.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 

.

Şimdi burada tarihi bir açıklama yapıyorum... Nur kitabı "alıntı" dır, dedi dedem... Nereden "alıntı" dır dedi, Afgani diye bir yazardan... Kim söyledi... Dedem söyledi (ve de Kamil dayım söyledi)... Dedem kim: Eşref Edip (Fergan)... Annemin babası yani anne tarafından dedem...

 

Eşref Edip kim: Zamanının çok etkin bir dergisinin yayıncısı (İstanbul, 1900' lü yılların başlarında)... Dergi ne: Sebilülreşad... (yazarlarının en meşhurlarından biri Mehmet Akif Ersoy)... Eşref Edip aynı zamanda gazeteci, yazar ve bugün birçoklarının referans kitabı olarak kullandığı İslam Ansiklopedisi' nin yazarı (20 yıl kadar once, telif hakları satılana kadar, Fergan ailesi yayın telif hakları alırdı)...

 

Eşref Edip 1900' lu yılların başlarında, İstanbul' da yaşam mücadelesi veren, etkin bir dergi yayıncısı (bugünkü tabirle bir medya patronu )... Bir zamanlar Osmanlı taraftarı olan Eşref Edip, daha sonra Anadolu' ya geçip Kurtuluş mücadelesine destek veriyor... Çocuklarını bir Cumhuriyet evladı gibi yetiştiriyor ve birer Atatürk ve silah arkadaşları seveni olarak büyütüyor... Ailesinin hiçbiri türban takmamış, çarşaf giymemiş, uç dini gruplara katılmamış, Atatürk' ün kurduğu modern Türkiye' nin Cumhuriyet çocukları olarak yetiştirmiş bir insan...

 

İstanbul' da yayın hayatını sürdürürken, bir şekilde yolları Bitlis' ten gelen Said Hoca (bugünkü adıyla Kürt Said veya Said-i Nursi hoca) ile kesişiyor... (Yayıncı Eşref Edip' in ailesinde uzak yakın bir kürt akrabalığı yok)... Nedenini bilmediğim bir sebeple, Bitlis' ten İstanbul' a gelen kürt asıllı Said hoca ile tanışıyorlar veya tanıştırıliyorlar, ve zamanla yakınlaşıyorlar... (Said hoca, kendisine hep Eşref Edip' i referans gösterir ).... (Yine o zamanlar Eşref Edip İstanbul' da meşhur bir editör, Said hoca ise Anadolu' nun uzak bir köşesinden gelen saygı duyulan bir hoca)...

 

Gelelim Nur kitabının "alıntı" olduğu ve Afgani' den "alıntı" olduğu meselesine.... Aile içindeki konuşmalardan duyduğum kadarı ile, sebebini tam olarak bilemediğim bir nedenden dolayı, bir şekilde Afgani adlı birisinin fikir ve görüşleri yazıya döktürülerek Said hoca' ya ithaf ediliyor... (Tam olarak bilemiyorum ama hatırımda kalan intibalardan sanki bir şekilde sarayın emriyle bu iş yapılmış gibi bir intiba hatırlıyorum, ama bu kısmını birebir duymadım, sadece geçmişte kulak kabarttığım konuşmalardan bir intiba )... (Kürt asıllı Said hocanın okuma yazmasının olmadığı söylenir)...

 

Olayın detaylarını anlatmadan önce birşeyi daha açıklamak istiyorum, belki bazılarınız sormak isteyecek, niye daha önce değil de şimdi açıklıyorsun diye... Çünkü geçen gün televizyonda konuşan Kanadalı bir Türk kızının söylediklerini dinleyince, insanlarımızın ne kadar kötü ve maksatlı olarak beyinlerinin yıkanabildiğini gözlemledim ve dünyadan bi haber bu kızcağızın söyledikleri vatansever bir Türk olarak kanıma dokundu... Aslında 6-7 sene önce bu konuyu bir internet sitesinde bir yazıya cevap olarak yazmıştım ama sonra pek üstünde durmamıştım... Çünkü din gibi hassas konuları kendi haline bırakmayı tercih ediyordum... Ama son zamanlarda güzel dinimiz Müslüman' lığın, siyasete acımasızca alet edildiğini görünce gerçekleri açıklamaya karar verdim... (En son tebliğ edilen, en güzel din olan Müslüman' lıkta, inanç tamamen Allah ile kul arasındadır... Dinimizin yüce' liği buradadır ve dinimizde aracılık kurumu veya siyaset yoktur... Ben inançlı bir müslüman olarak, dini konuların ortalığa dökülmesi taraftarı değildim)...

 

Şimdi sizlere anne tarafı aile efradımdan, dedemden ve de Kamil dayımdan duyduğum konuşmaları birebir anlatacağım... Aslında konuşmaların geçtiği ortamlarda konu hiçbir zaman din değildi... O günkü Türkiye' nin durumu, ekonomi, güncel siyasi olaylar konuşulurdu ve her Türk gibi, milli sporumuz olan eleştiri, şikayetler, "vay bu da yapılır mı", "keşke şöyle yapsalardı daha doğru olurdu" gibi bir sohbet ortamı olurdu... Bazen konuşmanın bir yerinde konu gelir siyasette din konusuna takılırdı ve Kamil dayım "amma adamlar, boş boş konuşuyorlar, gerçekleri söylemiyorlar, niye hiçbiri Nur kitabının bile aslında Afgani' nin eseri olduğunu itiraf etmiyorlar" diye hayıflanırdı ve "bir de gerçeği babama sorun bakalım" diye çıkışlar yapardı... Bazen de dayım "babam din konusunda olanları ve gerçekleri niye söylemiyor, şu politikacıların söylediklerini duyunca çok kızıyorum" filan derdi... Ve sonra sohbet yine güncel olaylara dönerdi...

 

Ben ise, din konularını bilmeyen biri olarak neden bahsedildiğini pek anlamazdım... Hatta buna benzer konuşmalara birkaç kere tanık olunca içimden kendi kendime "Bitlis neresi, İstanbul neresi, Afganistan neresi, seyahat imkanlarının çok zor olduğu o dönemlerde acaba Afganistan' a mı gitmişler, nasıl gitmişler" filan diye hayretler içinde kalırdım... Çünkü ben o zamanlar konuşmalarda Afgani ismini duydukça hep "Afganistan' da bir adam" olarak algılardım ve bir türlü Afganlı biri ile, Bitlisli Said hocanın veya İstanbullu Eşref dedemin yollarının nasıl kesiştiği çıkaramazdım... Kendi kendime hep "niye acaba Afganistan' dan yazıları almışlar da, Türkiye' den almamışlar, Afganistan' ın din ve müslümanlık konusunda ne özelliği varmış" filan diye sorup dururdum...

 

Ta ki, daha önce söylediğim gibi, 6-7 sene önce bir internet tartışmasında, "dedem hep Nur kitabının Afgani diye bir Afgan' lıdan alıntı olduğunu söylerdi" diye yazınca, birisi "Afgani dediğin bir din adamıdır, adı Cemaleddin Afgani" diye cevap verince, aslında Afgani' nin Osmanlı imparatorluğunda yaşayan birisi olduğunu farketmiştim... (Hala tam olarak nerede oturduğunu veya kim olduğunu bilmiyorum)... Dedim ya, aslında ben din gibi hassas konularda ve uzman olmadığım konularda yorum yapmayı sevmeyen bir insanım ve 30 yıllık gazeteci olmama rağmen inatla bu konuyu daha fazla incelemekten kendimi menetmiştim... (Çünkü incelersem, yorum yapmaya, görüş bildirmeye kalkardım)...

 

Bu yazışmadan sonra, konuyu birkaç yakınıma bahsetmek dışında hiç kurcalamadım çünkü inananların düşüncelerini, doğru veya yanlış, eleştirmek benim işim değildi... Ve de ısrarla, acaba bu doğru mu, gerçekten Nur kitabı Afgani' den "alıntı mı" diye, araştırma yapmadım... Çünkü belge ve bilgileri değerlendirmek benim işim değildi, ve belge ve bilgilere ulaşsam bile ne lisanını anlardım , ne de arasındaki farkı... Ayrıca bugüne kadar hiç Nur kitabı görmediğimi, okumadığımı veya merak etmediğimi de itiraf etmeliyim, çünkü eskiden Atatürk tarafından yasaklandığı için ilgi duymazdım, şimdi de Arapça Osmanlıca bilmediğim için kitabı görsem bile tek kelimesini anlamayacağımı biliyorum, onun için hiç ilgilenmedim...

 

Konu yıllar sonra tekrar aklıma geldi çünkü Hürriyet gazetesinde Murat Bardakçı' nın bir yazısında, Fethullah Gülen hocanın bir kitabının alıntı olduğu yazılmıştı... Bende o zaman kendi kendime, ya bende aynı konularda buna benzer aile konuşmalarını hatırlıyorum diye düşünmüştüm... Yine geçenlerde Hürriyet gazetesindeki bir yazıda Sebilürreşad dergisinden bahsedilince yine bende bir uyanma oldu... Ama yine de fazla ilgilenmedim çünkü Said hocanın "alıntı" yaptığını açıklamaya şimdi ne gerek var diye düşündüm...

 

Ama önceki gün televizyonda, yanlış bilgilendirilmiş cahil bir kızın söylediklerini duyunca çok üzüldüm ve doğruları açıklamaya karar verdim...

 

Tabii ben şimdi dedem Eşref Edip' in ve oğlu Kamil dayımın söyledikleri mutlak doğrudur diye iddia etmiyorum, ama tarih önünde bir açıklama yapıyorum... Yazdıklarımın doğru veya yanlış olduğuna, Osmanlı tarihçileri, Diyanet tarihçileri, Türk Kültürü Araştırma tarihçileri ve Osmanlı uzmanları anında araştırıp karar verebilirler... Aslında doğruyu bulmak çok kolay çünkü alırsın önüne Afgani' nin eserlerini ve fikirlerini, yanına da Said hocanın Nur kitabını koyup karşılaştırma yaparsın... Halep orada ise arşın burada, ve doğru veya yanlış, anında çıkar... Ben şahsen dedemin veya dayımın böyle bir konuda, aile içi sohbetlerde hiçbirşeyden anlamayan bizlere yalan söylemesinin gerekçesini göremiyorum ama tabii gerçekler araştırma sonunda şeffaf bir şekilde ortaya çıkmadan da tam birşey söyleyemem...

 

Yeri gelmişken bir konunun da üstüne basmadan edemeyeceğim... Böyle bir bilgi sahibi olmam nedeni ile, dedemin Eşref Edip olması nedeni ile, İslam ansiklopedisini yazmış olması nedeni ile, Said hocanın İstanbul' a gelişinde elinden tutmuş olması nedeni ile, bugünkü iktidara gitsem, Nur cemaatine gitsem, Akp' ye servislerimi sunsam, şu anda ben de milletvekili seçilmiş, Asya Bank yönetim kurulunda oturuyor ve de birkaç şirkette hisseler sahibi olmuştum... Çünkü maalesef bugünkü ortamda, vasıf sayılan bu özelliklerin, yüzde biri ile, birçok insanın mevkii ve makam sahibi olduğunu çok iyi biliyorum... ( Ama bizler Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti' nin çocukları olarak, dede mirası manevi ilişkilerden dolayı, atalarımızın bizlere devrettiği yüce değerleri değiş tokuş etmeyi aklımıza bile getirmeyiz)...

 

Diyeceksiniz ki talep etseydin sana vereceklerini nereden bilebilirdin ki... Biliyorum çünkü benim 5 yıldan beri birlikte olduğum nişanlım var, yakında evleneceğiz, onunda dedesinin bir akrabası nakşibendi şeyhi imiş... Ama çok değerli, sevilen ve sayılan bir insan olan babası çocuklarına bu konuyu hiç anlatmamış çünkü böyle şeyler ile ön alınmasına değer vermezmiş...Sade yaşamında sadece kendi kişilik değerleri ile sevilmiş, sayılmış, değer verilmiş... Ama bugünün mevkii ve ikbal sahibi insanları, nişanlımın büyük akrabalarından birinin şeyh olduğunu öğrenmişler ve bazı toplantılarda elini öpmeye kalkanlar, omuz vermeye çalışanlar olmuş... Nişanlımda, bu koskoca insanların ne yapmaya çalıştığına bir türlü anlam verememiş... Sonra birgün birileri, "senin büyük akraban saygı duyduğumuz meşhur bir şeyh", verilen el sana kadar gelmiş, onun için sana özel yakın davranıyorduk diye açıklama getirmişler... Nişanlim da, yeni öğrendiği bu durumu bana anlatınca karşılıklı hayretler içerisinde kaldık... Aslında insanın dedesinin saygı duyulan birisi olması çok güzel ama bu devirde hala sevilen tarihi bir şeyhin iktidarından 3 nesil sonra, çocuklarına padişahlik gibi hak geçmesi, pek de inanılır birşey değil gibi geliyor...

 

Yazının sonuna şunu da eklemek istiyorum, ben anne ve babam boşandığı için baba tarafımın ailesinde yetiştim... Benim dedemin babası Türk askeriydi, subaydı... Onun babası da Türk subayıydı... Dedemin 4 kardeşi de subaydı... Kardeşlerden üçü, 1900' lü yılların savaş cephelerinde şehit olmuşlar... Dedemin ailesi savaş döneminde tüm zenginliklerini ve çiftliklerini kaybetmiş, dedem de hukuk fakültesini bırakmak zorunda kalarak eğitimci olmuş ve okul müdürlüğü yapmış... Zamanının birçok komutanı ile, milletvekili ile, çocukluk arkadaşı imiş ama hiçbir mevkii ve makamı kabul etmez olduğu söylenirmiş... "Ben de bu vatanın bir neferiyim" dermiş ve teklifleri "Vatan sağolsun" diyerek geri çevirirmiş...

 

Türkiye Cumhuriyeti o günlerden bu günlere geldi... Şimdi zavallı cahil insanların şu veya bu neden ile kandırılarak, vatana karşı komplo için kullanıldığını görmek, insanın içini burkuyor... Hiç tarih bilmeden, hiç kitap okumadan, 100 yıl önceki Osmanlı imparatorluğunun yıkılışı ve sonrası ile ilgili uydurulan safsataları ve hikayeleri duydukça insanın içi parçalanıyor... Etrafımız bilmeyen, okumayan ve öğrenmek için emek sarfetmeyen, ama "kendinden menkul bilginler ile" dolmuş...

 

Ben dini konularda yorum yapmayı sevmem, çünkü ne arapça bilirim ne de Osmanlıca... Dini yorumlar yapmanın, Diyanet İşleri' ndeki ve Üniversitelerdeki değerli hocalarımızın işi olduğuna inanırım... Ama birşey rica ediyorum, lütfen burada benim yaptığım açıklamalar ile ilgili olarak, günümüz din ulemaları ve politikacıları lütfen yorum yapmasınlar... Çünkü unutmayınız, bu olaylar olduğunda, hiçbiriniz daha doğmamıştınız, belki babanız bile daha doğmamıştı... Onun için hiçbir şey bilmiyorsunuz... Ama belgeler, bilgiler ve arşivler orada... Lütfen önce araştırma yapınız, sonra yorum yapınız...

 

Lütfen tarihe ışık tutmak için verdiğim bu bilgileri, 21. yüzyılın bilimine, teknolojisine, demokrasisine,  insan haklarına uygun bir şekilde araştırınız ve hislerinize kapılmadan tamamen bir bilim insanı gibi sonuca ulaşınız... Bir de lütfen, ben bunları yazdım diye, bu gece 24 saat çalışarak internetteki ve arşivlerdeki tüm bilgileri değiştirmeyi, silmeyi, çarpıtmayı düşünmeyiniz... Doğruları bulmak ve bilmek, hepimiz için bir  fazilettir... Çünkü, doğrular "yaratilmaz", doğrular "araştırılır"...
 
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

.