|
Yer İmralı Palace, ‘besmelesiz’ Apo itinin beslenip
semirtildiği yer.
Kan kırmızısı dinamit lokumlarıyla süslenmiş en
iğrencinden irin ve zehir zukkumla özene bezene terkip
edilmiş, tiksindirici kokan bulamaç.
Yanında içecek olarak ta en bo… tan (biri çok iyi
bilir)lağım sulu kokteyl(teneke bidonla)kırmızı donlu
hatunların olacağını sandığınız bolca fantezilerin
yaşanıp beygir kişnemesi kıvamında nefes nefese kalınmış
odada, sinerji fırtınası, tufanı kopacağını
düşündüyseniz üzgünüm yanıldınız.
Sanırım dünyada en zor olan, insan olabilmektir.
Öyle zordur ki insan olabilmek, türlü türlü entrikalar,
her nevi Bizans oyunları sizleri bekler.
Hani bir söz vardır ya ‘insanlıktan çıkmak’,’insanlıktan
çıkarılmak’ tam kodumu oturtan bir sözdür bu.
Bir tarafta sizi insanlıktan çıkaran, insanlık dışı
yaşam ve eylemleriyle tetikte bekleyen ermeni
çoğaltmaları, enosis enikleri, öte yanda tetikte,
kalenizin düşmesini bekleyen leş kargaları, guguk
kuşları.
Hele birde ‘fikir fahişelerinin’,başyapıtları dönünce
devranın tekerinde, köşe başı baykuşları büsbütün
zehirler bütün zihinleri mundar eder tazecik beyinleri.
Her nevi insan tacirlerinin cirit attığı, adamın alınıp,
beygir satıldığı, atın izi itin izi olduğu çevremizde,
vah halimize.
Vay ki ne vay yy.
Evet, insan olmak, bazen bedeli hürriyetiniz, bazen
demir parmaklıklar, bazense pisipisine gönderilmektir.
Bazen de ayyıldızlı bayrağa sarılan bedendir.
İyide romantizm veya romantiklik bunun neresinde?
Romantizm, masumane duygu seliyle, salya sümük yazılmış
bir şiir, bir iki kadeh şarapla sevgiliye düzülen
serenatla kalsaydı nafile.
Ancak romantizm akımının detaylı incelenmesi halinde
‘hastalıklı-şizofrenin’ boyutlara ulaştığı ve akıl
malullüğüne bile sebep olabileceği ‘insanlıktan
çıkarcasına’ beyhude hayat vaat ettiği ortaya çıkan
sebep sonuç ilişkilerindendir.
Romantizm bazen bir gencin bedenine bağlanan bomba,
bazen bir hiç uğruna kana bürünmüş bir çift gözdür.
Hele ‘Romantik Irkçılık’ en vahimi ve sonuçları en kanlı
olanıdır.
1.ve 2.Dünya savaşlarında milyonlarca insan bu
hastalıklı, tutkulu, barbarlık derecesine varan, kökü
şiddete dayalı kargaşa kültürünün insanları birbirlerine
telef ettirdiği aşikârdır.
Tabi bu yıkıcı akım, yine batıdan hem de soyunun
maymunlardan geldiğini söyleyen Darvin maymunundan
türeme, zararlı bir fikirdir(sağlığa zararlı özellikle
akıl sağlığına).
Kökleri ve ideolojisi kan dökmeye, sürekli savaşmaya
dayalı bu akımın mucidi, kızıl maymun Darvin’dir.(yapmış
yine maymunluğunu)
Gerçi piyasada tüm hakikatleri görüp de üç maymunu
oynayan nice maymunlar var değil mi?
Batıdan ithal ve tüm dünyayı bir nevi örümcek ağı misali
saran küresel romantizm-romantikler akımı;
‘Milleti ırk ve ırkı da kan şuuru ile ele alan, fert
için istedikleri yaşayış tarzını (mistikçe yaşayış),
milletler için de düşünürler. Fakat bazı milletler
(ırklar), geniş bir devletin sınırları içinde kalırlar.
Şu halde bu milletler (ırklar) bağımsızlığa
kavuşmalıdırlar.
Ferdin çevreden sıyrılması gibi, milletler de
hareketlerinde serbest olmaları için, bağlardan
özellikle diğer milletlere bağlılıktan kurtulmalıdırlar.
Yani milletin müşterek ruhu ancak kendi sınırları,
devlet sınırları olduğunda tezahür edecektir’(1)
Bir zamanlar, Batının, Avrupa’nın kendilerini sözde
Osmanlı İmparatorluğundan kurtarma felsefesi olarak
yaydırılan romantik milliyetçilik, şimdilerde yine iş
basında.
Binlerce yıldır kardeşçe bu coğrafyada yaşayan Türkleri
ve Kürtleri birbirlerine düşman etmeye çalışan kahpece
bir tezgâhın ta kendisidir, tarihin tezahürüdür.
Bu akımın unsurları çözümlendiğinde;
Şizofren boyutunda ruh hastası ve ipleri ta deniz aşırı
Pentagonlara kadar uzanan, çoğu zaman rolü bittiğinde
fişi çekilip atılan sözde bir lider(!).
Bu liderin erketeciliğini, ibrikçiliğini, yapan birkaç
merkez komite üyesi ve zavallı, kandırılmış,
inandırılmış, sömürülmüş kelimenin tam anlamıyla gaza
getirilmiş bir kitle.
Alın size ezilmiş halklar teranesi.
Sen hem ezilmiş halk diyeceksin, hem de kalkıp aynı
halkın bebeğine kurşun atacaksın, kızına kızanına yan
gözle bakacaksın.
Aynı halkına eroin taşıtan sen, terör belasından köylüyü
köyünden eden sen, şehre düşürdüğün gencecik fidanları
kahpece pazarlayan yine sen.
Alın size halkların kardeşliği, özgürlük, cenk, çak,
cart curt.
İran’dan, Pakistandan, Afgandan, ‘beyazı, tozu’ alıp
Avrupa da kaça satarsın sen?
Havana puronu bilmem nerede ki bilmem hangi
rezidanslarda malibu’nla zıkkımlanırken, dağda inlerde
soğuktan it sürüleri gibi titreyen adamlarda senin.
Tarih sahnesinde yine batının yazıp yönettiği hem
Marksist hem Faşist, eğilimleri olan bazı sapkın
Kürtlerin rol aldığı başı çektiği oyun tam gaz, freni
patlamış kamyon misali, baş aşağı gitmekte. Duvara
Tezgâh ortada ağalar, beyler, hanımlar, bu iyi biline.
Ne Mutlu Türk”üm Diyene…
(1)Kaynak: Küçükömer, İdris (1962). Irkçılığın
Kaynakları ve Türkiye, Yön, 139, 5 Aralık 1962, S. 12;
140, 12 Aralık 1962, S. 11.
|