.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 Geri sayım başladı
.

Bugünkü yazıma sevgili büyüğüm değerli ağabeyim yazarımız Alev Çukurkavaklı’nın bana yazdığı çok özel satırlarla başlamak istiyorum…

 

Cizre, Silopi arasında yapacağımız kayıp kürtler kadar kayıp Türk askerlerini de aramayı amaçlayan çalışmamızla ilgili Çukurkavaklı işte bunları söylüyor.  Önce onu okuyun sonra da benim yazacaklarımı diyor, Çukurkavaklı’nın bu çok özel mektubuyla sizi ve yüreğinizi baş başa bırakıyorum

 

“CANIM KARDEŞİM...

 

Bu konudaki yazını okudum, olayı da biliyorum...

 

Sen korkusuz, cesur ve de DELİ CEMAL'sin... Hepsinden öte bu özelliklerine bir de gazeteciliğin ustalığını ekledin!

 

Son derece başarılı bir iş çıkaracağına, aslanlar gibi de dönüp ortalığı ŞALLAK MALLAK edeceğine tüm yüreğimle inanıyorum!

 

Yapacağın iş, TÜRKHABERLER'i TÜRKİYE gündemine taşıyacak!

 

Hasretle gözlerinden öpüyorum!

 

Başaracağına inanarak şimdiden seni ve TÜRKHABERLER ailesini, ailemizi kutluyorum!

 

Yüce Tanrı it ile yiğit arasındaki farkı  bilir ve de yanındadır!

 

Selam, sevgi, saygılarımla.

 

aLEV”

 

……………………………………………

 

İşte böyle diyor yılların eskitemediği medya kurdu… O bir usta… Olacakları öncesinde hisseden sonrasında bilen bir kahin…

 

O bulunduğu Ankara’dan İstanbul’daki ‘Ben’ için bunları söylüyor.

 

Bundan önceki bir yazımda da ifade ettiğim gibi bu tür görevlere hatırı sayılır bir ara vermiştim… En son 1993 yılında Bosna’ydı sonu başarıyla biten görevlerim…

 

O tarihten beri ciddi bir el çekmeydi benimkisi…

 

İstihbarat dünyası fay hattı gibi… Birileri bir yerden bir şeyleri tetikledi mi duyarsız kalamıyor ve ettiğiniz yeminleri bir biçinmde bozuyorsunuz…

 

Haberin yayınlanmasıyla birlikte Amerika’da yayın yapan bir Türk Televizyonunun yöneticisi arıyor ve “Seninle canlı telefon bağlantıları kurmak istiyoruz” diyor…

 

Kabul ediyorum tabi… Neden etmeyeyim… Bugüne kadar bu kuyularda bölgenin insanlarının cesetleri sorgulandı… Bölgenin kayıplarının araştırılması istendi…

 

İyi de oldu… Bu topraklar üzerinde yaşayan herkes bizim insanımızdır… Tabi ki Kürt, Türk, Laz, Çerkez demeyecek herkesin hakkı aranacak yaşamı ve ölümü mercek altına alınacak…

 

Ortada bir illegalite varsa bir biçimde ortaya çıkacak çıkarılacak…

 

Güneydoğu’da bugüne kadar pek çok şey oldu, oluyor olmaya da devam edecek…

 

Çünkü bölge için uygulanan politikalarda temel yanlışlar var. Daha doğrusu ‘doğru’olan bir şey yok…

 

Bölgede sıkıntı büyük… Hem de anlatılamayacak kadar büyük…

 

Ergenekon’la başladı herşey… Savcı Zekeriya Öz’ün cesur yaklaşımıyla patladı kozalar… İllegal çetelere ait davalar açılınca kuşlar bir bir ötmeye, öttürülmeye başlandı…

 

Buna en çarpıcı örnekse bir dönem İstanbul Medyası’nda görev yapan Tuncay Güney oldu..

 

Güney bulunduğu ABD’den öyle açıklamalar yaptı ki Türkiye’yi alt üst etti.

 

“Kuyular” dedi Güney… “Hangi kuyular?” diye sordu birileri… “Asit kuyuları” dedi Güney…. “Eeee nolmuş asit kuyularına?” diye sordu gene birileri…

 

“İçi dışı ceset kaynıyor” diye cevapladı bu defa…

 

“Hassittir ordan” diyecek oldular ama olmadı….

 

Çünkü ‘hassittir” edilemeyecek kadar büyüktü iddia…

 

Bölgenin savcıları bir bir harekete geçtiler…

 

“Kuyular açılacak” talimatı verildi birilerine…

 

Orada bunlar olurken bu defa TURKHABERLER’in aklına bir başka şey geldi…

 

TSK’nın o bölgede görev yaparken kaybolduğu iddia edilen ama bu konuyla ilgili bugüne kadar basına açıklanmayan bir engeli (özürü) vardı…

 

Yani 1995 yılından başlamak kaydıyla vatan görevi için oraya giden bazı askerlerimiz(!) gittiklerinden bir süre sonra ansızın kayboluverdiler…

 

Ne ölüleri bulunabildi ne de dirileri…

 

Nerde bu çocuklar?!

 

O gün bugündür neredeler?

 

Aileleri başta olmak üzere hiç bir yakınlarının konuşmasına izin verilmeyen sözkonusu kayıplarla ilgili neden birileri suskun?

 

Hadi kendileri suskun peki ya konuşacak olanları niye susturuyorlar?

 

Bu çocuklar bizim çocuklarımız arkadaş…

 

Bakın kürt kardeşlerimiz kendilerine ait kayıpları nede güzel sorguluyor

 

Çalmadıkları kapı kalmamış…

 

“Bizim yakınlarımızı bulun” diyorlar

 

Demekte de haklılar…

 

Nerede bu insanlar?

 

Ve nerede bizim çocuklarımız?

 

Askerlerimiz nerede?

 

Bölgeye intikal ettiğimizde mümkün olduğunca üst düzey komutanlardan sokaktaki vatandaşa kadar herkesle konuşacağım…

 

Gittiğim yerde kayıp kürtleri ve yakınlarının olay hakkındaki düşüncelerini tabiki yazacağım fakat askerlerimizin akıbetinide o kuyular içinde ve çevresinde soruşturacağım…

 

Güneydoğu çok karışık çoooook….

 

Günlerdir kendime bir ipucu arıyor duruyorum…

 

Bulamıyorum…

 

Bulacağıma dair bir inançla ayakta duruyorum….

 

Elbette bu konuyla ilgili konuşacak birileri çıkacaktır…

 

Bosna da burun kokusuyla binlerce kayıp mezarı ortaya çıkarmışım…

 

Şimdi ise yüreğimden gelen bir sesle kayıp askerlere gidiyorum…

 

İçimden bir ses “asit kuyularına atılan sadece bölge halkı değil” diyor.

 

“O kuyular, karanlık ve zehir içeren derinliklerinde başka sırları da saklıyor” diyor içimdeki ses…

 

Ben Tuncay Güney’e inanıyorum…

 

Ta en başından ber inandım inanmaya da devam edeceğim…

 

Bu insan boş konuşmuyor…

 

Ama üzüldüğüm tek şey…

 

Keşke kuyular olayında asıl bilinmesi gerekenleri de deşifre edebilseydi…

 

Haksız mıyım ulan deli Tuncay?

 

 

TUNCAY GÜNEY'IN KENDI IFADESIYLE O DÖNEMDE YAPTIĞI EYLEMLER:

 

-Doğu Perinçek'in Bekaa kampında Abdullah Öcalan'la yaptığı görüşmelerin fotoğraflarını PKK'dan alıp MİT'e getirdim.

 

Lübnan'da PKK'nın adamıyla buluşup, fotoğrafları teslim aldım, getirip teslim ettim.

-Fethullahçıların Erbil'deki kolejinin kapanmasını önlemek için PKK'ya 15.000 doları ben götürüp verdim.

 

-Tansu Çiller ile Abdullah Çatlı'yı birlikte gösteren fotomontaj fotoğrafı DYP milletvekiline 2.5 milyar lira karşılığında sattım.

 

-Büyük Birlik Partisi'ninin kuruluşu için Fethullah Gülen'in verdiği para destesini Muhsin Yazıcıoğlu'na teslim ettim.
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

.

.