Mevlana yılı, tasavvuf, güzel insanlar, hoşgörü,
ölümlü dünya ölümlü insan derken, medyaya hiç
bakamaz oldum neredeyse…
30
gün Galata Mevlevilerini temsil edip, Hz.Mevlana’nın
22.kuşak torunu Esin Çelebi’den feyzalıp susmayı,
bazı anlarda atılmamayı,sabretmeyi öğrenmeye
çalıştım.. Yol almaya baş koydum… İlahiler, aşk,
şarkılar, Neyzen’in neyi üflediği her an, neyin
ayrılık acısı, çığlığı derken, biraz gittim dünya
halinden…
Pek
de bakamıyorum doğrusu hallere… Yurdumun hallerine
misal… New York’ta elimde bayrak Türklüğümü
haykırdım,milliyetçilik patlaması oldu belki bende
ama nasıl olmasın?… Toptan tüfekten anlamam,ama onur
nedir bilirim..
Hani
tıpkı Filistin-İsrail çatışmalarındaki duyarsızlaşma
sürecinin benzerini hissediyorum dönüp baktığımda
yurduma…
Daha
Ekim sonunda Amerika’ya giderken beklediğim,
tepkileri,operasyonları 2 ay sonra
görüyorum,anlayamıyorum pek.. Gereği mi yapılıyor?,
Dağlarda tepelerde taş toprak mı yıkılıyor yoksa?…
Bir
yandan medyama bakıyorum, aynı kişiler sıkmamış
daha… Aynı kişiler 20 kanalda program sunuyor,
Bülent Ersoy’un orasına bişi batmış, Hülya Avşar
Einstein’mış mış…
Sokağa bakıyorum gençler aynı…
Hepsi aynı model marka vitrinleri hem de en
çakmasından.. Kliplere bakıyorum, Pınar Aylin misal
sanki kendini benzetmeye çalıştığı isimleri hiç
bilmedik görmedik ya da güzel bir şarkı var diyelim.
Sıla
diye bir kız çıkmış alt yapısı Robbie Williams,
Rudebox gibi, Allah Allah? diyorum.. Arada şarkı o
kadar güzelken biri çıkıyor kendini Justin
Timberlake sanarak ama değil ki …
Ülkemi bayrağımı, dış politikamı nasıl temsil
ediyorlar, artık düşünmekten yorulurken, diyelim ki
biraz unutturacak birileri kim, şu üç günlük
dünyada?
Aynılık,aynılığın gözü doymayan, ekran
asalakları…Bir doyar insan, biraz uzak tutar kendini
.. Her sabah her akşam televizyonda olanları
söylüyorum…Hiç bakmıyorum yok saymak için bu
aynılıkları…
Bakıyorum kendimi eğlendirecek başka alanlara, param
yetmiyor ayrıca düşünüyorum çoluğum yok çocuğum yok,
nasıl geçiniyorlar sokaktakiler?..
Bir
yandan New Jersey’deki büyük alışveriş merkezi,
Jersey Gardens gibi alışveriş merkezleri açılmaya
devam ediyor her yerde… Parası olmayan bu insanlar
türbe misali geziyorlar, hepsini…
Kapılar kuyruk, sanırsınız ki paralarını nereye
harcayacaklarını bilemiyorlar… Akşam medeni bir araç
metro ya da express otobüsle döneyim evime
istiyorum…
Hani
New York’taki en zengin arkadaşımla bile Soho’ya
metroyla geçmiştik ya… Ama bizim Express otobüs
saatlerce bekletiyor, kuyruk mahşer mahşer…
Sonra anlıyoruz ki gelmeyecekmiş bu akşam… Sefalet
dönüyoruz başka çareye… Bir başka otobüs el işareti
yapıyor, koşuyor millet, birbirini ezerek…
MTV
Jack Ass burada mı çekiliyor yoksa medeniyetle
otobüse binebilecek miyiz?... Anlıyoruz ki bu oraya
gitmiyor, dağılıyoruz çil yavrusu gibi.. Derviş
oluyoruz sokakta, yolda,trafikte…
Ekrandakilere tahammül ayrıca yol aldırır insana…
Her gördüğünü Adem sanma derler… Hiç mi yok adam
gibi adam.. Adam gibi ekran… Su gibi duru insan?..…
Hepsini unutmak istiyor insan alıp başını gitmek…
Ama
canım İstanbul’umun suçu yok ki…
Bu
şehir bu şehir diye laf ediyorlar Yeditepe
cennetime… İçine edenlerin bir kısmı bayram sabahı
gitmişlerdi… Ne güzeldi.. O an köylerine döndüler
dedim… Derin bir oh çektim… Bayramın ikinci günü
belirdiler her yerde.. Onlar ötekiler bana göre ben
de pek bir ötekiyim ama… Bu dünyanın altından
kalkamayan; şarkıda dediği gibi Sezen Aksu’nun….
Arada en eğlencelisi köşe yazarları kapışmaları… Kim
kimin köşesini dönüyor, kim kimin kenarının köşesi,
farkında mı herkes acaba?...
Einstein Hülya Avşar’ın sevgili kızı Zehra da
yazıyor.. Bütün çocuklar gibi zannederek kendini…
Hülya Avşar’ın çocuğu olarak bilemeyerek…
Marie Antoinette naifliğinde pek şeker yazıları, bir
okuyun fırsat bulup… Tıpkı sanki hiç çevresinin
kayırması olmamış da, sırf orijinalliğinden fışkıran
yeteneklerinden her reklamda Nil’i izlediğimiz gibi…
Hiç
farkına varmıyorlar mı ? Öttükleri nerenin, kimin
teritoryası…
Hiç
mi yetenek görmüyorlar? Devir iletişim devri…. Ben
görmüyorum.. En iyisi, duymuyorum ayrıca… Ne
masummuş meğer kimin eli kimin cebinde belli değil
entrikalarını seyrettiğim Dallas…
JR
bile narsist değilmiş meğer…Varsayalım bu Pazar
akşamı Dallas var saat 21.00’de...
Üstelik renkli müsait olurlarsa teyzemlerde
seyretcez…