.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 ROMANTİC KÜRTLER...
.

Yer İmralı Palace, ‘besmelesiz’ Apo itinin beslenip semirtildiği yer.

 

Kan kırmızısı dinamit lokumlarıyla süslenmiş en iğrencinden irin ve zehir zukkumla özene bezene terkip edilmiş, tiksindirici kokan bulamaç.

 

Yanında içecek olarak ta en bo… tan (biri çok iyi bilir)lağım sulu kokteyl(teneke bidonla)kırmızı donlu hatunların olacağını sandığınız bolca fantezilerin yaşanıp beygir kişnemesi kıvamında nefes nefese kalınmış odada, sinerji fırtınası, tufanı kopacağını düşündüyseniz üzgünüm yanıldınız.

 

Sanırım dünyada en zor olan, insan olabilmektir.

 

Öyle zordur ki insan olabilmek, türlü türlü entrikalar, her nevi Bizans oyunları sizleri bekler.

 

Hani bir söz vardır ya ‘insanlıktan çıkmak’,’insanlıktan çıkarılmak’ tam kodumu oturtan bir sözdür bu.

 

Bir tarafta sizi insanlıktan çıkaran, insanlık dışı yaşam ve eylemleriyle tetikte bekleyen ermeni çoğaltmaları, enosis enikleri, öte yanda tetikte, kalenizin düşmesini bekleyen leş kargaları, guguk kuşları.

 

Hele birde ‘fikir fahişelerinin’,başyapıtları dönünce devranın tekerinde, köşe başı baykuşları büsbütün zehirler bütün zihinleri mundar eder tazecik beyinleri.

Her nevi insan tacirlerinin cirit attığı, adamın alınıp, beygir satıldığı, atın izi itin izi olduğu çevremizde, vah halimize.

 

Vay ki ne vay yy.

 

Evet, insan olmak, bazen bedeli hürriyetiniz, bazen demir parmaklıklar, bazense pisipisine gönderilmektir.

 

Bazen de ayyıldızlı bayrağa sarılan bedendir.

 

İyide romantizm veya romantiklik bunun neresinde?

 

Romantizm, masumane duygu seliyle, salya sümük yazılmış bir şiir, bir iki kadeh şarapla sevgiliye düzülen serenatla kalsaydı nafile.

 

Ancak romantizm akımının detaylı incelenmesi halinde ‘hastalıklı-şizofrenin’ boyutlara ulaştığı ve akıl malullüğüne bile sebep olabileceği ‘insanlıktan çıkarcasına’ beyhude hayat vaat ettiği ortaya çıkan sebep sonuç ilişkilerindendir.

 

Romantizm bazen bir gencin bedenine bağlanan bomba, bazen bir hiç uğruna kana bürünmüş bir çift gözdür.

 

Hele ‘Romantik Irkçılık’ en vahimi ve sonuçları en kanlı olanıdır.

 

1.ve 2.Dünya savaşlarında milyonlarca insan bu hastalıklı, tutkulu, barbarlık derecesine varan, kökü şiddete dayalı kargaşa kültürünün insanları birbirlerine telef ettirdiği aşikârdır.

 

Tabi bu yıkıcı akım, yine batıdan hem de soyunun maymunlardan geldiğini söyleyen Darvin maymunundan türeme, zararlı bir fikirdir(sağlığa zararlı özellikle akıl sağlığına).

Kökleri ve ideolojisi kan dökmeye, sürekli savaşmaya dayalı bu akımın mucidi, kızıl maymun Darvin’dir.(yapmış yine maymunluğunu)

 

Gerçi piyasada tüm hakikatleri görüp de üç maymunu oynayan nice maymunlar var değil mi?

 

Batıdan ithal ve tüm dünyayı bir nevi örümcek ağı misali saran küresel romantizm-romantikler akımı;

 

‘Milleti ırk ve ırkı da kan şuuru ile ele alan, fert için istedikleri yaşayış tarzını (mistikçe yaşayış), milletler için de düşünürler. Fakat bazı milletler (ırklar), geniş bir devletin sınırları içinde kalırlar. Şu halde bu milletler (ırklar) bağımsızlığa kavuşmalıdırlar.

 

Ferdin çevreden sıyrılması gibi, milletler de hareketlerinde serbest olmaları için, bağlardan özellikle diğer milletlere bağlılıktan kurtulmalıdırlar. Yani milletin müşterek ruhu ancak kendi sınırları, devlet sınırları olduğunda tezahür edecektir’(1)

 

Bir zamanlar, Batının, Avrupa’nın kendilerini sözde Osmanlı İmparatorluğundan kurtarma felsefesi olarak yaydırılan romantik milliyetçilik, şimdilerde yine iş basında.

Binlerce yıldır kardeşçe bu coğrafyada yaşayan Türkleri ve Kürtleri birbirlerine düşman etmeye çalışan kahpece bir tezgâhın ta kendisidir, tarihin tezahürüdür.

 

Bu akımın unsurları çözümlendiğinde;

 

Şizofren boyutunda ruh hastası ve ipleri ta deniz aşırı Pentagonlara kadar uzanan, çoğu zaman rolü bittiğinde fişi çekilip atılan sözde bir lider(!).

 

Bu liderin erketeciliğini, ibrikçiliğini, yapan birkaç merkez komite üyesi ve zavallı, kandırılmış, inandırılmış, sömürülmüş kelimenin tam anlamıyla gaza getirilmiş bir kitle.

Alın size ezilmiş halklar teranesi.

 

Sen hem ezilmiş halk diyeceksin, hem de kalkıp aynı halkın bebeğine kurşun atacaksın, kızına kızanına yan gözle bakacaksın.

 

Aynı halkına eroin taşıtan sen, terör belasından köylüyü köyünden eden sen, şehre düşürdüğün gencecik fidanları kahpece pazarlayan yine sen.

Alın size halkların kardeşliği, özgürlük, cenk, çak, cart curt.

 

İran’dan, Pakistandan, Afgandan, ‘beyazı, tozu’ alıp Avrupa da kaça satarsın sen?

Havana puronu bilmem nerede ki bilmem hangi rezidanslarda malibu’nla zıkkımlanırken, dağda inlerde soğuktan it sürüleri gibi titreyen adamlarda senin.

 

Tarih sahnesinde yine batının yazıp yönettiği hem Marksist hem Faşist, eğilimleri olan bazı sapkın Kürtlerin rol aldığı başı çektiği oyun tam gaz, freni patlamış kamyon misali, baş aşağı gitmekte. Duvara

 

Tezgâh ortada ağalar, beyler, hanımlar, bu iyi biline.

 

Ne Mutlu Türk”üm Diyene…

 

(1)Kaynak: Küçükömer, İdris (1962). Irkçılığın Kaynakları ve Türkiye, Yön, 139, 5 Aralık 1962, S. 12; 140, 12 Aralık 1962, S. 11.  
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


.

.

.