.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 GAZAP MI? ŞARAP MI?
.

Türk milleti beklide bir avuç kalan toprağını savunabilmek için batının türlü Bizans oyunlarına ve saldırılarına maruz kalırken hep gücünü atalarından, ecdadından ve onların bıraktığı aziz hatıralardan aldı.

 

Birkaç gün önceydi. Şehr-i İstanbul'un, keşmekeşliklerine ve akıllara ziyan olaylarına bir yenisi daha eklendi.

 

Bir protesto eylemine daha tanık oldu koca İstanbul.

 

Kırk yıllık değme mentecilerin bile hayretler içinde izlediği bir demokrasi (!) mücadelesine tanık olduk hep birlikte.

 

Tarihimize şaraplı protesto olarak geçen çok büyük ama çok büyük kazanımları da olan bir mücadeleydi bu gördüklerimiz.

 

Ee nede olsa işin içinde büyük idealler vardı. Bizim cahilane anlayamayacağımız kadar büyük bir ideallerdi bunlar.

Öyle ki; Onuncu Yıl Marşını bile harcayacak ziyan edecek büyüklükteydi bu.

 

Ellerinde şarap şişeleriyle yurdum aydınları (!!!) sırf kendi kişisel zevklerini laiklik maskesiyle örterek bir garip protesto eylemi yaptılar.

Yine yasaları bir şişe şarap uğruna hiçe sayıp çiğneyerek.

 

Keşke yurdum aydınları bir şişe şarap uğruna kopardıkları fırtınayı memleketin daha evla dert ve belaları için yapmış olsalardı!

 

Keşke memleketi İMF gibi küresel tefecilerin elinden nasıl kurtarabiliriz diye mücadele etselerdi!

 

Keşke karış, karış satılan vatan toprakları için mücadele etselerdi!

 

Hele On’uncu yıl marşı hiç yakışmadı o şaraplı dillere, hiç!

 

Oysa O’marş aziz Türk milletinin ve büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün bu muazzez milletle Emperyalist batıya karşı verdiği mücadeleyi sembolize ediyordu.

 

Evet bayanlar baylar!

Bir milletin yeniden dirilişini varoluşunu dile getiriyordu O’ marş.

 

Nede  büyük zaferler  elde ettiniz değil mi?

Bir iki kadeh şarapla,içkiyle kutlayacaksınız tabii ki.

 

Kim bilir? belki de doğrusunu siz yapıyorsunuzdur.

Memleketin içine düştüğü perişanlığa belki de ayık kafayla tahammül edemiyorsunuzdur.

Buda bir çözüm belki de.Bizlerin anlamakta güçlük çektiği enteresan bir çözüm metodu.

Ee hadi hep birlikte çıkalım sokaklara o zaman,alalım kırmızı beyaz şaraplarımızı içelim yıkılana kadar. İçelim, içelim içtikçe, içelim, içelim ki güzelleşelim, daha da olmadı mı? yakalım birer çift kağıtlı birde öyle bakalım dünyaya.

 

Hani derler ya akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine deli rolü yap âlem senin kahrını çeksin.

 

Kim bilir belki de, ayıldığımızda İMF tefecisine olan borçlarımız silinmiş her isteğimiz yerine gelmiş olur.

 

Belki Rumlar yavru vatan Kıbrıs'tan vazgeçmiş,belki bebek katili Apo tüm militanlarını gönüllü köy korucusu yapmış,ellerinde ayyıldızlı bayraklar memleket savunmasında neferlik yaparlar.Hatta belki DTP tüm  ihanetlerine son verip yeni bir parti kurarlar.Düz ova siyasetini denerler. Hatta AB+D kirli emellerine alet etmekten vazgeçer ülkemizi,Musul ve Kerkük asıl sahibi olan bizlere verilmiş olur belki de.Belki de eli kanlı tüm emperyalist güçler mazlum milletleri rahat bırakıp ömürlerinin son günlerinde huzura ererler.

 

Ayıldığımızda fakir fukaralık bitmiş,tüm vatandaşlar huzur,mutluluk ve bolluk içinde hayatlarını sürdürürler belki de,hastane kapılarında parası olmayanların ölümlere terk edildiği günlerde bitmiş olur belki de..

 

Belki de Sağcı,Solcu kavgaları bitmiş memleketteki tüm vatandaşlar birbirleriyle kucaklaşmış el ele vererek daha güçlü Türkiye sevdasıyla yanıp tutuşmuş olurlar kim bilir belkide…

Hatta belki Allah(C.C), Papa”ya hidayet verirde,Papa  İstanbul”a gelip sünnet olur.

Hatta Papa Ayasofya da iki rekat şükür namazı kılıp tüm inananlardan da özür dilemiş olur ne dersiniz?

 

Olmadı değil mi? Yemedi mi?

 

Ee oldu olacak o zaman  Papa gelip bize ekmek şarap ayini yapsın.

Hem Papa da görür ne kadar laik olduğumuzu,hem de dinler arası diyalog yapmış da oluruz.

 

Tüm bunlar ağzıyla içen dostlara değil tabi ki. İçmek ya da içmemek işte bütün mesele bu…

 

Birileri dini kullanarak ucuz din simsarlığı yapsın, ötekisi bu simsardan baskın çıkıp başka tezgâhlar kursun.

 

Oysa müminler saf, saf, yöneliyor kıblelerine. İçen dostlarda  paşa, paşa içiyorlar ufaktan.

 

Bir şey muhakkak ki artık millet bıktı, bu kısır çekişmelerden.

 

Köylü Memet, Sarı Çizmeli Ahmet,Mühendis Murat,Doktor Hüseyin,Hemşire Zeynep adam gibi yaşayacağı bir hayat istiyor artık.

 

Cebinde taşıdığı hüviyeti ile tüm dünyadan hak ettiği saygıyı istiyor.

Bu millet kışın sobasında ne yakacağını,tenceresinde ne kaynatacağını düşünmek istemiyor artık.

Anadolu’nun mazlum insanları artık huzur,mutluluk ve hak ettiği bolluk ve bereketi istiyor.

İç veya içme! O senin bileceğin iş arkadaş.

 

Ama ulusal buhranlar yaşanırken ülkemde, birileri vurulurken vatan,millet,bayrak için, birileri de namlunun ucunu görüp sıvışmak yok artık.

 

Vesselam…
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


.

.

.