.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 DANONE OPERASYONU
.

Danone Operasyonu yada beynimizin Mayalanması……

 

Merhaba Türk Haberler, merhaba kıymetli okuyucular;

 

Uzun zamandır yazımı yenileyememiştim. Her dakika değiştirilen Türkiye gündemi ile alakadar olan o kadar çok yazar çize var ki, kimin nerede ne zaman nasıl kaç defa tıklanarak okunduğunu, kimin kimi nerede bulup ne yazdığını nasıl okuyor anlamadım.

 

Neyse mutlaka okuyan birileri mutlaka vardır.

 

Ben aslında başka konuya değinecektim ama 17.07.2008 tarihinde kıymetli Cemal ağabey’in köşesine taşıdığı konuyu biraz daha kaynak belirterek ve anlatılan konunun öncesinde geçen entrikaları, dönen dolapları, olayları özetle açmak istedim.

 

Maalesef ülke gündemimizi saat geçmeden değiştirenler!... Bizi yönetmeye çalışanlar!... Yüzyıllardır Türk düşmanlığı yapanlar mutlaka vardır. Bizi geliştirdikleri proje kapsamında yıpratmaya çalışıyorlar. Olmadı başka planlar, başka planlar. Vs…..

 

BİR YAHUDİ OYUNU; DANONE YOĞURTLARI

 

27 Nisan 1909 Salı günü Yıldız Sarayı’nın kapıları ardına kadar açıktı. Saraya yaklaşan faytonlarda bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir Gürcü’den oluşan Meclis-i Milli’mizde bulunan bu Türk düşmanları vardı.

 

33 yıldır Osmanlı İmparatorluğunu yöneten 34. Padişah II. Abdülhamit o sırada hüzünlü, çökmüş ve kamburu çıkmış bir vaziyette boğazı seyrediyordu. Tahtlar, çoktan sarayın hazine dairesine kaldırılmıştı.

 

Dört kişilik heyet içeriye girdi, başlarını önce hafifçe öne eğerek Padişah’ı selamladılar, Padişah gelişmeleri biliyordu. Heyetin sözcüsü olan konuyu özetleyen kişi Emanuel KARASU idi. Selanik mebusu KARASU hükmü üç sözcükle özetledi. “Halk Sizi İstemiyor”

 

Abdülhamit’in gizlemeye çalıştığı acıyı ela gözleri ele veriyordu. Bir müddet gözlerini heyet üzerinde gezdirdi ve  sırayla;

 

Bir Türk Padişahına ve İslam Halifesine hal kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı? (Emanuel KARASU- Yahudi, Aram Efendi – Ermeni, Esat TOPTANİ – Arnavut, Ahmet Hikmet Paşa – Gürcü “Abdülhamit’in uzun süre yaverliğini yapmıştır.” hiç tepki vermediler.

 

Abdülhamit ve yakınları sirkeciden trene bindirilerek Selanik’e gönderildi. Selanik’li Emanuel KARASU’da yıllarca düşlediği bu sonu görmenin mutluluğunu yaşıyordu.

 

1492’de İspanya’dan sürülen bu Yahudi kolonisi II. Beyazıt’ın emriyle Selanik’e yerleştiler.

 

Karasu bu yıllarda boş durmadı, büyük İsrail hayali’nin gelişmesi ve kurulması için bu sistemin bir parçası olan ve Osmanlı İmparatorluğu topraklarında bulunan Mason Locaları’nı örgütledi. İzmir’de, İstanbul’da, Bursa’da hatta Kahire’de Mason Locaları şubelerini kurdu.

 

1912-1914 seçimlerinde İstanbul temsilcisi olarak Meclis-i Mebusan’da yer aldı. İttihat Terakki iktidarında çok zengin oldu. Devletin alım satımlarında aracılık yaparak komisyon alıyordu.

 

İttihat Terakki iktidarı çökünce bütün liderleri yurt dışına kaçtı fakat  o İstanbul’da kaldı. Servetinin bir bölümüne el konuldu. İşgal yıllarında İtalya’ya gitti. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra 1930’lu yıllarda döndü. 1934’te öldü ve Arnavutköy’deki Sefarad mezarlığına gömüldü.

 

İşte, yazımızın esas konusu ve KARASU’suyu; ÖZETLE…

 

Emanuel efendinin hukuk okuduğu yıllarda amcasının oğlu İzak Karasu tıp öğrenimini tercih etti. Evlendi bir oğlu oldu. Adını DANİEL koydu. Yunanlıların Selanik’e girmelerinden kısa bir süre sonra İzak KARASU, eşi ve DANİEL ile İspanya’ya göç etti. 420 yıl sonra tekrar geldikleri yere gidiyorlardı.

 

Selanik’ten 1912’de İspanya’ya göç eden Dr. İzak KARASU, adını “Isaac”, soyadını da “Carasso” olarak değiştirdi. Sonra muayenehane açtı. Çok az hastası vardı, ailesini geçindirmek için zeytinyağı işine girişti. Tam o günlerde, Barselona’da çocuklar arasında salgın halinde barsak hastalığı patlak verdi.

 

Bir çare ararken çocukluğunda kendilerine yoğurt satan Selanikliyi hatırladı. “Yoğurtçu geldi, kaymaklı yoğurtlarım var.” İrkildi. Tabii ya dedi. Selanik’te barsak hastalıklarının tedavisinde yoğurt kullanıldığını hatırladı. Günde üç öğün birer kase yedirildiğinde hasta birkaç gün sonra iyileşiyordu.

 

Evinin bodrumunu mandıra yaparak, birkaç çiftlikten aldığı sütle yoğurt imalatına girişti.

 

(1500’lü yıllarda Kanuni Sultan Süleyman Fransa kralı Francois’e bir yoğurtçu göndermişti. Ne var ki Kral iyileşince yoğurtçu sırlarıyla birlikte İstanbul’a döndü.

 

1919 yılında yoğurt tanımayan Avrupa’ya, ürettiği şeyin balkanlarda ve Anadolu’da yaygın bir tüketim maddesi olduğunu nasıl anlatabilirdi?

 

Çareyi ürettiği yoğurdu ilaç olarak kabul ettirmekte buldu ve Carasso’nun ilacı eczanelerde satılmaya başladı.

 

Hasta çocuklarda etkisi çok çabuk ortaya çıktı. Ama Isaac Carasso bu buluşun önemini pek kavrayamayacaktı.

 

“İlaç” tutunca, Isaac özel ambalajlar yapmayı akıl etti. Kapakları porselen cam kaseler yaptırdı. Sıra artık ilaca patent almaya gelmişti. Onun için de bir ad koyma. Bir ışık çaktı.

 

Neden oğlunun adı olmasın ki? Yani minik DANİEL’in.

 

Yaşadıkları Barselona’nın yaygın dili Katalanca’da küçük Daniel’in yada Danielcik’in karşılığı çok hoştu doğrusu “DANON” ancak bu özel ad olduğu ve marka namıyla tescil edilemeyeceği için sonuna bir “e” eklendi. Hoş geldin “DANONE YOĞURTLARI”

 

Babası küçük Daniel’i okumaya Fransa’ya göndermiş, öğrenimi bitince Fransa’da kalmıştı çünkü babası dünyadan göçmüştü. 6 Şubat 1929’da Paris’te 18. bölgedeki bir dükkanda “Danone Yoğurtları Paris Şirketi” kapılarını açtı.

 

1932’de başka bir fabrika ve Danone İmparatorluğu böyle doğdu. Şu an 5 kıtada 18 ülkede (Türkiye dahil) 48 fabrikası var. Şişe suyunda dünya ikincisi 13 ülkede Türkiye dahil 97 fabrikası var. Tahıllı ürünlerde 21 ülkede 53 fabrikası, yaklaşık 100 bin çalışanı ve cirosu 20 milyar Euro’nun üstünde.

 

 

SONUÇ:

 

Bir Yahudi tarafından üretilen bu yoğurt türü, bir Yahudi oyunu olarak halen üretilmekte ve insanlığa özellikle (ülkemizde biz Türklere) ciddi zararlar vermektedir. Ülkemizde, bir Türk firması olan!.. “SA” ile birleşerek bilinçsiz halkımızı kandırarak, maalesef çocuklarımızın beyinlerine, ürettikleri çeşit çeşit ürünlerle ilginç reklam kampanyaları ile adeta bir çivi gibi çaka çaka küçücük beyinlerinin gelişmesine engel oluyorlar.

 

Bu bir gıda savaşıdır. Bu ürünleri almayalım, çocuklarımıza meyveli yoğurt yedireceksek eğer, 4 adet çilek ve evde mayaladığımız süt ile yapacağımız yoğurttan 4 kaşık karıştırarak gayet temiz leziz bir meyveli yoğurt yapabiliriz. İsterseniz bir kendi yaptığınızın bir de o beyin geliştirmeyen ama çocuklarımızı deve gibi yapan, akıl noksanlığı veren ve vücudunu akıl almaz bir şekilde büyüten, (içi boş bir kabak gibi.) o maddenin bir tadın bakalım acaba farkı anlayabilecek misiniz? 

Kaynak: DELİ, Ogün, Kemiksizler, s. 280, Akasya Kitap 2007

 

www.gidarporu.com/gidadanoneyogurtlarina-dikkat.htm65k
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

.