.

 

.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

.

.
.

Küçükken babam, kardeşimle bana; 'Hayatta iki şeyi affetmem namussuzluk ve teröre bulaşarak vatna ihanet. Bunları yaparsanız, sizi reddederim' demişti…

 

İşte şimdi bu kaygı içindeyim…

 

Çünkü ben, 'Kemalist, demokratik, laik ve çağdaş bir Türkiye Cumhuriyeti'ni ısrarla savunduğumu' her fırsatta dile getiriyorum; hatta bu uğurda savaşacağımı da vurguluyorum; dolayısıyla da birileri tarafından 'Terör örgütü kurmak, terör örgütüne üye olmak, terörist eylemlerde bulunmak' suçlarıyla zan altında bırakılmam an meselesi gibi…

 

Öyle ya, bu ülkenin kuvvet komutanlığını yapmış, tabii yılarca saygın bir gazeteci olarak adına hiçbir leke gelmemiş, yine ticaret dünyasında çağdaş, laik ve saygın bir yeri buluna kişiler göz altına alınıyor, 'Teröristlik' ile suçlanıyorsa, ben haydi haydi suçlanabilirim…

 

Bu an meselesi…

 

Yine söylüyorum, 'Ben Atatürkçü Cumhuriyete inanan, devletimin; çağdaş, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak kalması için elimden geleni yapacak bir vatandaşım'; peki ben terörist mi oluyorum?

 

Öyleyse kusura bakma baba!

 

Şaka bir yana elmalarla armutları bırakın; herşey birbirine karıştı…

 

Bakınız, Türkiye'de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1.maddesinde; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir" şeklinde tanımlanıyor.

 

Bir ülkenin Anayasası'nda yer alan ilkelerini savunmak, bunların savaşımnıı vremek ne zaandan beri 'Terör' kavramı ile aynı kapsamda anılıyor…

 

Abdi ipekçi ustamızın bir zamanlar dediği gibi, 'Tanrım bu son çılgınlık olsun'…

 

Mümkün mü?

 

Bu yıldırma, korkutma, sindirme sürecinde ne yapmak gerek…

 

Yani ben bir suç işlesem de, mahkemeye düşsem; hakime derim ki: 'Üzgünüm, suç işledim, affedin hakim bey, istemeden oldu, pişmanım…'

 

Çok güzel…

 

Peki şimdi bu zanlılar, savcılığa sevkedir de hakim karşısına çıkarlarsa , 'Evet, biz demokratik ve laik bir Türkiye Cumhuriyeti için halkı uyardık, Atatürk ilke ve inkılaplarının yıpratılmasını önlemek için yazılar yazdık, sözlü açıklamalarda bulunduk. Affedin(!)' mi diyecekler?

 

İlginç değil mi?

 

Tarih Türk'ü 1919'lrda ateşle imtihan etmişti, şimdi ise rejim sayesinde bir yerlere gelip, rejime karşı eylemlerde bulunan ve hala rejimi  savunanları sindirmek isteyenlerle….

 

Ve bu sınav çok daha zor…
 
.
.

.

.

.

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

.

.