|
Çağımızın illeti Romantizm, etnik ve ırkçı kimlik ile
buluştuğunda neler olup biteceğini özetlemiştik…
Bir zamanlar ayaklanıp milletin içerisine nifak tohumu
döken kansızlar, her dönemde olduğu gibi günümüzde de
yine milletin başına bela olmuş yine dökülen kardeşkanı,
öfke, kin ve gözyaşları kalmıştır gerilerde…
Sene 1968 tüm dünyada bir şeyler değişiyor, Ortadoğu,
Avrupa, Amerika ve diğerleri…
Değişim rüzgarı kasırga misali önüne gelen tüm fikir ve
düşünceleri alıp yerlerde süründürüyordu…
Güzel ülkemde de yine kan,yine gözyaşı, nifak
tohumlarının filizleri sürekli yeni sürgünler veriyordu…
Kan durmuyor, durdurulamıyordu.
Memleket toz duman içinde, mermiler havalarda uçuşuyor,
bombalar patlıyor sebepsiz, sağda solda insanlar can
veriyordu…
Her insanın velhasıl her canlının zaman karşısında öyle
anları vardır ki, bazen öyle keskin dönemeçleri…
Bu anlara, zamanlara tarihi kırılma noktaları da
diyebilirsiniz işte o yıllar güzel yurdumuz içinde
kırılma noktalarındandı.
Ve yine Romantik akımlar hastalıklı tutkular hat
safhadaydı.
Değişmeyen bir tek gerçek ise herkesin kaybetmesine
rağmen tek kazanan emperyalist güçlerdi.
Amerikanı, Avrupa sı,Rus’u vs,vs’iydi hep
kazananı.Onlar bir türlü doymuyordu kana,kan akıtmaya.
Yani her halükarda kazanan onlardı, onlar için bir
ülkücünün ölümü de kazançtı,bir solcunun da ölümü de
yok olması da kazançtı.
Memlekette sağcı-solcu diye birbirine düşürülmüş
halk.Neredeyse yok olma, parçalanma sürecine girmişti
ülke.
Tabi senaryo gereği böyle olmalıydı.
Önce yaralayacak, sonrada mecruha(yaralı) dermanlaşacak
bir ilaç lazımdı.
Eee.. On’ca ölen ne olacaktı peki?Yaralanan, sakatlanan?
Hiç! hiç bir şey tabiî ki keseden gidecekti
anlayacağınız.Öylede oldu zaten.
Ne şehit ne gazi,gitti Niyazi….
İşte tamda böyle bir zamanda ‘Apocular’ diye bir ihanet
akımı hortladı…
Yani gelecekte yüz binlerce insanın canına mal olacak,
sakatlayacak, köyünden, canından, malından edecek onun
bunun kontrolünde ihanet ve cinayet şebekesi olacak
günümüz PKK’sının temelleri atılmış oluyordu…
Emperyalistlerin yeni tezgâhı yine Türk-Kürt
kardeşliğini yok edip etle tırnağı birbirinden ayırmaya
çalışarak uzun soluklu terörizm harekâtını sahneye
koymaktı.
Ne hikmetse bu dümen tamda memlekette sağcısı’nın da
solcusunun da güya belinin kırıldığı hapishanelerin
tıklım, tıklım doldurulduğu gözlenirken,öte yandan
özellikle bazı Marksist-Leninist gurupların içinden
kopup tamamen Kürtçü ve ayrılıkçı bir hedefi kendilerine
şiar edinen sıkı bir örgütlenme içinde olan, önceleri
birkaç baldırı çıplak denilip üzeri örtülmek istenen ve
dünyanın en aşağılık terör örgütü namzedi PKK’nın
eylemlerini duymak çok da gecikmemiş olacaktı tüm
bölgede.
İşte memleketin kırılma noktalarından bir diğeri sahneye
konulmuştu artık…
Aslında resmin bütününe bakıldığında memleketi idare
edenlerin ehil eller olmadığı, yani önce memleketi rol
gereği bir felaketin eşiğine getirdikleri daha sonrada
yine ta bilmem nerelerden aldıkları talimatlarla, yeni
kurtarıcılar bulunarak ülkenin daha başka maceralara
sürüklendiği sebep sonuç mihenk taşına vurulduğunda çok
daha iyi anlaşılmıştır.
PKK, temelleri her ne kadar da Diyarbakır Lice de
atıldığı düşünülse bile, asıl temeller derin
Amerika’nın emrettiği yerde ve şekillerde
tezgâhlanmıştı.
Eee her ihanetin birde hain başı olmalıydı.
Ve derin(!) araştırmalardan sonra PKK terör örgütünün
elebaşı olan Abdullah Öcalan bulunmuştu.
Önceleri Sol guruplarda faaliyet yapan Apo, 1947 yılında
Şanlıurfa ili, Halfeti ilçesi Ömerli köyünde Üveyiş
(Türk) ve Ömer (Suriyeli bir Ermeni) isimli şahıslardan
geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlayan,varlıklı bir
ailenin, yedi çocuğundan (dördü kız) biri olarak dünyaya
geldiği bilinmektedir..
Gerçek adının “Artin Agopyan” olduğu ve yıllarca
bunun saklandığı yörede yaşayan insanlar tarafından
zikredilmektedir.
Yine öldürülen PKK üyelerinin birçoğunun sünnetsiz ve
Ermeni ismi taşıması da düşündürücüdür.
Apo, yaşadığı yer itibariyle ağalık ve feodal sistemin
en ince ayrıntılarıyla yaşandığı,bölge olması nedeniyle
ve artık hayatındaki nalınlı Fatmalardan sıkılmış olduğu
da düşünülerek kapağı sürekli İstanbul,Ankara gibi
illere atmanın hayali içinde debelenip dururken,
ailesinin de yüksek öğrenim görmesi konusunda
destekleriyle sonunda SBF’ye (Ankara Siyasal Bilgiler
Fakültesi) kapağı atar.
Evet o tarihlerde birkaç şey modadır tüm dünyada.
Bunlardan birisi genç kızların çeşitli renklerde olan
ve naylondan imal edilmiş bir çemberi kıçlarıyla
amaçsız ve pervasızca kıvırmaları bir diğeri de,yıldızlı
beridir.He birde Che tabii ki.
Ee sümüklü Apo’da ‘mıgo’(bir deyim-o dedi,bu dedi
tarzında yöresel söz) uydu tabii ki modaya.
O zamanların ağır ağabeyleri olan 68’liler vardı
sahnede.
Bir ellerinde havana purosu,dillerinde ‘Lili Marlen,Cav
Bella’ türküleri,sırtlarında Amarikan yeşil
parkaları,Bulgar Postalı kirli sakalı ‘L’ şeklinde
duluğu, öyle böyle bölücü bir yoldu işte.
Amaçları devrim miş(!!!)…
Tabi birde meşhur yıldızlı bereleri vardı onların.
Oysa daha dün dedelerinin de vardı kalpakları hem de
‘Ayyıldızlıydı’
Burada dikkatlerinizi çekmek istediğim iki önemli
hususlardan bir tanesi Apo’nun fikir babalığını 68
kuşağı denilen ve tüm dünyada hastalık boyutunda
Romantizm akımlarının en tehlikelisi olan
Marksist-Leninist ve Komünist anlayışa sahip eylem
planları teşkil ediyordu.
Diğer bir husus da Apo’nun Türkiye de o tarihlerde
faaliyet gösteren Marksist gurupların başını çeken Mahir
Çayan ve ekibi ile temasa geçip ki bu tarihi bir
süreçtir 1969-1972-1978 dönemini; yani Ankara Siyasal’a
geliş, Mahir Çayanlarla, devrimcilerle(!!!)
tanışma,kaynaşma faaliyetleri ile bu guruplardan
etkileşip oda yine o dönemin modasına uyup dağa yani
silahlı faaliyete girmeye karar verir.Tabi bu süreçte
yine beyin yıkama tezgahından geçer ve azılı bir
Marksist olur.
Apo, bir türlü ‘Gundiliği’(köylülük) üzerinden
atamadığından yakınan diğer Marksist guruplar Apo’dan
farklı olarak vatan topraklarının bütünlüğünden yana
olup asıl peşinde oldukları Marksist devrimdir rejimi
değiştirmektir..
Doğal ayrılma sürecine giren Apo yolunu ayırtıp
ortalığın toz dumanından ve dönemin aymaz idarecilerinin
beceriksizliklerinden de faydalanarak önceleri ezilen
halklar teranesine birde sosyal sınıf ve ali Kürt ırkı
hikayelerini de katmak suretiyle başlar devletin altını
oymaya.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken diğer önemli
hususlardan bir tanesi de Emperyalist güçlerin maalesef
ülkenin hassas noktalarına kadar sızmış olabilecekleri
ve bu alçakça örgütlenmelere ‘bırak ateş yansın,ama
gözümüzün önünde yansın,kontrolümüzde yansın’
zihniyetiyle,yanan ateşlere suların dökülmemesi ve yine
olan mazlum Anadolu ve aziz milletimize olmasıdır.
Kim bilir beklide de işin sırrı burada gizlidir….
Bu anlamda Apo, 1972-1978, ideolojik öğrenim ve beyin
yıkanma dönemi; Apo okuyor, sosyalizm ile zehirleniyor.
1978-1984; grup, örgütlenme,ve kendi ihanet teorisini
yazma evresi başlıyor...
İşte bu 1972-1984 evresine “Apoist” süreç veya
“Apocular” dönemi şeklinde perdah oluyor .
Çünkü bu adlandırma zaten kullanılıyor artık, “Apocular”
Apocuların silahlı ilk eylemi 1976’da Tunceli’de
gerçekleştirdiği,bu ilk eylemi yapanın da Aydın Gül
isimli PKK militanı olduğu bilinmektedir.
O tarihte memleketin genel durumu perişan bir
halde,millet sağcı,solcu,Alevi,Sünni diye kamplara
bölünmüş,oluk oluk kan akmaktadır ülke.
Emperyalist güçler elbette bu durumu biraz daha da
kızıştırıp işin içine birde Kürt-Türk çatışmasını
eklemek için Apocuları bu iş için biçilmiş kaftan görüp
hemen bağırlarına basarak tüm imkanları da seferber
edip,uzun soluklu ve aziz memlekete çok ama çok pahalıya
patlayacak bir terör belasını başımıza musallat ettiler.
Bölgedeki doğal feodal- ağalık-marabalık zemininde en
ince ayrıntılarıyla kullanılması tüm yöre halkını ciddi
sıkıntılara düşürmektedir.Bir türlü yapılamayan ve
gerçek anlamda yapılması gereken toprak reformu maalesef
yapılamamış,bu türlü sıkıntılarda hain terör örgütünün
halka karşı açıktan kullandığı enstrümanların başını
çekmiştir…
Olan yine tüm mazlum Anadolu insanına olmaktadır.
Yani BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) bilmem kaçıncı bölümü
ve bilmem kaçıncı sahnesiyle can almaya devam ediyordu.
Öyle ya bir yandan asırlardır kardeşçe yaşamış insanlar
birbirine düşman olacak, öte yandan savaş olan bir
memlekete bilmem kaç milyon dolarlık silahlar satılacak,
olacak oğlu olacaktı yani…
Ve ‘netekim’ PKK, tüm adiliğini kısa zamanda göstermeye
başlamıştır tüm yurtta.
Kimlerin kucağına oturmadı ki bu alçaklar.
Görüntüde Marksist-Leninist bir örgüt olan PKK güya asıl
düşmanı saydığı tüm batılı emperyalistlerin uşaklığını
yapmıştır tüm bölgede.
En başta piyasaya sahte gülücükler atan Avrupa Birliği
denilen Hıristiyan kulübü tüm imkanlarını teröristler
için seferber etmiş,bir Fehriye Erdal’a bile sahip
çıkamamış ve güya elinden kaçırmıştır.Bu ve buna benzer
hareketleriyle AB aslında gerçek yüzünü de ortaya
defalarca koymuş oluyordu. Böyle komşu düşman başına
dedirtecek ayarda komşularımızdan da kısaca bahsetmek
gerekli.
Yunan gâvurunun ‘enosis’ eniklerinin Atina yakınlarında
1949 yılında “Yabancı Göçmenleri Tedavi Merkezi” adı
altında açılan “Lavrion Mülteci Kampı” 1980’li yıllardan
itibaren Yunanistan’a sığınan PKK ve DHKP/C’li
teröristlerin barınma, propaganda, eğitim ve diğer
terörist gruplarla işbirliği merkezi olmuştur.
Söz konusu kampta bomba ve silah eğitiminden sorumlu
Rozarin kod adlı Ayfer Kaya(Time dergisinde PKK-Apo
ilişkilerini anlatmıştı) “her hafta 5-10 Kürt genci bu
kampa gelerek Türkiye, Suriye, İran ve Irak
topraklarında Kürdistan Devleti kurması için savaşmayı
öğretiyoruz” diye açıklama yapan PKK elebaşlarını mı
dersiniz?
Gözleri hep kutsal topraklarımızda olan ve Moskova'nın
300 kilometre kuzeydoğusundaki Yaroslav'da PKK'nın
eğitim kamplarını barındıran,silah ve her türlü desteği
veren Kızıl Rusya mı dersiniz?
Hastalıklı Paranoyak boyutunda Diaspora Ermen ileri’nin
terör örgütü PKK'nın Faaliyetleri ile Türkiye'nin
ekonomisini çökertmeye çalıştığı ve PKK'nın
Masraflarının Yüzde 75'inin Ermeniler tarafından
karşılandığı Ermenistan mı dersiniz?
Binlerce Türk soydaşımızı katleden sürgün eden
Bulgar’ımı dersiniz?
Hatay, Hatay deyip gözünü cennet nehirlerimize diken
Suriye’yi mi? dersiniz
Tarihi kuyruk acısı olan ve kendi sapkın dini
inançlarını Mazlum Anadolu Müslümanlarına ve insanlarına
tahakküm etmek isteyen İran’ımı dersiniz?
Ve Irak…
Kısacası dostlar bu cennet vatan adeta ateşten gömlek
giydirilmişçesine ablukaya alınmış, bir zamanların aslan
avcısı maalesef av oldurulmuştur.
Ve yine maalesef Mazlum Anadolu oluk, oluk kan
kaybetmeye başlamıştır.
Ve yine maalesef şanlı bayrağımız gök kubbede nazlı,
nazlı özgürce dalgalanması gerekirken, bu gün
şehitlerimizin üzerine serilmeye başlanmıştır.
Hedefteki ülke olan cennet vatanımız, Irak savaşından
sonra memleket başka bir kıskaca alınmış, öngörülen bazı
süreçler hızlandırılmaya başlanmıştır.
Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan halk, Irak
işgalinden sonra tüm ekonomik dengeleri
bozulmuş,işsizlik ve yoksulluk kol gezerek istihdam
alanları daralmıştır.
İnsanlar türlü palavralarla kandırılmış,sonu olmayan
hayallerle ziyan olmuşlardır.
Vel hasılı kelam,günümüze kadar gelen ve binlerce
insanımızın canına,malına sebep olan bu alçak
örgütlenmenin en temel sebebi de yine baş belası
,tutkulu ve hastalıklı fikirlerin odağı olmuş
Romantizmin kendisinden başkası değildir.
|