.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 KKKA, PKK’nın İŞİMİ
.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA) ilk kez 1944 ve 1945 yıllarında Kırım bölgesinde görülmüş, dönemin Rusya’sı Kırım Türklerini bulundukları yerlerden sürgün etmek ve Türk soykırımı yapmak için ortaya çıkardığı dönemin biyolojik silahlarından bir tanesidir.

 

Hastalığa Kırım hemorajik ateşi adı verilmiştir. 1956 yılında Zaire’ de ateşli bir hastadan Kongo virüsü tespit edilmiştir. 1969 ise Kongo virüsü ile Kırım Hemorajik ateşi virüslerinin aynı virüs olduğu belirlenmiş ve Kırım-Kongo kanamalı ateşi olarak hastalık yeniden adlandırılmıştır.

 

II. Dünya savaşı yıllarında tüm dünyada akan kan ve toplu katliam araçlarına yepyenileri eklenirken insanoğlu NBC silahlarının en vahim olanlarıyla da tanışmış oluyordu.

 

NCB (Nükleer-Biyolojik-Kimyasal) silah olarak bilinen kitle imha silahları maliyeti yüksek ve teknolojisi ileri ülkeler tarafından sürekli geliştiriliyor, yeni yeni öldürme şekilleri ortaya çıkarılıyordu.

 

Bu elim ve vahim silahları elinde bulunduranlarda yine demokrasi ve insan hakları savunucuları olan ‘Vahşi Batı’ ve diğer emperyalist güçlerden başkası değildi.

 

Ülkemizde 2002 yılında ilk defa görüldüğü belirlenen Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA)

Özellikle son yıllarda biyolojik silahlanmanın baş döndürdüğü günümüzde ister istemez bu saldırılara maruz kalına bilineceği gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermektedir…

 

Bu kanıya neden varıldığı noktasında virüsün görüldüğü coğrafi bölgelerin Jeo-stratejisi göz önünde tutulduğunda, diğer bir değişle, ters mantık tan bakıldığında yani virüslerin görülmediği bölgeleri de göz önüne aldığımız zaman, aslında işin yine kimler tarafından tezgâhlanmış olabileceği aşikârdır.

Ve ilginç olan diğer bir husus da virüslerin yayılma hususunun hiç de doğal yollarla olmadığı fikridir.

 

Ülkemizin Orta Anadolu ve Karadeniz başta olmak üzere Amasya, Ankara, Artvin, Aydın, Balıkesir, Bolu, Çorum, Erzurum, Gümüşhane, Karabük, Kastamonu, Kırıkkale, Sivas, Tokat, Yozgat illeri başta olmak üzere toplam 22 il Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı tehdidi altında olduğu görülmektedir.

 

PKK’nın terörist eylemler yaptığı Doğu Ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin yaban kuşların göç yolu üzerinde olmasına rağmen  pek görülmüyor olması yine şüpheleri PKK’nın silahlı eylem yapamadığı bölgeleri seçerek bu tür biyolojik silahlarla tüm ülke geneline endişe, panik,korku gibi terörün en temel araçlarından olan yöntemlerle insanlarımızı yıldırmaya çalışmış olabileceği fikrinin hakim olmasına neden olmuştur.

 

Daha önceki yazılarımızda Emperyalist güçlerin ülkemiz üzerindeki yoğun tahakkümünden dem vurarak memleketimizin çok ciddi tehditler altında olduğunu, sözüm ona bazı ‘Köşe Başı Baykuşları’nın ‘efendim bunlar paranoya, bilim kurgu, cart curt lakırdıları korusunun, üzerini örtmeye çalıştığı ciddi tehdit unsurlarını hep saklayan birkaç kiralık kalem maalesef bu olaylarında üzerini örtmeye kendilerini memur tayin etmiştir.

 

Gizli servis elemanlarının cirit attığı ülkemizde son dönemde özellikle Karadeniz bölgesinde yoğun faaliyetler yaptığı düşünülen MOSSAD ajanlarının ve yine İsrail devletinin biyolojik silah konusunda çok ciddi çalışmaları olduğu hepimizin malumudur.

 

Eee,?

 

On’ların Tevrat’ı(!), incelendiğinde bugünkü İsrail, Filistin ve Ürdün’ün taa Babil’e kadar olan toprakların BENİİSRAİLOĞULLARINA VAADEDİLEN TOPRAKLAR OLARAK VAAZEDİLMİŞTİR.

 

Efendim yine hepimizin malumu, PKK son dönemde BOP’un kiralık katilliğine soyunduğu için ve yine ‘Beniisrailoğullarının’ bölgede çok ciddi plan ve programlarının olduğu gerçeği de mısırdaki sağır sultanın bile malumudur…

‘beniisrailoğulları’ ve PKK’nın olduğu bu kareye birde küresel terörist işgalci AB-D yi de eklediğimiz zaman, işte size türlü, türlü biyolojik silah, börtü böceklerin genetikleri bozularak alın size sessiz sedasız birer silah.

 

Bahse konu virüs GATA(Gülhane Askeri Tıp Akademisi) tarafından hazırlanan raporlarda da biyolojik silah olarak tanımlanmıştır.Virüsün yayılma süreci ülkemizdeki bilim adamlarını da yanıltmaktadır.

 

Göçmen kuşlar tarafından yayıldığı öngörülen virüsler, ülkemizdeki göçmen kuşların seyir rotasına bakıldığında hiç de öyle olmadığı görülerek, hemen civarımızda bulunan ve yaban kuşlarının rotası üzerinde bulunan diğer ülkelerin etkilenmedikleri görülmektedir.



(Harita ülkemizdeki yaban kuşların göç haritası)

 

Harita dikkatli izlendiğinde göç yolunun bitiminde ve yoğunlukla İsrail tarafı olduğu görülmektedir.

Madem bu virüs yaban kuşları tarafından yayılıyor taşınıyor?

 

Neden İsrail ve civarında da görülmüyor?

 

Çünkü işin sırırı başka bir noktada gizleniyor. Virüs adrese teslim yöntemiyle istenilen bölgeye insan eli marifetiyle bırakılıyor.

 

Daha ziyade diğer portör(taşıyıcı) denilen büyük ve küçükbaş hayvanlar gibi kontrolleri daha çok insan elinde olan hayvanlar ve doğal mesire alanları seçiliyor.

 

Bu sebeple de virüslerin yayılımı tamamen kontrol altında tutuluyor, bölgede istenilen etkileri ve sonuçları da önceden biliniyor. 

 

Unutulmaması gereken en önemli hususlardan bir tanesi de ülkemizde gizli faaliyet yapan örgütler, memleketteki tüm olaylarla ilgili çalışmalar yapıp bununla ilgili gerekli çetelelerin eksiksiz tutularak zamanı geldiğinde kullanılmasıdır.

 

Yani ülkemizde bulunan biyolojik türlerden tutturun, nerede hangi canlının daha çok yaşayıp yaşayamayacağına kadar tüm kritik bilgilerin derlenmesi de yine gelecek için tezgâhlanacak sinsi oyunların malzemeleridir.

 

Hastalık sıklıkla Afrika, batı Asya ile Ortadoğu ve doğu Avrupa'da görülmektedir. Kırım-Kongo hemorajik ateş virüsünün Bulgaristan, Makedonya’da, Pakistan, Irak, Afganistan, İran, Kosova, Kazakistan, Sahra altı Afrika ülkeleri, eski Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Yunanistan, Arap yarımadası, Dubai, Kuveyt, Çin ve Moritanya’da salgınlar yaptığı bilinmektedir.

 

Özellikle son dönemde birçok kampları yerle bir edilen PKK terör örgütünün şehirlere yöneldiği, metropol kentlerin PKK terör örgütünün açık tehdidi altında bulunduğu da düşünülürse, kene işinin portörcülüğünü yapabilecekleri aşikardır.

 

Diğer bir husus da önemli gelir kaynağı olan turizm faaliyetlerinin baltalanması şeklinde ortaya çıkabilmektedir.

 

Ne diyelim Allah belanızı versin.

 

Zavallı keneleri bile kenti kötü emellerinize alet edecek kadar zavallı yaratıklarsınız.

 

Kenesiz,güvesiz günler temennisiyle….

10.06.2008

.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


.

.

.