|
SON DAKİKA
ŞARKISINI SOLİSTİNE İTHAF ETTİ
TURKHABERLER'E TEŞEKKÜRLER
YENİ NAZLI ARMAN ÇOK KONUŞULACAK
BİLGE'DEN BAĞLAMA ŞOV
TOPRAK ANA VE YENİ FİLİZLER…
Orhan KARVAR orhankarvar@turkhaberler.net
TOPRAK ANA VE YENİ FİLİZLER…
Sevgili okuyucularım biliyor musunuz ben ne yaptım? Dün gece kendimle konuştum, ben konuştum o dinledi, o konuştu ben dinledim. Konuştum bir daha konuştum… “Konuştuklarımızı yazar mısın” dedim ama oralı bile olmadı… Önce rica minnet, baktım anlamıyor, emrettim kendime! Güzeli, çirkini, karayı, beyazı yaz… Yaz ki yazılmamış bir şey kalmasın… Işığın rengini, gecenin karanlığını yaz... Bir çocuğun ağlamasını yaz, cilveli bir kadının kahkahasındaki çağrıyı yaz! Sokakta açlıktan kuyruğunu titreterek aç-biilaç gezen kedileri-köpekleri yaz Yaşanmışlıklara ekleyerek yaşanmamışlıkları yaz… Yarım kalan sevgileri de unutma… Bakışları yaz, baktığı yerdeki güzelliği göremeyen gözleri yaz… Beyaz gül’deki masumluğu, Kırmızı gül’deki aşkı, Pembe gül’deki gönlüm sendeyi yaz… Kamelya’nın mağrurluğunu, Lilyum’daki güveni, Gerbera’daki iyimserliği, Frezya’daki suçluluk duygusunu, Sarı kasımpatıdaki ATA’ ya olan özlemi yaz... Bakışları bir kere daha yaz ve masumiyeti baktığı yerde bıraktığı izi yaz… Misket oynayan ya da bisiklete binen bir çocuğun neşesini yaz… Bir elinde şekerli yağ sürülmüş ekmek, diğer elinde tekerlekleri olmayan kırık-dökük oyuncakla gecekondusunun önünde oturmuş hayaller kuran varoşlardaki çocuğu yaz… Yazdıkça bitti mi sandın, yok yok; dur hele… Daha beni yazacaksın; Hem dünümü, hem bu günümü, hem de yarınımı! Ne o çok mu Zor? Yaz yaz korkma ürkütmesin seni dünyamın ağırlığı, Belki zordur benle yaşamak ama güzeldir bee… Biliyorum birçok yazamayan ama yazarım diyen geçinen dallamanın zoruna gider… Madalyası diye düşünür bu yaşamı! Bilmez ki kendi kirli dünyasında paranın peşinde koşarken unuttuğu insanlığını! Belki de hiç insan olamamıştır “İki bacak üstü bir gövde, omuz üstü bir kelleden” başka… Ama sen derinlere girmeden yaz. Soluğu damda-kampta değil de odanda alırken; yandaşı, paradaşı, takkeyi, keçeküllahı, yalakaları değil de, “us”lu dur usul usul methiye yaz… Mesela magazini yaz, Sevgiyi yaz, bak aşkı da yazabilirsin! Unutma güzeli, çirkini, karayı, beyazı yaz… Yaz ki yazılmamış hiçbir şey kalmasın göçüp gittiğin zaman… Işığın rengini, gecenin karanlığını yaz, Yaz ki gün kararmasın… Sokakta kuyruğunu titreterek aç-biilaç gezen kedileri-köpekleri yaz, Yaz ki duyarsızlar umarsızlıklarının altında ezilsin… Birilerinin attığı kemiği yalayıp, sonra dönüp sana havlayan KÖPEĞİ yaz, Yaz ki başka birileri de onun gibilere hoşt deme yürekliliğin göstersin… Bakışları yaz, baktığı yerdeki güzelliği göremeyen gözleri yaz, Yaz ki bakmayı öğrensin. Beyaz gül’deki masumluğu yaz ki günahsızlığı öğrensin… Kırmızı gül’deki aşkı yaz ki sevmeyi bilsin… Pembe gül’deki gönlüm sendeyi yaz ki gönüldaş olmayı seçsin… Kamelya’nın mağrurluğunu yaz ki onurun erdemini yakalasın… Lilyum’daki güveni yaz ki titreyip kendine gelsin… Gerbera’daki iyimserliği yaz ki iyi olmayı bilsin… Frezya’daki suçluluk duygusunu yaz ki kendini yargılasın… Sarı kasımpatıdaki ATA’ ya olan özlemi yaz ki özlemeyenlerin yüreği dağlansın… Bakışları bir kere daha yaz, masumiyeti baktığı yerde bıraktığı izi yaz… Yaz ki iz bırakmayı bilsin… İşte böyle sevgili okuyucular. Kısaca içimdeki çocuk gönül bahçemde hasat yaptı ama ben çok iyi biliyorum ki her zaman yeni filizlere açık bir gönül bahçem var… Çünkü gönül bahçemde tüm duygularımın filizlendiği “Toprak ANA” var… Hep sağlıkla ve sevgiyle kalın… Orhan Karvar Yükleniyor...
|
|