|
Hakkımda Yeni Hayat isimli derginin Mart-Nisan 2008
tarihli sayısında çıkan bir yazıdan dolayı TCK m. 301/2
fıkrasından soruşturma açılmıştır. Hakkımdaki işbu
soruşturma haksız yere açılmıştır. Benim gayem TCK'nun
301/2 maddesinde belirtilen, Cumhuriyetimizin
kurumlarından herhangi birini hedef alarak yıpratmak
değildir.
Bilakis, Cumhuriyetimizin kurumlarını yüceltmektir.
Benim asıl gayem Türk Milletinin hakkını savunmaktır.
Cumhuriyetimizin kurumlarını yıpratan yanlış
uygulamalara dikkat çekerek, halkımızın hak ve hukukunun
savunulmasından başka bir şey değildir. Hatta çok daha
açık ifade ile 70 milyon insanın hakkını gasp eden,
Cumhuriyetimizin kurumlarını yanlış ve kasıtlı
icraatlarla yıpratan istisnai olaylara dikkat çekmektir.
Bu itibarla soruşturma konusu yazım günceldir ve
gerçektir. Şöyle ki:
Öncelikle, yazımda değindiğim ve eleştirdiğim konular,
bizzat bir kamu görevlisi olarak bizzat yürüttüğüm bir
yolsuzluk soruşturması sonucunda ulaştığım bilgi ve
belgelere dayanmaktadır. Türk İşi
Mortgage, 775 Sayılı Gecekondu Yasası ve Uygulaması
isimli kitabımda da bu konuyu detaylarıyla izah
etmişimdir. Yine bazı konulara burada dikkat çekmeye
kendimi mecbur hissediyorum ki bunları da aşağıda
özetlemeye çalışacağım:
Bunlardan biri, milletimizin bugüne kadar yaptığı
birikimlerin en verimli şekilde kullanılması ve refah
düzeyinin arttırılması için konulmuş bulunan İhale
Yasasının yanlış uygulanması ile ilgilidir.
Şöyle ki: eski TCK'nun 205'inci maddesi İhaleye Fesat
Karıştırma suçuna verilecek cezayı düzenlemiştir.
Bilindiği üzere, bu madde hükmünü ihlal ettiklerinden
dolayı bazı bakan ve bürokratlar yargılanmış ve hüküm
giymişlerdir. Bu maddeye göre 10 yıldan aşağı olmamak
üzere ağır cezada yargılanmışlardır.
Doğrusu budur. Ancak, bu suçlara istisnai olarak bazı
Mahkemelerce eski TCK'nun 205'inci maddesi uygulanmamış,
bunun yerine eski TCK'nun 366 maddesi uygulanmıştır ki
bu esas ve usul olarak yanlıştır. Sebebi de, 366'ıncı
maddenin haciz edilen malların müzayedesine fesat
karıştırmayı düzenleyen madde oluşudur; bu yanlış
uygulama yüzünden, ihaleye fesat karıştırma
eylemlerinden ötürü en az 10 yıl ağır ceza ile ağır ceza
mahkemesinde yargılama yapılması gerekirken, Asliye Ceza
Mahkemesinde 3 aydan 1 yıla kadar hapisle yargılama
yapılmakta, savcılığın iddianamesinde yer alan sevk
maddesi mahkeme tarafından düzeltilmemektedir.
Hatta bazı bilirkişiler -ki hukuk fakültesinden
görevlendirildiklerinde bile- TCK m. 366'ncı maddesi
hükmünü ihaleye fesat karıştırma olarak izah
etmektedirler. Bu yanlıştır. Bu durumda dahi ceza
alanlara erteleme yasası bir defa uygulanması
gerekirken, birden fazla uygulanması ise son derece
yanlıştır. Yani yasanın amacına uygun hareket edilmemiş
olmaktadır ki, benim de yazımda eleştirdiğim budur.
Bir diğer konu da taksi duraklarının durumudur. Şöyle
ki; ülkemizde neredeyse bütün adliyeler, hükümet
konakları ve diğer resmi kurumların önünde taksi
durakları vardır. Bu duraklarda yine Karayolları ve İmar
yasası gereği umuma açık taksi durağı levhası dışında
hiçbir şekilde kulübe, mobo, telefon, telsiz olmaması ve
bütün ticari taksilerinin kullanımına açık olması
kaydıyla İl ve İlçe Trafik Komisyon kararlarıyla sabit
olmasına rağmen mevzuata aykırı olarak tam tersi
yapılmaktadır.
Hiçbir yasal görevli özellikle mülki, kolluk ve adli
görevliler de bu duruma müdahale etmemektedir. Halkın
malı sayılan bu yerleri ele geçiren güçler de haksız
menfaat sağladıkları gibi çete oluşumlarına sebebiyet
vermektedir. Ticari taksicilerin serbest ticaret
yapmasına mani olmaktadırlar. Daha da kötüsü resmi
kurumlarımız veya bulundukları yerlerde göz önünde bir
çete oluşumu şeklinde karşımıza çıkmaktadırlar.
Bir başka açıdan da, bu tip yerler bütün terör örgütleri
ve yabancı gizli servislerin çörekleneceği, kamufle
olacağı ve resmi görevlilerin kendileri ile ailelerinin
takip edileceği bir yer halindedirler. Toplanan
istihbarat ile belki de resmi kurumlara ve bu
kurumdakilere sabotaj, suikast planlarının
yapılmasına zemin sağlanabileceği açıktır. Bu da resmi
kurumlarımızın güvenliği ile çalışanlarının can
güvenliğini tehdit etmektedir. Buna bir örnek vermek
gerekirse, Danıştay cinayeti diye bilinen melun
hadisedir. Bu hadiseden kısa bir zaman önce
hatırlanacağı gibi Danıştay önündeki taksi durağında
taksiciler birbirleriyle pompalı tüfekle çatışmışlar ve
yaralamalı elim bir olay meydana gelmiştir.
Başka bir konu da, 1966 yılında Anayasamızın sosyal
devlet ilkesine istinaden çıkarılan 775 sayılı Gecekondu
yasasının yanlış ve haksız uygulanmasıdır. Bu durum,
Cumhuriyetimizin halen devam eden en uzun ve en büyük
yolsuzluğuna, kara para kazanılmasına, hatta Asala, PKK
ve sair çete oluşumlarının beslenmesine kadar varan,
ancak aynı zamanda 70 milyonumuzu ilgilendiren insan
hakları ihlali haline gelmiştir.
Yasanın amacı, kendisinin, eşinin ve ergin olmayan
çocuğunun evi ya da ev yapacak arazisi olmayan
vatandaşlarımızın insan onuruna yakışır şekilde ev
sahibi yapmak olmasına rağmen, bu amaca uygun hareket
edilmemiştir.
Keza bu yasa, hak sahiplerini sadece bir ev sahibi
yapmayı ve bu kişilerin de dar gelirli, gecekonduda
yaşamak zorunda kalan insanlarımızdan oluşmasını,
evsiz-barksız yurttaşlarımızın insan onuruna yakışır
şekilde yaşamasını sağlayarak çocuklarının da
Cumhuriyete hayırlı evlatlar olmasını sağlamayı
amaçlamıştır.
Bir diğer yönü de şehirlerin bilime ve hayatın gerçeği
olan şehirciliğe uygun imarını sağlayarak deprem ve
benzeri felaketlerde can ve mal kaybının asgariye
indirilmesi ile büyük insanlık travmalarını engellemek
iken maalesef amaç dışına çıkılmıştır.
Şöyle ki, belediyeler ve ilgili kurum olan Arsa Ofisi
Genel Müdürlüğünce ihdas edilen ve tapu kayıtlarında 775
sayılı yasaya tabidir şerhi bulunan arsalar, başka
amaçla kullanılamayacak olmalarına rağmen maalesef
ülkemizde devletin yoksul yurttaşları lehine sağladığı
bu imkanlar yaygın şekilde suiistimal edilmiş, hak
sahibi olmayanlara, bir adet ev yerine binlerce
metrekarelik araziler peşkeş çekilmiş; sonuçta yasada
belirlenen hak sahiplerine tahsis edilmek yerine
yukarıda belirttiğim çıkar amaçlı odakların eline
geçmiştir.
Bazı odaklarca yedişer kişiden oluşan yedi adet
kooperatifler ile hemen akabinde üst birlikler
kurdurulmuş, 49 kişiden oluşan bu oluşumlara on binlerce
dairelik arazi tahsisleri yapılmıştır. Gerçekte bu
kişilere yasa gereği dar gelirli olmaları halinde yine
birer dairelik yer verilmesi gerekirdi
ki bu kurala uyulmamıştır. Böylece de açıkça suç
işlenmiştir. Sonuçta bu üst birlikler gerçekte ev sahibi
olmak isteyen üçüncü şahısları da ya suça bulaştırmış
yada onları mağdur etmişlerdir. Elde edilen rant o kadar
büyüktür ki, eski iç işleri bakanı Sadettin Tantan ile
Savcı huzurunda yapılan görüşmede 300 milyar dolarlık
bir rant olduğu değerlendirilmiştir. Bu rakam çok gibi
gözükse de, şöyle bir örnek ile konuyu açıklamak
mümkündür. Alkent 2000 villalarındaki evler tanesi 1 ila
3 milyon dolardır, 2000 adeti takriben 2 ila 6 milyar
dolar yapmaktadır.
Hatta burada bulunan 180 civarındaki villanın da
ülkemizin hava savunması sahasında yapıldığı ve işgalci
durumunda olduğu belirlenmiştir. Dolayısıyla ülkemizin
hava savunmasının dahi gözetilmediği durum, olayın ne
kadar vahim olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum da
kara para aklanmasını, tefecilik gibi yasa dışı
olaylarda elde edilen paraların değerlendirilmesini
sağlamaktadır. Emlak bankası aracılığı ile yapılan ve şu
an Toki'ye devredilen 775 sayılı yasaya tabi araziler de
yine yasaya aykırı olarak değerlendirilmektedir. Çünkü
hem hak sahibi olmayan, hem de yabancı ülke vatandaşı
yada kurumlarına bu araziler tahsis edilmiştir. Mesela
Büyükçekmece'de Fransız kurumu Metro tesisi buna somut
bir örnektir.
Yine hak sahibi olmayanlara tatbik edilmesi gereken 775
Sayılı Yasanın ceza hükmünce 3 ay ila 1 yıl hapis ve
para cezası yasayı çiğneyenlere hiçbir şekilde
uygulanmamıştır. Yine aynı yasanın ilgili maddesi gereği
her hangi bir hüküm alınmasına gerek kalmaksızın hak
sahibi olmayanlara tahsisi yapılan evler ve arazilerin
geri alınması ve hak sahiplerine verilmesi gerekirken bu
konuda da yetkililerce hiçbir işlem yapılmamıştır.
Bu durumda da bilerek ya da bilmeyerek binlerce kişi bu
suça bulaşmıştır. Ve bu insanların içinde yüksek yargı
mensupları, tanınmış gazeteci, mülki amir, milletvekili,
sanatçı, holding sahipleri, kolluk
amirleri, savcı, mülkiye müfettişleri oldukları göz
önüne alındığında, bu kişilerin hem kendileri milletimiz
ve kamu oyu önünde zor durumda kaldıkları gibi, hem de
halkımızın devlete güveninin sarsılacağı bir
gerçektir. Ayrıca 43 yıldan beri 775 sayılı yasanın
yanlış uygulanmasına, bugüne kadar devlet
görevlilerimizin hiç birinin ses çıkarmamasının
uluslararası bir skandal olacağı da bir gerçektir.
Ayrıca, bu yasa dışı işlerden elde edildiği paralar yurt
dışına çıkarılmaktadır. Şöyle ki bu işlerde de sahte
evrak ile bankalar kullanılmaktadır. Bu durum hem
bankalar yasasına hem de ülkemizin imzaladığı kara para
ile ilgili uluslar arası anlaşmaya aykırıdır. Bu konuyla
ilgili şu örneği vermek mümkündür:
Mehmet ŞAHİN TUNCAY 9.01.2003 günü ve 14.04.2004 günü
alınan ifadesinde özetle: Kendisine gösterilen bir
trilyon TL tutarındaki Ömer TIRAŞOĞLU adına yapılan
havale formu ile ilgili olarak Cengiz Ve Ömer TIRAŞOĞLU
isimli şahısları tanımadığını hiç bir trilyonu
olmadığını, kendisinin böyle
bir havale işlemi yapmadığını, havale formundaki yazı ve
imzanın kendisine ait olmadığını, havale işleminde
kullanılan ehliyet fotokopisinin kendisine ait olduğunu;
ehliyet fotokopisini Kavaklı imar eğitim ve dayanışma
vakfı müdürü Mustafa GÜREL e 3-4 yıl önce verdiğini,
kendisinin kimliğini kullanan Mustafa GÜREL'den ve
Kendisi olmadan bankada bu işlemi yapan banka
görevlilerinden şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.
Mustafa GÜREL ise 14.04.2003 günü alınan ifadesinde
özetle: Mehmet Şahin TUNCAY kimlik fotokopisi
kullanılarak Havale yapılması ile ilgili bir bilgisinin
olmadığını, ancak Mehmet Şahin TUNCAY ın ehliyet
fotokopisini kendisinin aldığını, Mustafa Şahin TUNCAY'a
muhtaçlık belgesi almak için ehliyet fotokopisini Cum.
Mah. muhtarı Cengiz TIRAŞOĞLU'na verdiğini ancak geri
alıp almadığını hatırlamadığını, Bankaya faks ile
gönderilen Mehmet Şahin TUNCAY ın ehliyet fotokopisi
üzerinde yazılı bulunan ESRA HANIMIN DİKKATİNE ibareli
el yazısının kendi yazısına benzediğini, ancak bankaya
Mehmet Şahin TUNCAY ın ehliyet fotokopisini fakslayıp
fakslamadığını hatırlamadığını beyan etmiştir.
Esra SÜRÜCÜ: Demirbank Beylikdüzü şubesinde 1998-2002
yılarında görev yaptığını Şu an TEB bankasında
çalışmakta olduğunu, Ömer TIRAŞOĞLU'na Bir trilyon
havale yapılması ile ilgili olarak o tarihte Orhan ve
Cengiz TIRAŞOĞLU'nu tanıdığını, Cengiz TIRAŞOĞLU'nun o
tarihte çalıştığı bankada hesabı olduğunu, kendisine
gösterilen Bir trilyon tutarındaki havale işlemini havi
15.08.2001 tarihli havale talep formunun Cengiz
TIRAŞOĞLU tarafından verilmiş olması gerektiğini, bu
formu Mehmet Şahin TUNCAY ın vermediğini kendisine
gösterilen Mehmet Şahin TUNCAY in ehliyet fotokopisi
üzerindeki Esra hanımın dikkatine yazılı ibare ile
ilgili olarak Talep formuna eklenmek üzere Cengiz
TIRAŞOĞLU'ndan istenmiş olması gerektiğini, bu konuda
bilgisi olmadığını Mehmet Şahin TUNCAY isimli şahsı
tanımadığını, Havale Talep formu üzerindeki yazıların
kendisine ait olmadığını muhtemelen Cengiz TIRAŞOĞLU
tarafından yazılmış olduğunu; bu tür işlemleri banka
müdürünün bilgisi dahilinde daha önce de yaptığını beyan
etmiştir. Yukarıda verilen bilgilere ve belgelere dayalı
kara para aklama olayı hakkında bugüne kadar işlem
yapılmadığı gibi, hatta bu hususları anlatan Türk İşi
Mortgage kitabımı okuyan ve isminin gizli kalmasını
isteyen bir okurum MASAK'a konuyu ilettiğini ve hala bu
konuda işlem yapılmadığını beyan etmiştir.
İşte yazımda eleştiri konusu yaptığım hususlar, yukarıda
açıklamağa çalıştığım gibi, hem devletimizin hem de
milletimizin güvenliğini, ortak ulusal çıkarlarını,
dirlik ve düzenliğini gözeten; hukukun egemenliği ve
üstünlüğü ilkelerine uygun bir toplum ve devlet düzeni
özlemi içinde kaleme alınmıştır ve bunların
anlatılmasında mutlak surette kamu yararı vardır.
Yukarıda çok özet olarak ifade ettiğim gibi, amacım ne
Türk Milletinin ne de Cumhuriyetimizin kurumlarının
haysiyetini küçük düşürmek değil, tam tersine Türk
Milletinin hakkını savunmak, Cumhuriyetimizin
kurumlarında yapılan yanlışlıkların düzeltilerek devlet
ve toplumun olduğundan çok daha yükseklere çıkmasına
hizmet etmektir. Hukukun egemenliğinin ve üstünlüğünün
sağlanmasıdır. Maksadım suç işlemek değil, tam aksine
suçluların cezalandırılmasına, Cumhuriyet sıfatı taşıyan
savcılarımızın Cumhuriyetimizi korunma görevlerinde
kendilerine sorumlu bir yurttaş sıfatıyla yardımcı
olmaktır.
Bu görevi akıl ve vicdan sahibi bir Türk ve bir yurttaş
sıfatı yanında, Mustafa Kemal Atatürk ve dava
arkadaşlarının mezun olduğu Şanlı Harbiye'den mezun bir
Türk subayı olarak, onun emrettiği ve çocuk yaştan beri
belleğimde olan Gençliğe Hitabından almaktayım: Onun
belirttiği gibi;
Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini,
Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa
etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli
budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek
isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir
gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine
düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın
vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân
ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün
dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili
olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün
kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş,
bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi
bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha
elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde,
iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ
hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar
sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi
emelleriyle tevhid edebilirler.
Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş
olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve
şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve
Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret,
damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Ve bu görevi de nasıl yapılacağını da Paşa Camiinde
açıkça ifade etmiştir:
"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve
bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok
inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri
benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en
küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu
mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu
vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla,
sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi
yapıtını koruyacaktır."
Ben Mustafa Kemal'in yolunda giden bir nefer olarak
yetiştirildim, devletime ve milletime yürekten bağlı,
gerekirse gözümü kırpmadan ölüme gitmeyi şeref olarak
gören bir neferim. Hatırlanacağı üzere
devletimiz ve milletimiz Ata'nın ölümünden beri çok ağır
ve zor koşullara mahkum edilmiş ve son yıllarda da
yukarıda izah ettiğim üzere sistematik yolsuzluk
yapılarak halkımız yoksullaştırılmış ve bu
batakta da maalesef her tür kötülüğün yeşermesine
sebebiyet verilmiştir.
Hatta zavallı yoksul yurttaşlarımızın bir ev sahibi
olma, özel hayatını, can güvenliğini, aile hayatını
şerefiyle yaşama şansı elinden alınmıştır. Çocuklarımız
medeni ve temiz bir doğal ve sosyal çevre yerine, insan
onuruna yakışmayan yerlerde yaşamaya ve büyümeye mahkum
olmuş ve maalesef bu yüzden de onları çeteler ile terör
örgütleri kendi menfaatlerinde kaynak olarak
kullanmışlardır.
Cezaevlerine kader mahkumu olarak giren, yaşam savaşının
çok çetin ve ağır koşulları karşısında istemeden suç
işleyen insanlarımız, çaresizliklerinden terör ve suç
oluşumlarının hakimiyetine terk edilmiştir. Hatta, öyle
ki, başbakan, bakan ve cezaevinden sorumlu
başsavcılarımızın; "devlet cezaevlerine hakim değil,
Bayrampaşa cezaevini düzeltenin elini öperim" şeklinde
talihsiz açıklamalarda bulundukları dönemler yaşanmıştır
ve bunlar herkesçe malumdur.
Yani kısaca ben bir yazar olmaktan önce, bilinçli ve
sorumlu bir yurttaş olarak hukukun üstünlüğünü arzu
eden, insan haklarını, devletimizin ve onun kurumlarının
düzgün işlemesini, milletimizin hak
ve hukukunun tecelli etmesini isteyen birisiyim.
Yazdıklarım da bağlamı içinde değerlendirildiğinde,
yazıda öz ve biçim dengesinin korunduğu, eleştiri
sınırlarının aşılmadığı ve asla suç kastıyla yapılmadığı
görülecek ve anlaşılacaktır.
Temennim ve özlemim, Cumhuriyetimizi korumakla görevli
olanlardan en az birinin yukarıda izah ettiğim suçlara
dur deme cesaretini göstermesidir. Yazımın kaleme alınış
maksadı da bundan başka bir şey değildir.
Ben hukukun tecelli ettiği bir ülkede yaşamak isteyen,
Cumhuriyete bağlı bir yurttaşım. Herhangi bir suç işleme
kastım da, niyetim de yoktur. Soruşturma konusu yazı
tamamiyle düşünce açıklama özgürlüğü ve eleştiride
bulunma hakkının yasal sınırları içerisinde yapılmıştır;
günceldir, gerçektir, yazılmasında ve yayımlanmasında
mutlak surette kamu yararı vardır, eleştiri sınırları
aşılmamıştır.
Yukarıda açıkladığım bütün bu sebeplerle, hakkımda
kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesini
saygılarımla arz ederim.
Zeki Bingöl |