce
böyle kurumlar vardır ama bunları gözümüzde büyütmemek
gerekir... Çünkü bunlar gerçek güç sahipleri
değildirler... Gerçek güç sahipleri hükümetler,
devletler, onların orduları, dünya zenginleri, dünya
bankerleridir... Tüm bu "egzantirik isimler ve örgütler"
sadece oynanan para ve güç oyununun sahnelendiği
birer tiyatro merkezleridir....
Zengin ve güçlünün "gizli örgüt kurmaya"
ihtiyacı yoktur... "Gizli örgütler" dünyayı idare
etmezler, tam tersine zengin ve güçlüler bu örgütleri
"maşa olarak" kullanırlar... Hatta örgüt mensupları kapı
kapı gezip, zengin ve güçlülerin üye olması için
yalvarırlar... Sonra da üye listeleri ile hava
atarlar... Zengin ve güçlüler de "dostlar alışverişte
görsün" diye bu sosyal komedi tiyatrosuna katılırlar..
Mesela yanında 30 bin kişi çalışan, kasasına çuvalla
para giren bir petrol zengininin, bir medya zengininin,
bir finans zengininin güç için gizli derneklere filan
ihtiyacı yoktur... Gerekli "ince anlaşmalarını"
ya golf sahasında ya da özel bir yemek davetinde
bitirir... Yeni iş sahası veya adam bulmak için de
yardıma ihtiyacı olmaz çünkü zaten kapısının önü
"onunla iş yapmak isteyen adamlarla, politikacılarla"
doludur...
Tabii bu konuya "Türkiye faktörü" ile ilgili özel bir ek
yapmamız gerekir.. Türkiye' de gerçek zengin, gerçek
işadamı, gerçek sanayici çok azdır... İsmi medyada
geçenlerin çoğu, çobanlıktan dehlenmiş sonradan görme
kazmalardır... Tüm servetini devlet yüksek
yöneticilerine yağ çekerek, biat ederek, çantacılık
yaparak ve de gerektiğinde birlikte nemalanarak Türk
halkının rızkını "cep eden", "omurgasız
uyanıklardır".... Kendisini işadamı olarak tanıtan bu
tipler için " gizli örgütler, gizli tarikatlar" çok
önemlidir çünkü onlar "oralardan beslenirler"...
Dolayısı yukarıda bahsettiğimiz teoriye pek uymazlar...
(Zaten "çapları da", bir derneğe sadece "yeni müşteriler
elde etmek için" üye olmaya çalışan, bir dişçi veya bir
masajcı kadardır )...
Herkes Türkiye' nin bugünkü durumu icin "gizli
orgutleri" filan suçlamaktadır... Yok Cia geliyormuş,
yok Alman istihbaratı bizi kandırıyormuş... Sen de kanma
kardeşim, sırtında yumurta küfesi mi var... Yok
yabancılar medyayı ele geçirmişler de, yalan haber
pompalayıp psikolojik harekat yapıyorlarmış... Ne ele
geçirmesi, ne harekatı yahu... Bizim medyayı "omurgasız
uyanıklar" ele geçirmişler... Bizim ikiyüzlü aşağılık
kompleksli yazarlarımız da, adamlar "vur bile demeden",
en pis ve en aşağılayıcı yazıları yazıp,
koşarak yabancılara gidip "canım ağabeycim, bak ben
senin için şöyle astım böyle kestim", "artık sen de
bana birşeyler attırırsın değil mi" diye
çingenelik yapıyorlar.. Eğer sen ağzını açıp, menfaat
için ağzına tükürtürsen, yabancı ağzına da tükürür,
başka yerine de...
Gelelim Amerika ile nasıl "omurgalı"
pazarlık yapılmalıdır konusuna... Uluslararası
ilişkilerde, Amerikalı, Türk, Rus, Taiwan' lı, Alman
farketmez.. Herkes boyu ve çapına göre birşey talep
eder, biraz alır, biraz verir..
Önce kim olduğunu bileceksin.... Anlaşılması için şöyle
örnekleyebiliriz: eğer sen Antalya' da bir bölgesel
yatırımcı isen, Koç holding' le iş konuşurken
"taleplerin, büyüklüğün ile orantılı olmalıdır"... Bu
demek değildir ki, kendini aşağılatacaksın, yalvarıp
yakaracaksın... Görüşmeler "eşitler arasında ama
büyüklükleri ile orantılı" olmalıdır... Yani taleplerin
gerçekçi ve "gerçek büyüklüğün" ile orantılı
olmalıdır...
İkinci önemli husus ise, bilinçli ve akılcı pazarlık
yapma niyetin ve görevin olacak... Mesela görüşme
öncesi Amerika sana 100 vermeye
hazırdır; ama pazarlıklar sırasında bunu en fazla 80' e
indirmeye çalışacaktır; ve de bunu başarı olarak
görecektir... Ama sen daha görüşmeler başlamadan, sırf
Amerika' ya yağcılık olsun veya birkaç kişisel menfaat
kazanayım diye, "bize 15 ver yeter, ben bu anlaşmayı
sana 15' e bağlarım" dersen, işte o zaman yanlış yapmış
olursun... Çünkü senin yapman gereken, "100
parametresini önceden öğrenip" görüşmelerde hedefini
"120-130" seviyesine yükseltmek olmalıdır... Bunun
tersini yaparsan ve de ülkenin menfaatlerini karşı
tarafa teslim edersen, hem yeteneksiz hem de hain
olursun...
Tabii bir de "kendini dev aynasında görme" hastalığına
yakalanmamak lazımdır... Eğer Etiyopya isen, Amerika ile
pazarlık yaparken kendini Rusya gibi görüp dayılık
etmemek lazımdır; edersen adamın paçasını tersyüz
ederler... Veya Irak kürtleri ve pkk'
lılar gibi avantadan biraz para sahibi oldum diye
kendini bir halt zannetmeyeceksin; zannedersen adamın
ümüğünü keserler...
Özetle, Amerika Türkiye' nin ne dostudur, ne
düşmanıdır... Amerika Türkiye' yi "bir iş bağlantısı"
gibi görür... Türkiye' de Amerika' yı bir iş bağlantısı
gibi görmelidir... (Someone we can do business with )...
Ortak çıkarlar oldukça, sen birşey teklif edersin, o
sana birşey verir, sen ona birşey verirsin... Böylece
anlaşma sağlanır ve iş anlaşması devreye girer...
Amerika' dan dost filan olmaz... Türkiye' den de dost
filan olmamalıdır... Tüm taraflar elinden geldiğince
kendi çıkarını düşünmelidir... Bu Almanya Fransa
arasındaki ilişkiler içinde böyledir, İngiltere Rusya
arasındaki ilişkiler içinde böyledir... Buna diplomasi
derler...
Tabii bazen dünyanın şu veya bu ülkesindeki yöneticiler
"çıplak resimlerini veya çaldıkları paraların banka
numaralarını" rakip ülkeye kaptırırlar... O zaman bu
bilgiler açığa çıkmasın diye "ülkelerinin herşeyini
karşıya verirler"... Daha çok Afrika ülkelerinde
rastlanan bu durum, tam bir felaket ile sonuçlanır...
Değişik ülkeler ile değişik pazarlık şekilleri vardır:
Amerika ile "iş yapılır"... Karşılıklı çıkarlar,
dostluğun temelidir... Çıkar yoksa dostluk
yoktur...Genellikle Amerikalılar anlaşma bitene kadar
kazık atmazlar...
Avrupa' lılar "sadece kendi çıkarları doğrultusunda"
pazarlık yapmak isterler... Sırf işi bitirmek için
"ortak menfaatler de anlaşmış" gibi görünseler de, ilk
fırsatta karşılarındakini kazıklamaya çalışırlar... İş
yaptığın kişiyi zora sokup ekstra menfaat koparmak bir
Avrupa geleneğidir...
Yahudiler ile iş yapılır... İş sürdüğü sürece her iki
tarafta çok kazanır... Ama unutmamak gerekir, birgün
mutlaka kazığını yersin...
Ortadoğulular ile iş yapmak için şark kurnazlığını
bilmek gerekir... Seni yağlar ballarlar... Tam gaza
gelip işe başladığın zaman, kendilerini naza çekip adamı
sürüm sürüm süründürürler...
Çinliler pek bilinmezler, ama Güney Asya ülkelerindeki
Çinli azınlıklara "Güney Asya' nın yahudileri" lakabı
verilir... Yahudi gibi ticaret yapıp, yahudi gibi adamı
kündeye getirirler... Yağ, bal, acımasızlık, hepsi
mevcuttur...
Türkler, Ruslar devlet adamlığı geleneklerine
bağlıdırlar... Verilen söz, sözdür... Devlet geleneği
böyledir...
Ama son zamanlarda ağalık ve köy geleneğinden gelen
yöneticiler seçildiği için, ağa taktikleri vacip
olmuştur... Ya "karşındakini zora sokup ağına
düşürürsün", ya da güçsüz olduğun yerde "tüm tavizleri
verirsin"... Ama "fırsatını buldun mu sözünden döner ve
karşındakini kündeye getirmeye çalışırsın"...
Başaramazsan, ağlar sızlar ve yeniden aynı taktiği
uygulamaya koyarsın...
Tüm bunları niye anlatıyorum, çünkü sistemler basittir
ve çok ufak değişkenlikler dışında aynıdır... Amerikanın
elinde öyle sihirli bir güç veya sihirli bir değnek
yoktur... Sen "razı gelmez isen, onu çağırmaz isen" seni
etkilemesi zordur...
Tabii ki Amerikan' ın iktisadi, teknolojik, sanayi gücü
inkar edilemez... Tüm dünyanın 30 yıl
ilerisindedirler... Buna saygı duymayan ya aptaldır, ya
da kör bir fanatiktir...
Ama "birşey saygıdeğer diye onun kul kölesi olunmaz"...
Adam olan kendine saygı duyar... Rakibine saygı duyar...
Ve karşılıklı saygıya dayanan bir ilişki geliştirir...
Yoksa rakip güçlü diye ona yalvarınmaz, kendi görevlerin
ona devredilmez, beleşten kıyak almaya çalışılmaz...
Eğer böyle düşünürsen sonun ya "demokrasi bekleyen
Irak'a", ya "para bekleyen Afganistan'a", ya "yardım
bekleyen Afrika' ya", ya da "icazet bekleyen eski
Filipin lideri Marcos' a" döner...
Sen sen ol, ülkeni şahsi çıkarların için yabancılara
peşkeş çekme...
|