.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 TERS LALE
.

Bir güzel göze kanıp,bir güzel bakışa aldanarak nasıl saf tarafım çıkıyor bazen, o an şiir oluyorum, aslında film çekiyorum,yabancılaşıyorum kendime…

 

Çünkü biliyorum yine içine edecek bu yenisi, bu yeni güzel de içine edecek heveslerimin… Hakkari’de yetişen ters lale gibi.. Meryem’in gözyaşlarından biten ters lale gibiyim bu dünyaya…. inadına aşık oluyorum, hiçbir mite inanmadan, üstüne giderek,sıkıştırarak, don kişot gibi…

 

”Kaçan kovalanır, o kadar duygunu dillendirir, söylersen seni istemez” mitlerine inanmadan içimden gelenleri saklamadan..Sanki duygunu,aşkını ifade etmek değersizmiş gibi geliyor birçoklarına…

 

Değersizleştirmişler çünkü, ve ben hala bakışında kalabiliyorum mesela bir güzel yüzün… En fahişe sevişmeleri yaşıyorum sonra, yine baharlarımı döküp kırıp, kış ettikleri zaman… Aşkın öcünü alıyorum…

 

”Kapı açık, arkanı dön ve çık” demek zor değil aslında..”Kal demek zor”…Kıskandığım için, ters oluyorum, zayıf görünüyorum mesela…”Ondan ne beklediğimi “, soruyor…fark ediyorum…

 

Burnum sürtülüyor ilk defa..Cevabı buluyorum: Beni özlemesini bekliyorum… Bir gün geçince özlüyorum çünkü.. Dağdaki Peter gibi gözlerimi kocaman açıp baktığımda, çoban oluyorum en çok ona… Güldürüyorum bu halimle …

 

Ya da “nasıl oluyor da, herkesin sanal ortamda, nette ,diskoda ,sette her an tüketebildiği ya da kolayca bloke edebildiği yakınlaşmalar bu kadar ucuzken, bu kadar sevmeye kıskanmaya ne gerek var? oluyor…

 

Abartıyorsun deniliyor en fazla… Doğru abartıyorum, belki… Bir bayram sabahı kalkmış gibi onun yanına giderken en güzel kıyafetlerimi seçerek gitmeyi, saatlerce onu sokakta beklerken,” aşık dergahında çile çeker gibi olmanın hazzıyla hiç sıkılmadan, uçarak beklerken abartıyorum…

 

Bir güzel bakışı, gözünün ötesinde gördüğüm yaraları fark edip, ona duyduğum şefkati, dokunmaya bile kıyamayışımı abartıyorum belki…

 

Ters lale…Hem artık, akşam nete girecek misin? diyenlerden olmayarak, yüzünü gözünü hissederek, beraber bi demli çay içerken öyle uzağa dalıp sarılıp, tüm dünyayı unutabileceğim hayalleriyle abartıyorum… Sonra öfke oluyor,içim dışım…

 

Kırılınca, karnına bir yumruk yemiş gibi canın yanınca…Sevişiyorum belki, ruhumu daha mütevazı kılmak için, ertesi gün görmeyeceğim biriyle, hatta kırmak için hassasiyetimin tüm tortularını….

 

”Hemen dağıtmış oluyorsun ama” o vakit,herkeslere göre…”Bu akşam nete giriyor musun ?yavşakları, dürüst sevişemiyor ki zaten…İsmini saklayıp, sahte isimle başlayıp, ama sonra goncada, zoncada  da var mısın? sorusunu duyuyorsun ağzından…

 

İsmini saklayan, özel hayatını güya koruyan, hiç bitmeyen edeplerine rağmen, her yerdeler sanal ortamlarda.. Sen adınla sanınla köstebek oluyorsun bu durumda, rahatsız ediyorsun sahte sevişmeleri…

 

Tüm tutkuları ne kadar beğenildiklerinin hesabı sadece … Facebook’ta da var fotoğraflarım dedikten sonra , daha neler neler dökülüyor , yalanlardan…..

 

Tüm bunların ortasında aşık olmak saf kalıyor sonra, ne değersiz ne kıymetsiz kalıyorsun, bu çer çöp teşhirci, iletişim özürlü, sanal kanal yavşaklaşmaların arasında…Hayır öcünü alabilirsin aşkın ama… Aşka inanarak içinden geldiği gibi yaşayarak anı ve sonra önemsenmediğinde sürünmeden, düşmeden sadece bloke ederek onun ellerini…

 

Çünkü dertleri senin  ne kadar acı çektiğini görmek, “Daha başından ayrılmak istediklerini, “çünkü senin bana kapılmanı istemedim” lütfuyla deyiveriyorlar mesela..

 

Diyelim hiç de bulanmadan devam edersen akmaya, senin yeterince perişan olmadığını görmek ne kadar yapıştırıyor egolarını sümük gibi yerlere… ”Bulanmadan donmadan” akmak diyor Mevlana…. Aşk zaten içimizde, bunun kıymetini bilemeyenler yüzünden aşk kıymetsiz değil….

 

Gece yatağa yattığında , yalnız kafanı koyduğunda yastığa en büyük sevgili içinde zaten… Kendi güzelliklerini de göremeden “ben ben müptelası” birkaç kanı bozuk küstüremez aşka, onların burnunu sürterek aşkın öcünü alarak, sevişmek lazım…Ters lale…..ters dünyada…..

 

Ama aşk en büyük inadına….
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

.