![]() |
TÜRKÇE, İLETİŞİM ve İNTERNET
13 Eylül 2009, 07:56
Bojidar ÇİPOF
|
|
Dünya’nın en güzel lisanını konuşuyoruz. “Türkçe”
Kendimi daha iyi ifade edebileceğim başka bir lisan yok!
Geliş itibariyle, Ural/Altay ailesinden gelen ve Oğuz’lardan aldığımız Türkiye Türkçesi; çok geniş bir kelime haznesine ve çok sağlam bir yapıya sahiptir. Burada dilbilim açısından Türkçeyi ele almayacağız. Bu çok başka bir konudur.
Fakat çok geniş bir coğrafyada kullanılıyor olması, bir dönem Osmanlı Devleti’nin egemen olduğu çok büyük bir coğrafi alan da göz önüne alınarak; Türkçenin bir kültür dili olduğunu söyleyebiliriz.
Ulu önder Atatürk, Cumhuriyetin ilanından 9 yıl sonra “Dil Devrimi”ni gerçekleştirdi. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardı. Harf İnkılâbı’nın Cumhuriyetin ilanından 4 yıl sonra yapılmasına karşın, Dil Devrimi için bir 5 yıl daha beklenmiştir.
Bu Atatürk’ün devrimler için gösterdiği sabırsız davranışla örtüşmemektedir. Ulu Önder adeta zamanı zorlayarak yapmak istediği inkılâpları gerçekleştirmiştir. Peki, Ata neden Dil Devrimi için bu kadar bekledi? Bunun sebebi araştırıldığında çok net olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çok önemli devrim için yapılan hazırlıklar ve bu hazırlıklara gösterilen önemden kaynaklanana bir gecikmedir.
Atatürk’ün bizzat kuruluşlarında büyük rol oynadığı; Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, bu gün hâlâ ülkemizin en önemli kültür ve araştırma kurumlarıdır.
Bu kurumların, başta Türk Tarih Kurumu’nun bastırdığı kitaplar; gerek baskı kalitesi ve gerekse Türkçeye gösterilen önem ve özen açısından yurdumuzda basılan en önemli bilgi ve başvuru kaynaklarıdır.
Atamız gereken alt yapıyı bizzat kendi inisiyatifi ve denetimi altında hazırladıktan sonra devrimi gerçekleştirmiştir.
Bu yazı yukarıda da belirtildiği gibi Türkçeyi dilbilim açısından incelemek- irdelemek maksadıyla yazılmadı. Sadece şu tespit için yazıldı: Çok büyük bir coğrafyada kullanılan bir kültür ve bilim dili olan Türkçeyi kullanıyoruz. Bu aynı zamanda ülkemizin de resmi dilidir.
Peki, bu dile özen ve önem gösteriyor muyuz? Ya da gösteriliyor mu?
Şu internet denen ve neredeyse bağımlısı olduğumuz, sanal sohbet ortamı ve telekomünikasyonun bize sunduğu mobil telefonlar ve bunlarla oluşan kısa mesaj (sms) olanağı, hızla bizim güzel dilimizi olumsuz yönde etkilemektedir.
Selam= slm, Merhaba mrb, nasılsın= nslsn ve uzayıp giden yeni bir lügat sanki… Aynısı başta msn olmak üzere sohbet (chat) ortamlarında da kullanılıyor.
Şimdi birçokları hemen “Ama bu sanal ortamın kuralı” diye ortaya atılacaklar.
Neden? Kim bu kuralı koydu?
Ne kazanç var bunda? Ne kadar maddi kazanç oluştu?
Sorayım mı daha? Sayfalar dolusu soru oluşturabilirim size...
Ekler yapışık (ki, da, de)…
Soru ekleri yapışık (musun, misin, mu, mi)…
Zaten eller de artık klavyeye yapışık….
Yani bir ara çubuğuna fazladan basmak bu kadar mı zor?
Ama nedense kelime sonlarında son harfi uzunca basmak moda.
Tamammmmmm….. ve başkaları… Bu şekilde duygu yükleniyormuş…
Acaba ben mi geri kafalıyım? Sms gönderirken dahi noktalama tireleme ve ekleri tam olarak yazarım. Msn’de aynen tabi…
İletişim; ya da söylemsel şekli ile kominikasyon (comminication), bu gün hayatımızın vazgeçilmez bir unsurudur. Başta cep telefonları ile internet ve bunların bize sağladığı türlü imkânlarla hayatımızı adeta yönetir bir haldedir. Teknoloji bizi esir etmiştir. İletişim; bu gün bizi iletişim(siz) bir duruma sürüklemektedir. Bu iletişim(siz)lik insansal ilişkilerdedir.
Şimdi ticaret yapan eskiler hatırlasın. Hani o bankaların kartoteks ve telefonla hesapları yönettiği zaman. Burada biraz yaşımız ortaya çıkacak ama o zaman daha başkaydı. Basit bir örnek… Bu gün bir çekiniz var, ama paranız biraz eksik.
Sabah sabah banka aranır “Aman öğleye doğru yatıracağım. Ne olur… v.s.” Bankaya giden ya da başka bir şubeden provizyon isteyen alacaklıya genellikle banka müdürü bağlanır ve “ Efendim o iyi bir firmanın çekidir, öğlenden sonra sorarsanız… v.s.”
Ben belki ülkemizdeki en eski bilgisayar kullanıcılarındanım. Bilgisayarda bir “bayt” sıfır ya da “bir”den oluşur. Bir başka anlamla, yapılan her hareketin ortaya çıkan verisi bu sıfır bir mantığından oluşturulmuştur. Tabi bilgisayar başında yaptığınız her işlemde bu sıfır bir hareketleri saniyede milyon kereler tekrarlanır ve size ekranda güzel şekiller olarak ortaya çıkar. Bu kadar teknik bilgi yeter…
İşte günümüzün bilgi çağında, bilgisayar ortamında yapılan her harekette artık “HİS” yoktur. “DUYGU” yoktur. Sıfır bir kadar, evet hayır kadar keskin iki uç sonuç vardır. Artık o sevecen banka müdürü devre dışıdır. Hayatımıza egemen bir iletişim sistemi, ya da bizi insansal ilişkilerden tamamen koparan iletişim(siz) hayata mahkûmuz.
Burada aman, sakın bana teknoloji düşmanı demeyin. Ben teknoloji üreterek yaşıyorum, yiyorum, içiyorum. Ben teknolojiden para kazanıyorum ve teknolojiyi kullanıyorum.
İletişimde ana kavram; başka bireylerle bağlantı, birlikte olma, bilgi ve haber paylaşma esasına dayanır. O halde ortada bir kaynak, yani veri merkezi ve bu kaynaktan istifade eden bir alıcı, kullanıcı olması gerekmektedir. Bir başka yazımda “Bilgi” ve “Bilgi Teorisi” hatta “Bilgi Felsefesi” üzerine ama herkesin anlayabileceği tanımlamalarla bir yazı yazmayı düşünüyorum.
Burada bilginin kısaca, iletişimsel halin bir alt katmanı ya da kümesi olduğunu belirtmek doğru olur. İletişim; peki bize hep doğru bilgiyi mi sunuyor? İletişim araçlarını başta interneti kullanarak elde edilen tüm bilgiler doğru mu?
Burada daha çok “mu” yazılabilir. Maalesef, bilgi kirliliği, hatta olumsuz anlamda insanları yönlendirme, daha fazla örneklendirmeden; insan usunun tutsak edilmesi için kullanılan en büyük silah; “iletişim” araçlarıdır.
Kötü bilgi, zararlı bilgi, dezenformasyon, dogmatik yönlendirme ve bunu sonucunda bilgi kirliliği. Ne gariptir ki, internet üzerinden istenmeyen sitelerin ve içerik kontrolünün sağlanması için yazılım yapıp buradan zengin olan firma sayısı da az değil.
Teknolojiyi kullanacağız, yaşamımızın artık her saniyesinde yer alacak ama esiri olmamak şartıyla. Bu esaret ne yazık ki o bazı kurgu bilim filmlerde senaryo olduğu gibi Dünya’yı yöneten bir bilgisayar olarak hayatımıza girmesin. Kullanacağız ama bu iletişim bizi insanlarla iletişim(siz) kılmasın.
Bir odada, aynı havayı soluyarak Dünya’daki, insan hayatındaki en önemli unsuru, “Söz”ü kullanmadan iki ayrı bilgisayar üzerinden sohbet eden ya da sorunlarını çözmeye çalışan eşler, sevgililer, arkadaşlar var günümüzde. Bu çok acı… Hakikaten çok acı…
Olumlu düşünce ile ben birazdan biri ile msn üzerinden hasret giderebilirim. “Ne güzel teknoloji sen yaşa emi… v.s.” Bu; bardağın her iki tarafında da ele alınabilecek bir durum. “Ne güzel iletişim kurdum.” Ya da “Bir sesini duysaydım”. İşte ses duyma dedik telefon konusuna girdik. Peki, aynı mantığı telefon içinde yapalım. “ Ne güzel telefonla sesini duydum” Ama bu yüz yüze olsaydı ne güzeldi değil mi?
İletişim araçları bizi sevdiklerimizle “iletişim” haline soktukları gibi “iletişim(siz)” olmamıza da sebep olmasın. Bayramlarda akraba ziyaretleri azalmış. Hatta artık telefon açıp hal hatır, tebrik yerine yaz bir “sms” hatta toplu herkese aynı metini yolla. Şimdi bu iletişim mi, yoksa iletişim(siz)lik mi?
İletişim araçlarını, teknolojinin tüm imkanlarını sonuna kadar kullanacağız, kullanacağız ki çağın gerisinde, gelişmiş ülkelerin arkasında kalmayalım.
Ama lütfen bu iletişim araçları sizi “insan” ilişkilerinde “iletişim(siz) yapmasın.
Unutmayın, teknoloji "SIFIR" ve "BİR"lerden oluşuyor. RUH yok, SEVGİ yok, DUYGU yok. Bir sürü unsur yok.
Çünkü "ORTA"sı yok. Bu ortayı doldurmak da biz bireylerin elinde. İLETİŞİM"le...
Peki, ne ile iletişim kuracağız Türkçeyle.
Demek ki sahip çıkmalıyız. Demek ki kaybetmemeliyiz. Yazının baş tarafında internet ve cep telefonları ile yaptıklarımızı örnekledim.
Karar sizin isterseniz devam edin. Ben etmiyorum. Israrla Msn’de de, sms’de de noktalama da yapıyorum, kelimeleri de tam olarak yazıyorum. İletişimde olduklarım bilir…
Zaman akıyor ama alışkanlıklar iz bırakıyor. Bu güzel lisanı gözden çıkarmadan alışkanlıklara sanırım çeki düzen verme zamanı şimdidir…
Biz de kendi internet kurallarımızı koyalım… Zaten kurala ne hacet…
Türkçe tüm kuralları içinde barındırıyor…
BOJİDAR ÇİPOF


