|
Yıl 1989- 1990.
Yer, Azerbaycan’ın Başkenti Bakü..
Azerbaycan, henüz bağımsızlığını ilan etmemiş...
Türkiye, tarihinde ilk defa Bakü’de bir fuar düzenliyor...
Türkiy’e, fuarın önemini tüm dünyaya göstermek için bakan düzeyinde bir heyetle katılıyor.
Fuara davet edilen şanslı gazetecilerden bir de bu satırların yazarı...
xxxxxx
Bakü’ye gidiş nedenim fuar ama benim amacım fuardan ziyade Azerbaycan Halk Cephesi Lideri Ebulfeyz Elçibey ile görüşmek...
Bakü’de kaldığımız Azerbaycan otelinin odasında Elçibey’e ulaşmak için çeşitli araştırmalar yaparken, çok geçmeden adının Beşir olduğunu öğrendiğim bir Elçibey hayranı ile görüşme fırsatı buldum...
Kendisi Rus yanlısı (O dönem) Hasan Hasanov hükümetinde görevli bir görevliydi.
Beni Elçibey ile görüştürebileceğini söyledi ve karşılığında da hiçbir şey istemediğini özellikle belirtti...
Artık görüşme gününü sabırsızlıkla beklemeye başladım...
Bir akşam, odamda otururken telefonum çaldı...
Telefonun diğer ucundaki kişi Beşir’di. Kısa ve öz konuştu Beşir. “Aşağıda bekliyorum..”
Hazır vaziyette beklediğim odamdan bir anda kendimi dışarı attım...
Gecenin karanlığında Beşir yönetimindeki plakasız bir minibüsün içinde ilerliyoruz ama nereye?.
Zaten Beşir’e de sormadım. Ancak bildiğim tek bir şey vardı o da Ebulfeyz Elçibey’e gittiğimiz...
Ne kadar süre geçtiğini bilmiyorum ama minibüs karanlık bir sokakta durdu...
Beşir, başını arkaya çevirip “Geldik” dedi.
Minibüsten indim.
Boyası, sıvası dökülmüş iki katlı bir bina...
Üç dört basamak çıktıktan sonra evin birinci katının açılan kapısından içeri girdim...
Beşir önde ben arkada üst kata çıktık.
Uzun bir koridorun sonundaki odayı gösterdi Beşir...
Kapıyı çaldım ve içeriden gelen “Buyur” sesiyle kapıyı açtım...
Aydınlık olmayan bir oda. Oda da göze çarpan ilklerden biri doğalgazın, demircinin kaynak makinası görünümünde çevreyi ısıtan şömine...
Beni ayakta karşılayan ve iki eliyle elimi sıkan Elçibey, ”Hoş geldin. Sefalar getirdin...” dedikten sonra eski püskü çalışma masasının yanındaki sandalyeyi oturmam için gösterdi...
Elçibey’in içten karşılamasını fırsat bilerek masasının üzerinde duran Azerbaycan, Türk ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayraklarını görünce yaptığım gevezelik...
Aaaa... Yavru Vatan’ın da bayrağı burada dedim...
Keşke demez olsaydım...
Elçibey açtı ağzını yumdu gözünü.. “Bak” dedi. “Vatanın anası, yavrusu olmaz. Vatan vatandır. Zaten sizin yavru vatan demeniz beni çok incitiyor...”
Elçibey, dur durak demeden konuşmasını sürdürdü...”Zaten siz Türkler Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk için de birtakım olayları uyduruyorsunuz. Eğer gerçek Atatürk’ü tanımak istiyorsanız gidin Fransız yazarların anlattığı Atatürk’ü okuyun... Onlar Atatürk’ü öyle anlatıyorlar ki, sizin yazar takımının yazdıkları yanlarında hiç kalır...
Xxxxx
Bu konuya nereden geldim...Veya durup dururken merhum Ebulfeyz Elçibey’i neden gündeme getirdim...
Umarım 10 Aralık 2008 tarihli Hürriyet Gazetesini görmüşsünüzdür. Gazetenin manşeti “Yavru Vatan Geri Vites” diye atılmıştı...
İşte o “Yavru Vatan” sözü yıllar önce aramızdan ayrılan Türkiye ve Atatürk hayranı Elçibey’in sözlerini hatırlattı bana. Bizim ısrarla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden “Yavru Vatan” diye sözetmemiz yıllar önce Elçibeyi rahatsız etmişti ama biz hala eski tas eski hamam devam ediyoruz...
İşte bu yazıyı yazmamın nedeni tamı tamına 18 yıl önceye götürdü beni...
Ne diyelim bizden daha çok ülkemizi seven merhum Elçibey’e tanrıdan rahmet diliyorum...
|