Bir güzel göze kanıp,bir güzel bakışa aldanarak
nasıl saf tarafım çıkıyor bazen, o an şiir oluyorum,
aslında film çekiyorum,yabancılaşıyorum kendime…
Çünkü biliyorum yine içine edecek bu yenisi, bu yeni
güzel de içine edecek heveslerimin… Hakkari’de
yetişen ters lale gibi.. Meryem’in gözyaşlarından
biten ters lale gibiyim bu dünyaya…. inadına aşık
oluyorum, hiçbir mite inanmadan, üstüne
giderek,sıkıştırarak, don kişot gibi…
”Kaçan kovalanır, o kadar duygunu dillendirir,
söylersen seni istemez” mitlerine inanmadan içimden
gelenleri saklamadan..Sanki duygunu,aşkını ifade
etmek değersizmiş gibi geliyor birçoklarına…
Değersizleştirmişler çünkü, ve ben hala bakışında
kalabiliyorum mesela bir güzel yüzün… En fahişe
sevişmeleri yaşıyorum sonra, yine baharlarımı döküp
kırıp, kış ettikleri zaman… Aşkın öcünü alıyorum…
”Kapı açık, arkanı dön ve çık” demek zor değil
aslında..”Kal demek zor”…Kıskandığım için, ters
oluyorum, zayıf görünüyorum mesela…”Ondan ne
beklediğimi “, soruyor…fark ediyorum…
Burnum sürtülüyor ilk defa..Cevabı buluyorum: Beni
özlemesini bekliyorum… Bir gün geçince özlüyorum
çünkü.. Dağdaki Peter gibi gözlerimi kocaman açıp
baktığımda, çoban oluyorum en çok ona… Güldürüyorum
bu halimle …
Ya da “nasıl oluyor da, herkesin sanal ortamda,
nette ,diskoda ,sette her an tüketebildiği ya da
kolayca bloke edebildiği yakınlaşmalar bu kadar
ucuzken, bu kadar sevmeye kıskanmaya ne gerek var?
oluyor…
Abartıyorsun deniliyor en fazla… Doğru abartıyorum,
belki… Bir bayram sabahı kalkmış gibi onun yanına
giderken en güzel kıyafetlerimi seçerek gitmeyi,
saatlerce onu sokakta beklerken,” aşık dergahında
çile çeker gibi olmanın hazzıyla hiç sıkılmadan,
uçarak beklerken abartıyorum…
Bir güzel bakışı, gözünün ötesinde gördüğüm yaraları
fark edip, ona duyduğum şefkati, dokunmaya bile
kıyamayışımı abartıyorum belki…
Ters lale…Hem artık, akşam nete girecek misin?
diyenlerden olmayarak, yüzünü gözünü hissederek,
beraber bi demli çay içerken öyle uzağa dalıp
sarılıp, tüm dünyayı unutabileceğim hayalleriyle
abartıyorum… Sonra öfke oluyor,içim dışım…
Kırılınca, karnına bir yumruk yemiş gibi canın
yanınca…Sevişiyorum belki, ruhumu daha mütevazı
kılmak için, ertesi gün görmeyeceğim biriyle, hatta
kırmak için hassasiyetimin tüm tortularını….
”Hemen dağıtmış oluyorsun ama” o vakit,herkeslere
göre…”Bu akşam nete giriyor musun ?yavşakları,
dürüst sevişemiyor ki zaten…İsmini saklayıp, sahte
isimle başlayıp, ama sonra goncada, zoncada da var
mısın? sorusunu duyuyorsun ağzından…
İsmini saklayan, özel hayatını güya koruyan, hiç
bitmeyen edeplerine rağmen, her yerdeler sanal
ortamlarda.. Sen adınla sanınla köstebek oluyorsun
bu durumda, rahatsız ediyorsun sahte sevişmeleri…
Tüm tutkuları ne kadar beğenildiklerinin hesabı
sadece … Facebook’ta da var fotoğraflarım dedikten
sonra , daha neler neler dökülüyor , yalanlardan…..
Tüm bunların ortasında aşık olmak saf kalıyor sonra,
ne değersiz ne kıymetsiz kalıyorsun, bu çer çöp
teşhirci, iletişim özürlü, sanal kanal
yavşaklaşmaların arasında…Hayır öcünü alabilirsin
aşkın ama… Aşka inanarak içinden geldiği gibi
yaşayarak anı ve sonra önemsenmediğinde sürünmeden,
düşmeden sadece bloke ederek onun ellerini…
Çünkü dertleri senin ne kadar acı çektiğini görmek,
“Daha başından ayrılmak istediklerini, “çünkü senin
bana kapılmanı istemedim” lütfuyla deyiveriyorlar
mesela..
Diyelim hiç de bulanmadan devam edersen akmaya,
senin yeterince perişan olmadığını görmek ne kadar
yapıştırıyor egolarını sümük gibi yerlere…
”Bulanmadan donmadan” akmak diyor Mevlana…. Aşk
zaten içimizde, bunun kıymetini bilemeyenler
yüzünden aşk kıymetsiz değil….
Gece yatağa yattığında , yalnız kafanı koyduğunda
yastığa en büyük sevgili içinde zaten… Kendi
güzelliklerini de göremeden “ben ben müptelası”
birkaç kanı bozuk küstüremez aşka, onların burnunu
sürterek aşkın öcünü alarak, sevişmek lazım…Ters
lale…..ters dünyada…..
Ama aşk en büyük inadına….