.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 Arka Koltuğu 5’leyelim Lütfen…
.

Yer yüzü harikası olan canım ülkem Anadolu’muz…

 

Bağrından çıkardığı  yüz binlerce evliyası,enbiyası ve aziz şehitlerimizin kanlarıyla suladığı mukaddes topraklarıyla eşsiz ve benzersizdir vatanımız.

 

Anadolu tarihte hep büyük devletlerin yurdu olmuş Türklerin bu cennet vatanı yurt edinmeye ilk geldiklerinde, Malazgirt zaferinden sonra, yarımadanın içlerine doğru yerleşmeye başladılar. Türk orduları Bizans içlerine kadar ilerlediler ve yeni topraklar fethettiler.

 

Yarımada üzerinde fetihler devam ederken, Türk orduları, Ankara Kızılcahamam yakınlarında kondular. Mevsim yaz olduğundan hava çok sıcaktı. Konulan yer bozkır olduğundan otlar kurumuştu ve ilkbaharda gürül,gürül akan kaynaklardan fışkıran sular tamamen kesilmişti. Aradılarsa da çevrede içebilecek bir damla su bulamadılar.

 

Asker çok susuz kalmıştı. Çevrede ne bir kaynak, ne de bir dere vardı. Olanları da kurumuş çakılla kumla doluydu. Yaz sıcağında kuruyup gitmişti. Askerler, atlarını çalı ve meşe gölgelerine çekip bozkırda su aramaya başladılar.

 

Ancak nafile. Çevrede bir damla bile su yoktu. İşte tam bu sırada, yüksekçe bir tepenin ardından, omzunda bakracıyla yaşlı bir kadın belirdi. Ordunun konakladığı yere kadar geldi. Orada oluğundan su akmayan kuru bir pınar vardı. Yaşlı kadın bu pınarın başına geldi. Omzundaki ayran dolu bakracı kuru oluğa dökmeye başladı.

 

Askerler, ayranı oluktan kana kana içtiler. Bu arada yanlarındaki su kaplarını da ayranla doldurmaya başladılar. Oluk, gür bir pınar gibi ayran akıtıyor, küçücük bakraçtaki ayran bitmek nedir bilmiyordu. Kadın, susamış her askere, "Doldur oğlum, doldurun aslanlarım, hepinize yeter ayranım, doldurun!" dedikçe askerler, "Dolu ana! Ana dolu!" diyorlardı.

 

İşte bu olaydan sonra Türkler, Bizans yada Rum ülkesi diye anılan bu topraklara, “Anadolu” demeye başladılar.(1)

 

Asırlardır, Yunanların ‘Anatolian’ palavrasına aldırmaksızın bu cennet vatan ‘ANADOLU’ ismiyle zikir olunmaktadır,olunacaktır da.

 

Özellikle bu açıklamayı yaparak bu ismin ne kadar kıymetlimiz olduğunu bir kez daha dikkatlerinize sunmuş oluyorum.

 

Tüm vatandaşlarımızın muzdarip olduğu bir konuyu huzurlarınıza getirmek istedim.

 

‘Ülkemizde hava taşımacılığının  lokomotiflerinden  olan   THY(Türk Hava Yolları) 23 Nisan gibi anlamlı bir tarihte başlattığı  Ankara-Anadolu merkezli sefer yapan ve THY şirketi bünyesinde yeni kurulan ‘Anadolujet’ firmasıyla baltayı taşa vurmaya başladı’ Spot haber başlığını irdelediğimiz zaman olayın vahametini anlamaya başlıyoruz.

 

THY’nin tüm iyi niyetiyle kurduğunu düşünmek istediğimiz ve adına da ‘Mazlum Anadolu’nun sonuna  birde ‘Jet’ eklenerek  isminin verildiği garabet şirket maalesef  bu memleketin gerçek sahipleri ve her an bu cennet vatan için kendilerini feda edecek Anadolu insanını karanlık çağlarda bile eşine az rastlanacak ‘Sınıf ve mevki ayrımı’ yaparak kendi paralarıyla rencide etmektedir.

 

Sadece rencide edilmekle de kalınmayarak  ‘Aziz Milletimin Fertleri’ hayati tehlike altında seyahat edilmeye zorlanmaktadır…

 

-Ey para gözün kör olsun sen ki bu muazzez milleti ne hallere düşürüyorsun?

 Kendi ülkelerinde sınıf ayrımına maruz bırakıp zulmediyorsun…!!!

 

-Ey para,ey zenginlik  gözün kör olsun ey mi?

Neymiş efendim ucuza uçuracaklarmış….

 

Ee kardeşim 150 kişilik uçağa tıka basa bastırdığınız  180 kişi Allah korusun uçağın düşmesi halinde bunun hesabını kim verecek?

 

O çok kıymetli paralarınız mı geri getirecek on’ca canı?

Hele birde bu uçakların böyle düşüncesizce uçmalarına izin veren yetkililer?

 

Kardeşim….!!!

 

Adam otomobiline LPG taktırabilmek  için bile, gidip ruhsatında gerekli tadilatı yaptırıp öyle çıkabiliyor trafiğe  peki ya bu uçakların yeterlilik belgesi? Ve bu ek koltuk meselesinin  kadar bilimsel olduğu?

Koltuklarının arka yüz ceplerinde bulunan  güvenlik talimat namesi diyor ki ‘tehlike anında ön tarafa doğru (ara boşluğa yani) ellerinizi başınızda bağlayıp eğilin’ diyor.

 

İyi ama ara boşluk kalmamış ki neredeyse öndeki yolcuyla akraba olacak insanlar.

Koltuğa ulaşa bilmek için insanların birbirlerine sürtünmemeleri içten bile değil.

Her şeyin bir ilki vardır ve ilkler hep özeldir ve önemlidir…

 

Hani tüm genç kızların korkulu rüyası olan ‘İlk Gece Sendromu’ vardır.

Partnerin tavır ve tutumuna bağlı olarak ya meditasyon kıvamında geçer ve ömür boyu yapılan işten zevk aldırır, yada ömür boyu acı ve korkulara sebep olan ciddi bir ‘Travmaya’ sebep olur.

Demek ki neymiş efendim ? Travma!!!

Evet bazı insanların travmaları da inanılmaz uzun sürer.Öyle ki yıllar geçse de yılan ile adamın hikayesi gibi sürer gider.

İşimiz Yılan hikayesi oldu sözü de oraya atıfla söylenmiştir...

 

Hikaye şöyle kısaca,,,

Köyün birinde bir adam ve oğlu yaşarmış.

Adam bir gün bahçesinde bir yılan görmüş karışmamış ve oğluna ‘oğlum bak bu yılandır ondan uzak dur sakın ona yaklaşma ve onun dostluğuna güvenme’ demiş.

 

Bir gün adam kasabaya gitmiş erzak vs almaya.

Adamın oğlu da bahçede oyun oynamaya başlamış,birden karşısında yılanı görüp korkmuş adamın oğlu.

 

Eve varıp bir sopa almış.

Yılanı korkutmak için yere vuruyormuş sopayı.

O’ an yılan bu ya yapacak yılanlığını, bir fırsatını bulup çocuğu sokmuş.

Acı içinde kıvranan çocuk da bir hamleyle vurmuş sopayı yılanın kuyruğuna.

 

Kuyruk kopmuş yere düşmüş,çocuk da acıyla kıvranarak yere yılanın kuyruğunun yanına  yığılıvermiş ve oracıkta ölmüş.

 

Kasabadan eve dönen adam bahçede boylu boyunca uzanan oğlunu görünce başlamış feryada ‘oğlum canım oğlum sana demedim mi yılandan uzak dur diye’ o arada yılan sürüne, sürüne ortaya çıkıp dikili vermiş adamın karşısına ve dile gelmiş ‘bak adam! ben kuyruğuma baktıkça o anı  hatırlıyorum.

 

Sende kuyruğuma baktıkça öldürdüğüm oğlunu hatırlıyorsun.Bir gün aha şu kuyruğumun intikamını senden de alacam’ deyip gözlerden kaybolur.

 

Velhasıl  kelam yılan bu.

 

Kuyruk acısı var işte unutmaz bu ‘travmayı’.

İste dostlar bazı travmalar yılan’ınki gibidir asla unutulmaz.

Travma yaşamak hele birde uçakta olursa nasıl olur peki?

Düşünün ki vatandaş ilk defa uçağa biniyor, ilk uçuşu yani.

Bir kere uçağa bindiğiniz anda mahşeri bir kalabalık, sağlı, sollu şıkıştırılmışlık hissi içinde koltuğunuza varmaya çalışıyorsunuz.

 

Tüm engelleri aştınız ve koltuğunuza oturmak üzeresiniz ama sizi acı bir sürpriz beklemektedir.

Yanınızda seyahat edecek olan Japon bir Sumocu...

İmdat..!  dediğinizi duyar gibiyim…

Yanılıp yazılıp bir bilet mi aldınız?

Kıyamette kopsa artık siz o uçakla uçacaksınız.

Ölseniz bile boş .

Ne tarihi ne saati nede iadesi mümkündür satın aldığınız o biletin.

İnsan bu katı kuralları görünce duyunca birden demir perde ülkeleri, acımasız diktatörlüklerle idare edilen rejimleri akla getirmektedir.

 

Şimdilerde insanları birbirlerine  daha da yakınlaştırmak mıdır?

Yoksa para kazanma hırsı içinde vahşi kapitalizmin en vahşi kurallarından olan ‘Para,Para,Para’ felsefesinin  milleti havada kurda kuşa yem etmek midir bilinmez böyle acayip uçuşlar yapılmaktadır güzel ülkemde.

 

Sakın yanlış anlamayın ha hepsi bizim için yani, yazıktır vatandaş uçağa binsin diye maksat.

Bu arada tüm sıkışmaları göze alıp bu uçaklarla uçmak isteyenlere önemli bir uyarı!

Sakın yemek yemeyin…!

Uçakta bir bolluk bir ikram değmeyin keyfinize.

Bin bir çeşit nimetlerin sunulduğu böyle bonkör bir mönü işte(!!)

Bir kuş sütü eksik Maazallah.

Masim hostesler ellerinde ikram tepsileri, artık zorla mönüdeki tüm nimetleri dağıtma gayreti içinde pervane olmuş savrulup dururlar bir aşağı bir yukarı.

 

Yaa işte böyle mazlum Anadolu insanı…

 

Şaka bir yana evet sakın yemek yemeyin! Maazallah o daracık  koltuk aralarında fenalaşıp öndeki yolcunun üzerine kusuverirsiniz sonra hır çıkarıp rezil olmayalım tüm sosyeteye.

 

Ey insan denen garip mahlukat,bize de iyilik yaramıyor değimli?

 

Adamlar sırf bizler uçağa binelim kolaylık olsun diye yapıyor aslında bunu.(olmaz olsun böyle kıyak)…

Tabi memlekette bunca sorun varken bumu kaldı yazıp çizilecek diyebilecek durumda olanlarda elbette vardır aramızda.

Doğruda aslında.

 

Ama derinlemesine düşündüğünüzde ‘Bir ülkenin vatandaşı’ olmak,eşit haklara sahip olmak anlamında inanın çok önem arz eden ‘milletin kendi ülkesinde sınıf ayrımına’ maruz bırakıldığı güzide vakalardandır bu mevzu.

 

Masumane bir uçak yolculuğunda başımıza gelenlere bak..!

Vahşi batı uzayda gece kondu yaparken benim ülkemde ‘kaptı kaçtı-dolmuş-boş’ zihniyetiyle iş yapmak asıl korkunç olan bu işte. 

 

Cebinde Türkiye Cumhuriyetinin hüviyetini taşıyan,ülkemizde yaşayan her kes ama her kes bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır.Ve olmalıdır da.

Hiç kimse,ama hiç kimse köylü Mehmet’i sırf parası yok diye veya fakir diye ‘5.Sınıf’ uçaklarla uçuramaz.

 

Malum uçaklarda okunmak üzere bırakılan bir THY dergisi bile yok ayıptır yahu.

Bu milletin duygularıyla hele de onuruyla oynama cüretini kimden aldınız?

 

Unutmayın sizler Malibunuzu, Coniii  Valkerinizi yuvarlarken gırtlağınızdan aşağı, O’ Mehmet emminin çocuklarıydı   Cudi’nin,Gabarın ve ta bilmem ne balanın içinde vatan için çarpışan, son nefesini veren.

Eli nasırlı, yüzü güleç insanımıza, bu biçilen iğren değer neye?

 

Olayın birazda ekonomik boyutuna baktığımızda ‘Anadolujet’ uçuşlarının hiçte vaat edilen düzeyde ekonomik olmadığı aşikardır.

 

Ayrıca seferlerde kullanılan uçakların azami kapasiteleri kat,kat  aşılarak tıpkı şehir içi dolmuşların kapı arkasına emaneten monte edilmiş ek koltuklarıyla tam bir ucube görünümünü sergilemektedir..

-Çok ayıp…

Normalde 150 yolcu kapasiteli uçaklar koltuk arası mesafeleri daraltılarak 180 kişilik hale dönüştürülmüştür.

 

-Sıkışalım lütfen arka koltukları 5leyelim,kalkıyoruz az sonraaaa…!

 

-Ee arka koltuğu beşlesene kardeşim!!!!Aaaa

 

Ekstra 30 kişinin ağırlığı ve birde buna 30 kişinin  bagaj ağırlığı da eklendiğinde uçağın teknik olarak riske girmeyeceğinin garantisi var mıdır?

-Var mıdır??Yoktur yoktur ‘Biz yaptık oldu.Hem de fıstık gibi oldu’ işlerde pek güzel maşallah.

 

İçtimaiyi donanımı değiştirilmiş ezilmiş büzülmüşlerin uçağı namzedi uçaklarla yolculuk yapmak zorunda olan ‘Anadolu’ yolcularını başka sürprizlerde bekliyor tabi.

 

-(Boğaza nazır 5 oda 1 salon ferahlığında uçaklarımız var kalkıyor az sonra bu uçak kalkıyor yetişene var aplalar -abiler…)

 

Ucuz bilet kandırmacısı ile vatandaşların kandırıldığı,içeride doğru dürüst ikram bile verilmediği,silahı olan vatandaşların ‘silah taşıma ücreti’ adı altında 20 ytl alındığı,acil durumlar ve engelli vatandaşlar için kullanılması zorunlu olan tekerlekli sandalyenin bile astronomik rakamlarla(20 ytl)ücret biçildiği tüm vatandaşların şikayetçi olduğuna yine şahit olmaktayız.

 

-Olur böyle vakalar…!

 

Anadolu Jet firmasının uçak ücretlerine gelince promosyonlu bilet adı altında toplam yolcu sayısının yüzde 15-20 sine bile tekamül edemeyecek kadar az olduğu yani bu sayının 25-30 yolcuyu bulmadığı tahmin edilmektedir.

 

Geriye kalan yolcularında  güzergahlarına  göre 84 ytl den 204 ytl ye kadar fiyatlandırıldığı yine acı gerçeklerin arasında yer almaktadır.

 

-Hadi vatandaş gel promosyonlu uçağa gel, bir promosyonlu bilet alana bir hamam kesesi şirketten.ayrıca masaj ve hava yastığı da yine ikramlarınız arasındandır.

Yetişene var gelll

-Sudan ucuz ya hu…! Uçmadığına değmez.

-‘Ali bilet al ,al ali al promosyonlu  uçak bileti  al’ Al ki  Atta gideceğiz Ali atta hoppala ali hoppala..! hadi…!

 

-Şimdi buradan tekrar soruyorum,

 

Ey yetkililer; kapasitesi zorlanarak güya uçuş maliyeti düşürülen bu uçaklardan bir tanesi Allah korusun düşerse bunun hesabını nasıl vereceksiniz?

Yoksa haşa Allah ile protokol mü imzaladınız?

Kendinize olan bu güven neye?

Bu kendinize olan güven mi?bu uçaklar mucize uçak mı?Yoksa bu milletin canımı kıymetsiz sizler için?  

 

Sabah uyandığınızda yüzünüzü yıkarken, maazallah sırf çok para kazanmak için tıka basa doldurulmuş uçaklarda ölürlerse bunca insan  kanları sizin yüzünüze de bulaşmayacak mı?

 

Uçaklardan bahsetmişken hava limanlarında kafe(Kahve) hizmeti veren(!) kuruluşlardan da bahsetmezsek hakikat tokat’ı yüzümüzde şaplar vallahi.

 

Sanırım dünyanın en pahalı suyu  bizim hava alanlarında satılanlardır.

Siz dünyanın neresinde bir bardak çaya 7,5-10  ytl ödediniz?

Tuvaletlerin musluklarından sırf vatandaş su içmesin diye kaynar su akan kaç hava limanı gördünüz?

 

Açsınız ve vahşi batı icadı ‘hamburger’ yemek zorundasınız…

Aman ha! cebinizi kontrol ediniz bakalım paranız yetecek mi?

 

Ve hele de hoparlörden  gidip kendisini göresiniz gelecek kadar tatlı bir ses ile anons eden zati muhterem eleri ,yaptığı anonsla ‘TK bilmem ne sefer sayılı uçağımız bilmem kaç saat rötar yapacak yolcularımıza duyurulur’ anonsuyla irkildiniz mi?(hemen yakınlarınızı arayıp kumanya isteyin)

 

‘Evet’ dediğinizi hatta defalarca  tüm bu olayları yaşadığınızı şikayet edip hiçbir sonuç alamadığınızı ve her seferinde boşa düştüğünüzü duyar gibiyim…

 

En acı olanı da ‘Anadolu’ isminin lekelenmesidir,karalanması,ucuzlatılması,tiksindirilmesidir.

Buna hakkınız yok baylar….

 

Evet Ana-Dolu,Vallahi uçak tıklım,tıklım  dolu ana…

Vesselam…

 

(1) Prof.Dr. Ramazan ÖZEY (TÜRK İSLAM COĞRAFYASI)
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


.

.

.