.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 Hayatı eşine zindan edenler
.

Bir okurum aradı hayatı üzüntüyle dolu...

 

“Eşimle 20  yıl önce görücü usulü ile evlendik.annem görmüş çok beğenmiş. Gidip istettik.   8 aylık nişanlılıktan sonra da evlendik. Nişanlılık boyunca sadece 2 defa görüştük 

 

Her görüştüğümüzde de yanında  tüm ailesi vardı. 2 çocuğumuz oldu. Ama ne birbirimizi sevebildik ne de anlaşabildik.

 

Bundan 8 yıl önce ilk boşanma davasını açtım. 2.5 yıl devam etti. Aramızda sık sık kavga olmasına rağmen tanığım olmadığı için davam reddedildi.. Tartışma ve kavgalarımız başkalarının yanında olmadı ki tanığım olsun. 

 

Yasa gereği, 3 yıl bekledim. Açtığım  yeni davada 3 yıl bir araya gelemediğimizi kanıtlayamadığım için bu davam da reddedildi.

 

Eşime neyim var neyim yoksa al da boşanalım dedim. ‘Hayır seni  süründüreceğim. Hayatı zehir  edeceğim diyor.’ En çok arada kalan çocuklarımız oldu. Sürekli aleyhimde konuşuyormuş. Çocuklarımı benimle görüştürmüyor. Ancak icra yoluyla görebiliyorum.”
 

Elbette karşı tarafı dinlemeden değerlendirme yapmak doğru değil. Ama benim anlayamadığım bir evlilikte hangi nedenle olursa olsun eşlerden birisi artık bu birlikteliği sürdürmek  istemiyorsa diğerinin inatla evliliği boşanmayı kabul etmemesi. 

 

Ekonomik özgürlüğü olmayan kadının ne olursa olsun evliliği sürdürmek istemesini anlarım. Ama Hiçbir ekonomik sorunu olmayan bir eşin inadını anlayamıyorum.

 

Evliliğin en temel unsuru olan karşılıklı sevgi nefrete dönüştüyse bu inatlaşmadan her iki eş de zarar görür en büyük zararı da arada kalan çocuklar görür. 

 

Yasalardan doğan haklarınızı talep edersiniz ama  boşanmamaktaki ısrarı anlayamıyorum. Yaşamak güzel Yıllar su gibi  akıp geçiyor.

 

Arada sevgi saygı olmadığı halde birlikteliği  kavgalarla sürdürmek isteyenler bir gün  geriye dönüp baktıklarında acaba ne düşünecekler? Çocukları ne düşünecek?

 

Karşıdaki insana intikam adına üzüntü ve acı yaşatmak isteyenler aslında kendileri de aynı acı ve üzüntüleri yaşarlar
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

.