.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 ROMANTIC KÜRTLER 3
.

Çağımızın illeti Romantizm, etnik ve ırkçı kimlik ile buluştuğunda neler olup biteceğini  özetlemiştik…

 

Bir zamanlar ayaklanıp milletin içerisine nifak tohumu döken kansızlar, her dönemde olduğu gibi günümüzde de yine milletin başına bela olmuş yine dökülen kardeşkanı, öfke, kin ve gözyaşları kalmıştır gerilerde…

 

Sene 1968 tüm dünyada bir şeyler değişiyor, Ortadoğu, Avrupa, Amerika ve diğerleri…

 

Değişim rüzgarı kasırga misali önüne gelen tüm fikir ve düşünceleri alıp yerlerde süründürüyordu…

Güzel ülkemde de yine kan,yine gözyaşı, nifak tohumlarının filizleri sürekli yeni sürgünler veriyordu…

Kan durmuyor, durdurulamıyordu.

 

Memleket toz duman içinde, mermiler havalarda uçuşuyor, bombalar patlıyor sebepsiz, sağda solda insanlar can veriyordu…

 

Her insanın velhasıl her canlının zaman karşısında öyle anları vardır ki, bazen öyle keskin dönemeçleri…

 

Bu anlara, zamanlara tarihi kırılma noktaları da diyebilirsiniz işte o yıllar güzel yurdumuz içinde kırılma noktalarındandı.

 

Ve yine Romantik akımlar hastalıklı tutkular hat safhadaydı.

 

Değişmeyen bir tek gerçek ise herkesin kaybetmesine rağmen tek kazanan emperyalist güçlerdi.

 

Amerikanı, Avrupa sı,Rus’u vs,vs’iydi  hep kazananı.Onlar bir türlü doymuyordu kana,kan akıtmaya.

Yani her halükarda kazanan onlardı, onlar için bir ülkücünün ölümü de kazançtı,bir solcunun da ölümü de  yok olması da kazançtı.

 

Memlekette sağcı-solcu diye birbirine düşürülmüş halk.Neredeyse yok olma, parçalanma sürecine girmişti ülke.

 

Tabi senaryo gereği böyle olmalıydı.

 

Önce yaralayacak, sonrada mecruha(yaralı) dermanlaşacak bir ilaç lazımdı.

 

Eee.. On’ca ölen ne olacaktı peki?Yaralanan, sakatlanan?

 

Hiç! hiç bir şey tabiî ki keseden gidecekti anlayacağınız.Öylede oldu zaten.

 

Ne şehit ne gazi,gitti Niyazi….

 

İşte tamda böyle bir zamanda ‘Apocular’ diye bir ihanet akımı hortladı…

 

Yani gelecekte yüz binlerce insanın canına mal olacak, sakatlayacak, köyünden, canından, malından edecek onun bunun kontrolünde ihanet ve cinayet şebekesi olacak günümüz PKK’sının temelleri atılmış oluyordu…

 

Emperyalistlerin yeni tezgâhı yine Türk-Kürt kardeşliğini yok edip etle tırnağı birbirinden ayırmaya çalışarak uzun soluklu terörizm harekâtını sahneye koymaktı.

 

Ne hikmetse bu dümen tamda memlekette sağcısı’nın da solcusunun da güya belinin kırıldığı hapishanelerin tıklım, tıklım doldurulduğu gözlenirken,öte yandan özellikle bazı Marksist-Leninist gurupların içinden kopup tamamen Kürtçü ve ayrılıkçı bir hedefi kendilerine şiar edinen sıkı bir örgütlenme içinde olan, önceleri birkaç baldırı çıplak denilip üzeri örtülmek istenen ve dünyanın en aşağılık terör örgütü namzedi PKK’nın eylemlerini duymak çok da gecikmemiş olacaktı tüm bölgede.

İşte memleketin kırılma noktalarından bir diğeri sahneye konulmuştu artık…

 

Aslında resmin bütününe bakıldığında memleketi idare edenlerin ehil eller olmadığı, yani önce memleketi rol gereği bir felaketin eşiğine getirdikleri daha sonrada yine ta bilmem nerelerden aldıkları talimatlarla, yeni kurtarıcılar bulunarak ülkenin daha başka maceralara sürüklendiği sebep sonuç mihenk taşına vurulduğunda  çok daha iyi anlaşılmıştır.

 

PKK, temelleri her ne kadar da Diyarbakır Lice de atıldığı düşünülse bile, asıl temeller derin

 

Amerika’nın emrettiği yerde ve şekillerde tezgâhlanmıştı.

 

Eee her ihanetin birde hain başı olmalıydı.

 

Ve derin(!) araştırmalardan sonra PKK terör örgütünün elebaşı olan Abdullah Öcalan bulunmuştu.

 

Önceleri Sol guruplarda faaliyet yapan Apo, 1947 yılında Şanlıurfa ili, Halfeti ilçesi Ömerli köyünde Üveyiş (Türk) ve Ömer (Suriyeli bir Ermeni) isimli şahıslardan geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlayan,varlıklı bir ailenin, yedi çocuğundan (dördü kız) biri olarak dünyaya geldiği bilinmektedir..

 

Gerçek adının “Artin Agopyan” olduğu ve yıllarca bunun saklandığı yörede yaşayan insanlar tarafından zikredilmektedir.

 

Yine öldürülen PKK üyelerinin birçoğunun sünnetsiz ve Ermeni ismi taşıması da düşündürücüdür.

Apo, yaşadığı yer itibariyle ağalık ve feodal sistemin en ince ayrıntılarıyla yaşandığı,bölge olması nedeniyle ve artık hayatındaki nalınlı Fatmalardan sıkılmış olduğu da düşünülerek kapağı sürekli İstanbul,Ankara gibi illere atmanın hayali içinde debelenip dururken, ailesinin de yüksek öğrenim görmesi konusunda destekleriyle sonunda SBF’ye (Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi) kapağı atar.

 

Evet o tarihlerde birkaç şey modadır tüm dünyada.

 

Bunlardan birisi genç kızların çeşitli renklerde  olan ve naylondan  imal edilmiş bir çemberi kıçlarıyla amaçsız ve pervasızca kıvırmaları bir diğeri de,yıldızlı beridir.He birde Che tabii ki.

 

Ee sümüklü Apo’da ‘mıgo’(bir deyim-o dedi,bu dedi tarzında yöresel söz) uydu tabii ki modaya.

O zamanların ağır ağabeyleri olan 68’liler vardı sahnede.

 

Bir ellerinde havana purosu,dillerinde ‘Lili Marlen,Cav Bella’ türküleri,sırtlarında Amarikan yeşil parkaları,Bulgar Postalı kirli sakalı ‘L’ şeklinde duluğu, öyle böyle bölücü  bir yoldu işte.

Amaçları devrim miş(!!!)…

 

Tabi birde meşhur yıldızlı bereleri vardı onların.

 

Oysa daha dün dedelerinin de vardı  kalpakları hem de ‘Ayyıldızlıydı’

 

Burada dikkatlerinizi çekmek istediğim iki önemli hususlardan bir tanesi Apo’nun fikir babalığını 68 kuşağı denilen ve tüm dünyada hastalık boyutunda Romantizm akımlarının en tehlikelisi olan  Marksist-Leninist ve Komünist anlayışa sahip eylem planları teşkil ediyordu.

 

Diğer bir husus da Apo’nun Türkiye de o tarihlerde faaliyet gösteren Marksist gurupların başını çeken Mahir Çayan ve ekibi ile temasa geçip ki bu tarihi bir süreçtir 1969-1972-1978 dönemini; yani Ankara Siyasal’a geliş, Mahir Çayanlarla, devrimcilerle(!!!) tanışma,kaynaşma faaliyetleri ile bu guruplardan etkileşip oda yine o dönemin modasına uyup dağa yani silahlı faaliyete girmeye karar verir.Tabi bu süreçte yine beyin yıkama tezgahından geçer ve azılı bir Marksist olur.

 

Apo, bir türlü ‘Gundiliği’(köylülük) üzerinden atamadığından yakınan diğer Marksist guruplar Apo’dan  farklı olarak vatan topraklarının bütünlüğünden yana olup asıl peşinde oldukları Marksist devrimdir rejimi değiştirmektir..

 

Doğal ayrılma sürecine giren Apo yolunu ayırtıp ortalığın toz dumanından ve dönemin aymaz idarecilerinin beceriksizliklerinden de faydalanarak önceleri ezilen halklar teranesine birde sosyal sınıf ve ali Kürt ırkı hikayelerini de katmak suretiyle  başlar devletin altını oymaya.

 

Ancak burada dikkat edilmesi gereken diğer önemli hususlardan bir tanesi de Emperyalist güçlerin maalesef ülkenin hassas noktalarına kadar sızmış olabilecekleri ve bu alçakça örgütlenmelere ‘bırak ateş yansın,ama gözümüzün önünde yansın,kontrolümüzde yansın’ zihniyetiyle,yanan ateşlere suların dökülmemesi ve yine olan mazlum Anadolu ve aziz milletimize olmasıdır.

 

Kim bilir beklide  de işin sırrı burada gizlidir….

 

Bu anlamda Apo, 1972-1978, ideolojik öğrenim ve beyin yıkanma dönemi; Apo okuyor, sosyalizm ile zehirleniyor.

 

1978-1984; grup, örgütlenme,ve kendi ihanet teorisini yazma evresi başlıyor...

İşte bu 1972-1984 evresine “Apoist” süreç veya “Apocular” dönemi şeklinde perdah oluyor .

 

Çünkü bu adlandırma zaten kullanılıyor artık, “Apocular”

 

Apocuların silahlı ilk eylemi 1976’da Tunceli’de gerçekleştirdiği,bu ilk eylemi yapanın da Aydın Gül isimli PKK militanı olduğu bilinmektedir.

 

O tarihte memleketin genel durumu perişan bir halde,millet sağcı,solcu,Alevi,Sünni diye kamplara bölünmüş,oluk oluk kan akmaktadır ülke.

 

Emperyalist güçler elbette bu durumu biraz daha da kızıştırıp işin içine birde Kürt-Türk çatışmasını eklemek için Apocuları bu iş için biçilmiş kaftan görüp hemen bağırlarına basarak tüm imkanları da seferber edip,uzun soluklu ve aziz memlekete çok ama çok pahalıya patlayacak bir terör belasını başımıza musallat ettiler.

 

Bölgedeki doğal feodal- ağalık-marabalık  zemininde en ince ayrıntılarıyla kullanılması tüm yöre halkını ciddi sıkıntılara düşürmektedir.Bir türlü yapılamayan ve gerçek anlamda yapılması gereken toprak reformu maalesef yapılamamış,bu türlü sıkıntılarda hain terör örgütünün halka karşı açıktan kullandığı enstrümanların başını çekmiştir…

 

Olan yine tüm mazlum Anadolu insanına olmaktadır.

 

Yani BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) bilmem kaçıncı bölümü ve bilmem kaçıncı sahnesiyle can almaya devam ediyordu.

Öyle ya bir yandan asırlardır kardeşçe yaşamış insanlar birbirine düşman olacak, öte yandan savaş olan bir memlekete bilmem kaç milyon dolarlık silahlar satılacak, olacak oğlu olacaktı yani…

 

Ve ‘netekim’ PKK, tüm adiliğini kısa zamanda göstermeye başlamıştır tüm yurtta.

Kimlerin kucağına oturmadı ki bu alçaklar.

 

Görüntüde Marksist-Leninist bir örgüt olan PKK güya asıl düşmanı saydığı tüm batılı emperyalistlerin uşaklığını yapmıştır tüm  bölgede.

 

En başta piyasaya sahte gülücükler atan Avrupa Birliği denilen Hıristiyan kulübü tüm imkanlarını teröristler için seferber etmiş,bir Fehriye Erdal’a bile sahip çıkamamış ve güya elinden kaçırmıştır.Bu ve buna benzer hareketleriyle AB aslında gerçek yüzünü de ortaya defalarca koymuş oluyordu. Böyle komşu düşman başına dedirtecek ayarda komşularımızdan da kısaca bahsetmek gerekli.

 

Yunan gâvurunun ‘enosis’ eniklerinin Atina yakınlarında 1949 yılında “Yabancı Göçmenleri Tedavi Merkezi” adı altında açılan “Lavrion Mülteci Kampı” 1980’li yıllardan itibaren Yunanistan’a sığınan PKK ve DHKP/C’li teröristlerin barınma, propaganda, eğitim ve diğer terörist gruplarla işbirliği merkezi olmuştur.

 

Söz konusu kampta bomba ve silah eğitiminden sorumlu Rozarin kod adlı Ayfer Kaya(Time dergisinde PKK-Apo ilişkilerini anlatmıştı) “her hafta 5-10 Kürt genci bu kampa gelerek Türkiye, Suriye, İran ve Irak topraklarında Kürdistan Devleti kurması için savaşmayı öğretiyoruz” diye açıklama yapan PKK elebaşlarını mı dersiniz?

 

Gözleri hep kutsal topraklarımızda olan ve Moskova'nın 300 kilometre kuzeydoğusundaki Yaroslav'da PKK'nın eğitim kamplarını barındıran,silah ve her türlü desteği veren  Kızıl Rusya mı dersiniz?

 

Hastalıklı Paranoyak boyutunda Diaspora Ermen ileri’nin terör örgütü PKK'nın Faaliyetleri ile Türkiye'nin ekonomisini çökertmeye çalıştığı ve PKK'nın Masraflarının Yüzde 75'inin Ermeniler tarafından karşılandığı   Ermenistan mı dersiniz?

 

Binlerce Türk soydaşımızı katleden sürgün eden Bulgar’ımı dersiniz?

 

Hatay, Hatay deyip gözünü cennet nehirlerimize diken Suriye’yi mi? dersiniz

 

Tarihi kuyruk acısı olan ve kendi sapkın dini inançlarını Mazlum Anadolu Müslümanlarına ve insanlarına tahakküm etmek isteyen İran’ımı dersiniz?

Ve Irak…

 

Kısacası dostlar bu cennet vatan adeta ateşten gömlek giydirilmişçesine ablukaya alınmış, bir zamanların aslan avcısı maalesef av oldurulmuştur.

Ve yine maalesef  Mazlum Anadolu oluk, oluk kan kaybetmeye başlamıştır.

 

Ve yine maalesef şanlı bayrağımız gök kubbede nazlı, nazlı özgürce dalgalanması gerekirken, bu gün şehitlerimizin üzerine serilmeye başlanmıştır.

 

Hedefteki ülke olan cennet vatanımız, Irak savaşından sonra memleket başka bir kıskaca alınmış, öngörülen bazı süreçler hızlandırılmaya başlanmıştır.

 

Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan halk, Irak işgalinden sonra tüm ekonomik dengeleri bozulmuş,işsizlik ve yoksulluk kol gezerek istihdam alanları daralmıştır.

İnsanlar türlü palavralarla kandırılmış,sonu olmayan hayallerle ziyan olmuşlardır.

 

Vel hasılı kelam,günümüze kadar gelen ve binlerce insanımızın canına,malına sebep olan bu alçak örgütlenmenin en temel sebebi de yine baş belası ,tutkulu ve hastalıklı fikirlerin odağı olmuş Romantizmin kendisinden başkası değildir.
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


.

.

.