“Eller gider Mersin’e, ben giderim tersine” deyiminin cuk diye orturduğu noktasındayım...
Türk kamuoyu Ergenekon denilen deli saçmasına kilitlenirken, benim Kıbrıs olayını gündeme getirmem kadar saçma sapan bir şey olur mu?.
Ama, okuyunca kanıma dokunduğu için Ergenekon yerine Kıbrıs dedim.
1974 yılındaki Barış Harekatı’ndan sonra Türkiye’nin kamburu durumunda olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ya bulunduğu konumun farkında değil, ya da bazılarının güdümünde koltuğu korumaya çalışıyor.
KKTC lideri Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas, birkaç gün önce sorunları çözmek için bir araya geliyorlar.
Lefkoşa ara bölgede yapılan ve beş saat süren görüşmede KKTC lideri Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas’ın, “Tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte anlaştıkları” açıklandı.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, görüşmenin “Pozitif ve işbirliği havasında geçtiğini” belirterek, liderlerin, tek egemenlik ve tek vatandaşlık konularındaki detayları, kapsamlı müzakerelerde ele alacaklarını ifade etti.
Büyük bir dostluk ve samimi havada geçen görüşmelerin ardından iki liderin 25 Temmuz’da yapacakları görüşmede ise bu konunun son kez inceleneceğini belirttiler.
Buraya kadar her şey gayet güzel. Kış kışlığını, puşt puşluluğunu yaptığı gibi, Rum lider Hristofyas aynı gün görüşmelerin hemen ardından Avusturya’nın Kurier gazetesine verdiği demeçte ise, “Talat ile TÜRK İŞGALİNE VE ANA VATANA BAĞIMLILIĞA KARŞI Mücadele EDİYORUZ” sözleri yenilir yutulur cinsten değil.
Rum lider, doğrudan doğruya Türk Silahlı Kuvvetleri’ni “İŞGALCİ” konumuna sokuyor.
Buna, KKTC lideri Talat’ın ne cevap verdiği ise gerçekten merak konusu. Eğer Talat, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni “İŞGALCİ” sınıfına koyan Rum lidere cevap vermediyse durum çok daha vahim.
Vahim diyorum, çünkü Türkiye, Kıbrıs’taki Barış Herakatın’da çok sayıda askerini şehit verdi.
Kana doymayan vampir ruhlu Rumların birçok köy bastığını ve beşikteki bebeği dahi gözlerini kırpmadan katletmekten çekinmediği belgelerle ispatlandı.
Tarihe düşen bu Rum katliamına rağmen, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden “İŞGALCİ” diye söz etmek ve bu sözü sarfeden Rumlara cevap vermemek ise kansızlıktır, Türk düşmanlığıdır.
İngiliz uşağı ve Rum bozuntusu bunlar için kan dökmeye ve şehit verme değerdi ama, işin içine onur ve gurur girince durum başka boyutlara çekiliyor.
Rum çizmeleri altında inim inim inlerken “Türkler nerede, Türk Askeri Kıbrıs’a gelmek için daha ne bekliyor” diye isyan edenler, bugün utanamadan ve de sıkılmadan “İŞGALCİ” kelimesini rahatlıkla kullanabiliyorlar.
Yuh olsun ve yazıklar olsun.
Bari Kıbrıs toprağına dökülen Şehit kanlarından, şehitlikten utanın...