.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

 Boşanırken çocuklarınızı düşünün
.
Önceki gün “İnci Ertuğrul Sizin Sesiniz” Programına katılan bir annenin gözyaşları yüreğimizi dağladı. Kadının iki çocuğu var ve onlarla görüşemiyor. Eşinin işleri bozuluyor ve borçlarını ödeyemez hale geliyorlar.

Kirayı da ödeyemeyince evden kovuluyorlar. Mecburen kayınpederinin evine sığınıyorlar. Kayınpeder “Ben oğlumu ve torunlarımı eve alırım ama gelini almam” deyip genç kadını evden kovuyor. Kadın, mecburen annesinin babasının yanına sığınıyor. Eşi hiçbir tepki veremiyor.

“Eşimi kabul etmiyorsanız ben de giderim.” diyemiyor. Arkasından da kadına boşanma davası açıyor. Kadın son bir umut “İnci ertuğrul Sizin Sesiniz” Programına konuk oldu.

Boşanma davası açanlar veya ayrı yaşayanlar şunu unutmasınlar ki çocukların hem anneye hem babaya ihtiyacı var. Siz aranızdaki sorunları onlara yansıtmaz, eşinizle görüşmesini engellemezseniz, onlara en büyük armağanı vermiş olursunuz. Çünkü çocukların en çok ihtiyaç duydukları anne ve baba sevgisidir. Bu sevginin yerini hiç bir şey alamaz.

Bu nedenle eşler boşanırken çocuklarını düşünmeliler. Aranızda ne olursa olsun; o çocuğun her ikinizin çouğu olduğunu unutmayın. Diğer ebeveynden çocuğunuzu mahrum bırakırsanız asıl çocuğunuza zarar verirsiniz.Bu durum çocuğunuzun hem başarısını hem de mutluluğunu engeller.

Türk Ceza Kanununda bu konuda çok önemli bir de madde var.
Türk Ceza Kanununun 234. maddesi aynen şöyle; (1) Velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması hâlinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Fiil cebir veya tehdit kullanılarak işlenmiş ya da çocuk henüz oniki yaşını bitirmemiş ise ceza bir katı oranında artırılır.”

Umarım hiç kimse çocuğunu görmek için eşini şikayet etmek zorunda kalmaz.Ama mecabur kalırsa da cezalar ağır.
Çocuklar geleceğimizdir.

Cengiz hortoğlu
.
.
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

.