|
SON DAKİKA
ŞARKISINI SOLİSTİNE İTHAF ETTİ
TURKHABERLER'E TEŞEKKÜRLER
YENİ NAZLI ARMAN ÇOK KONUŞULACAK
BİLGE'DEN BAĞLAMA ŞOV
SAVAŞ GELİYORUM DİYOR
Çevik SEZER ceviksezer@turkhaberler.net
SAVAŞ GELİYORUM DİYOR Değerli okuyucular. Türkiye’nin sürüklenmekte olduğu savaşı ve doğacak sonuçlarını bir yazı dizisi halinde sizlerle paylaşmak istedim. Okumakta olduğunuz makalede savaşlar ve sonuçlarını kısaca ele almaya çalıştım. Günümüzde dünyaya egemen olmak isteyen güçlerin varlığı hepimizce malumdur. Peki, yaşanmakta olan tüm bu savaşlar, siyasi ve diplomatik oyunlar sadece mevcut kaynakların ele geçirilmesini mi hedeflemektedir? Ya da başka bir deyişle; egemen olmak isteyenlerin amaçladıkları şey, sadece kaynaklara sahip olmaktan mı ibarettir? Yani dünyadaki bütün kaynakları bu kişilere versek, acaba tüm bu zulüm, baskı, kan ve gözyaşı son bulacak mıdır? Hiç sanmıyorum. Çünkü zaten onların elindeki maddi imkânlar öylesine büyüktür ki, pek çoğumuz bunu hayal bile edemeyiz. Bir düşünelim: Bir yanda yaşamını idame ettirmek için birkaç lira değerindeki gıda maddesine muhtaç olanlarla, diğer yanda sadece damak zevkini tatmin için bir lokma havyara yüzlerce lira harcayanları ya da bir yanda içine sığınacak bir barınağı dahi bulamayanlarla diğer yanda kendini tatmin için milyonlar hatta milyarlarca lira karşılığında ada satın alanları getirelim gözümüzün önüne. Sonuçta birilerinin açlığı ya da barınaksızlığı, diğerlerinin havyar ve adalarının bedeli değil midir aslında? Yani birileri aç ve evsiz kalmasına, birileri de havyar yiyip ada almasına rağmen, bu uğursuz mücadele son bulmuş mudur? Cevap koskocaman bir “HAYIR” olacaktır. O halde nedir bu bitmek tükenmek bilmeyen savaşlarla istenen ya da hedeflenen? Özgürlük?.. İnsanlık?.. Huzur?.. Ya da dilimize dolanmış adıyla, Batının önümüze uzattığı en yeni havuç, “Demokrasi”mi? İyi de, nedir bu demokrasi? Neden demokrasiyi güçlendirmek ya da demokrasi getirmek adına binlerce insanı öldürürken, bu demokrasinin ne olduğunu tam olarak tanımlamıyorlar? Söz gelimi demokrasi kahramanı Amerika Birleşik Devletleri (ABD); Afganistan, Irak ya da sözde demokrasi adına katliamlar yarattığı diğer yerlerden derhal ve kayıtsız şartsız çekilse, oralarda yaşayan insanlar daha mı mutsuz olurlar acaba? Birilerinin kendi değerlerinin daha iyi ve üstün olduğu iddiasıyla, kendinden farklı olanları, aynı düşünceyi paylaşmaları için öldürmeye hakkı var mıdır? Hatta bırakınız öldürmeyi, kendisi gibi düşünmek için zorlamaya hakkı var mıdır? Şöyle diyelim, büyük takım taraftarlarının, küçük takımları tutanlar üzerinde baskı uygulamak ya da takımlarını değiştirmeye zorlamak gibi bir hakkı olabilir mi? Hele hele demokrasi, sadece kendileri gibi düşünülmesi anlamını taşıyorsa, acaba bu ne derece doğru bir yaklaşım olur? Bu konuya örnek olarak, demokrasi çığlıkları atan Avrupa Birliği’nin (AB), yakın geçmişte Avusturya’daki seçimlerin sonucunu beğenmediğinde neler yaptığını hatırlatmak yerinde olacaktır. Anlaşılan o ki, cevap demokrasi de değil. O halde nedir? Sanırım en doğru cevabı yazının ilk cümlesinde verdik zaten; “dünyaya egemen olmak”. Peki ya biz?.. Bizler ne olacağız? Onun da cevabı açık. Dünyaya egemen olanların işleri güçleri yok da ele geçirdikleri kaynakları enayi gibi çalışarak işleyip, ihtiyaçlarını gidermek için mamul hale mi getirecekler? Tabii ki hayır!.. Bunu onlar için köleleri yapacaklar ki egemen olduklarını, hükmettiklerini hissetsinler. Anlayacağınız bizlere ve daha da önemlisi çocuklarımıza kalan, bu egemenlerin köleliğini yapmak olacaktır. Peki bizler çocuklarımıza ne bırakmak istiyoruz? Aslında en can alıcı soru bu. Eminim ki bu basit soruya hepimizin ortak cevabı “yaşanabilir bir dünya” olacaktır. Bazı kişilerin “ne var canım, eğer bir şeyler düzelecekse, ha başkalarının kontrolünde olmuşuz, ha kendi başımıza ne fark eder ki?” diye düşünmekte olduklarına hemen hepimiz tanık olmuşuzdur. Başkalarının çıkarları yolunda çaba sarf etmenin sonuçları Irak’ta, Libya’da v.s. açıkça görülemiyor mu acaba? Unutmayalım ki, bizi kendileriyle bir tutmayanlar asla kendilerine tanıdıkları hakları bize vermezler. Yani sofraya onlarla eşit şartlarda oturmazsak, efendilerinin kırıntılarıyla geçinen köpeklerden farkımız kalmaz. İşte bizlere düşen, çocuklarımızın sofraya herkesle en azından eşit şartlarda oturmalarını sağlamaktır. Onurlu kölelik diye bir şey yoktur. Eğer çocuklarımızı köleler haline getirirsek, onlara en büyük kötülüğü yapmış olmaz mıyız? Sonuçta onların geleceğini, bizlerin karar ve uygulamaları belirleyecektir. Değerli okurlar! Gelişmeleri alt alta koyduğumuzda Türkiye’nin yakın gelecekte, kendisi için hiç de fayda sağlamayacak bir savaşa doğru sürüklendiğini rahatlıkla görmekteyiz. Ve eğer; bu durum bir an önce değiştirilmezse, çok büyük kayıplara uğrayacaktır. Sonraki yazıda Türkiye’nin bu savaşa nasıl zayıflatılarak hazırlandığını anlatmaya çalışacağım. O zamana dek sağlıcakla kalın. M. Çevik SEZER 20.02.2012 Balıkesir Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|
|