.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 Ceset kuyuları bizi çağırıyor
.

Lili marlen türkülerinin dinlendiği Zagreb Radyosu gibi değildir Güneydoğu’nun radyoları… Çok şey bilir çok şey anlatmak isterler de…..; anlattıkları anlatacakları bir yere kadardır işte… Berisi vardır da ötesi olmaz onlar için… Bir yerden sonra tıkanıp kalırlar güzel bölgenin güzel radyoları…

 

Doğu ve Güneydoğu Platformu Dönem Başkanı Dr Mehmet Emin Dindar’la İstanbul’un gözden ırak bir semtinde bir araya geliyoruz. Eskiden beri hukukumuz olan isimdir Dr Dindar… İyi bir hekim olmasının yanında iyi de bir dernekçidir…

 

Toplumun kanayan yaralarına tampon atmayı ister hep… Yani başkaları gibi akan kanı azdırmak yerine durdurmaktan taraftır her daim…

 

Kan her nereden akarsa aksın mühim değil… O elinde tamponlarıyla gezer 40 yıldır bu ülkenin cadde ve sokaklarında… Serde ettiği bir Hipokrat yeminidir sözkonusu olan…

 

Lafı uzatmayayım… Bilirim ki sizler doğrudan konuya girmemi istersiniz… Bende öyle yapayım o zaman…

 

Cizre-Silopi arasında kalan bir bölge ve bu bölgede de uzun yıllar kapalı tutulan asit kuyuları vardır…

 

Bu asit kuyularının 30 yıldan beri kayıp ve sözde aranmakta olanların cesetleriyle dolup taştığı iddia edilir.

 

Biz bu konuyu uzun zamandır duyardıkta yazmaya çizmeye gerek duymazdık. Şimdi yazma vakti geldi diyorlar. Özellikle birileri(!) bu konunun TURKHABERLER’de de ele alınması için düğmeye basmış belli…

 

Biz biliriz bu düğmeci parmakların sahiplerinin kimler olduğunu… Bazen Ankara’dan basarlar bazen Diyarbakır bazen İstanbul’dan…

 

Bu defa düğmeye Kuzey Irak’tan basıyorlar… Baktılar ki Türkiye bu sorunu kendi içinde 30 yıla yakın bir zamandır çözmüyor dışarıdan bir tetikleme depremle Türkiye’nin sorun karşısında silkelenmesini istediler anladığım kadarıyla…

 

Başarıyla yerine getirdiğim son Balkan görevimden sonra yeminim vardı bir daha bu tür olayların içine girip onları enine boyuna araştırmamaya..

 

Ve özellikle son 2 buçuk yıldır tamamen uzak kalmıştım derin(!) işlerin takip ve koşuşturmasından…

 

‘Alışmış kıçta don durur mu?’ sözünden hareketle yeminimizi bir defa daha bozuyor ve çok yakında Şırnak’a hareket ediyoruz…

 

Gideceğimiz yer elbette Silopi-Cizre arasındaki içleri ceset dolu olduğu iddia edilen o meşhur asit kuyuları…

 

Hoş, Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçmiş… Kuyuların açılması yönünde adımı çoktan atmış bile…

 

Kuyular sahiden iddia edildiği gibi içleri ceset doluysa ‘kayıp’ adı altında bulundukları raflarda üzerleri 5 karış toz bağlamış sayısı belirsiz onca dosya yeniden açılacak…

 

İddiaya göre yüzlerce ceset olduğu söyleniyor bu kuyularda…

 

Giderken tedbirli(!) gideceğiz tabi… Güvenlik gerekçesiyle yol programımızdan sözetmiyorum…

 

Fakat gideceğiz. Karar alındı...

 

Gitmemiz de gerekir. Ne zamandır cafcaflı konulara vakıf olaylar içinde olmamak canımı sıkıyordu. 2 buçuk yıldır bu tür olayları araştırmamamın bir nedeni vardı. Şimdi böyle bir nedenim yok..

 

Sözü fazla uzatmak istemiyorum…

 

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz der büyüklerimiz…

 

Biz hem ayine hem laf adamıyızdır…

 

Birileri gibi ya ayine ya laf adamı değilizdir…

 

TURKHABERLER çok yakında Şırnak’ın Cizre ve Silopi’sinde bu iddiayı ortaya atanlarla bire bir konuşacak… Onları bire bir dinleyecek…

 

Onların anlattıkları TURKHABERLER’de haber olarak yerini aldığında, devletin bu konu üzerinde başlattığı yada başlatacağı bütün çalışmalar daha bir istikrarlı olacak…

 

Bekle Güneydoğu

 

Geliyorum…

 

Özledim seni be…

 

Bu defa yalnız geliyorum….

ÇOK ÖNEMLİ NOT:

Yazımın yayınlanmasıyla birlikte gidecek olmama kalben üzülen ve benim için endişe duyanlar oldu. Bu değerli dostlarımdan birisi de gazetecilik mesleğinin yüzaklarından sevgili Şeref Özata… Sizlerin huzurunda bana çok içten ve ciddi uyarılarda bulunan Özata’ya teşekkür ediyorum… Sağolsun varolsun…
.

.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

.

.