|
aldı ama ekranlardan istediği kadar
uzak kalmayı başaramadı. Ekran
diyeti yakında sona erecek olan
şovmen “Disco Kralı” için 20 kilo
verecek
Sadece televizyon dünyası için
değil bu, her sektör için
geçerli... Bir işte her şey yolunda
giderken o işe ara vermek, her
yiğidin harcı olmasa gerek...
Söz konusu ekranın haşarı çocuğu
Okan Bayülgen olunca her şey
mümkün...
Bir gün yapımcısı Reyhan Tüysüz’e,
“Ben bu işe bir yıl ara verip,
dinlenmek istiyorum” dedi ve öyle de
yaptı. Okan Bayülgen “Makina”yı stop
ettirip, bir kenara çekildi,
arzuladığı gibi saçını, sakalını
uzattı, kilolar aldı ama ekranlardan
istediği kadar uzak kalmayı
başaramadı.
Gerek özel hayatı, gerekse de
başkalarına yaptığı televizyon
projeleriyle hep gündemde kaldı.
Yeni yayın döneminde yine Kanal D’de
bu kez “Disco Kralı” olarak ekrana
dönüş yapacak Bayülgen’le aylardır
konakladığı Nişantaşı’ndaki Sofa
Otel’in terasında keyifli bir “Cafe
Sohbeti” yaptık.
Bayülgen’le konuşacak konu çok
olunca da zaman zaman yaptığımız
gibi bu kez de “Cafe Sohbeti”ni iki
güne yaydık...
Okan Bayülgen televizyon
programlarında her şey yolunda
giderken birden “Ben bir yıl yüzümü
dinlendireceğim” deyip ekrana veda
etti. Kendinizi yeterince
özlettiğinizi düşünüyor musunuz?
Galiba herkesin böyle bir hayali
var; “Ulan bir sene kendimi nadasa
bıraksam” ya da “Afrika’ya, Uzak
Doğu’ya gitsem” gibi... Herkes kendi
fantazisine göre anladı benim
söylediğim şeyi. Aslında söylediğim
şuydu:
Saçlarımı uzatacağım,
şişmanlayacağım, televizyonda
olmayacağım. Ama düşünsene yapacağım
bir sürü iş var. Şirketim
var, bana bağlı çalışan ve 12 ay
maaş alan adamlarım var. Bir kere bu
adamları bir arada tutacağız. Onlar
aileleriyle beraber aynı şartlarda
devam edecekler. Hatta o şartları
daha da iyileşecek. Bir yandan benim
fotoğraf işlerim devam edecek, bir
yandan seslendirme işleri ve diğer
işler devam edecek. Dolayısıyla
özleteceğim diye bir şey yok. Sadece
televizyon için.
Bu bir fanteziden başladı. Bir gün
Reyhan’la konuşuyoruz. Ona planlar
yaptım, şu kadar zaman dünyanın
burasındayım, bu kadar zaman
dünyanın şurasındayım diye planlar
yaptım. Halbuki tam tersi oldu. Ben
bütün ekibimi ve çalışmamı efort
edebilmek için daha çok çalıştım.
Aslında çok ortada değilim ama doğal
olarak şöyle bir merak da var.
“Herif televizyonda değil peki
sokakta ne yapıyor? Kız durumları
nedir?” diye bir magazin ilgisi
olunca dolayısıyla fazla bir şey
değişmedi.
İşe ara verip kafa dinlemeyi anladım
da niye kilo alma, saç bırakma da
vardı o paketin içinde?
Bir prezantabl görünüş var;
“Televizyona çıkan adam şöyle olur,
böyle olur” diye. Ben de ona uygun
yaşıyorum biraz. Takım elbiseden,
makyajdan bıktım. Gidip altı saat
boyunca sert bir vücutla, tamamen
sinirden gerilmiş, oto kontrol
sağlamaya çalışan bir vücutla
yaşamaktan bıktım.
Dolayısıyla bakın ben rahatlıyorum
gibi bir şeydi. Ama güzel
algılandığını hissediyorum
insanların anlattıklarından. Çünkü
televizyondan nemalanmak dediğimiz
şeyi başaran, televizyonun bir
meslek olarak kabul edilmediği bir
ülkedeyiz maalesef.
Okan Bayülgen tartışmasız televizyon
starı. Ama aynı şey yapımcılığınız
için söz konusu değil. Yanlış ekran
yüzleri mi seçtiniz ekranda başarıyı
elde edemediniz?
Gülben’in programının reytingleri
olması gereken reytingler. Ya ilk 10
içerisinde ya da ilk 10’la 15
arasında olması lazım. atv yıllardır
bir dizi kanalı. Kimsenin atv’de şov
programı izleme alışkanlığı yok.
Çarşamba gününü bir şov kuşağı
olarak açılması fikri benimsendi.
Buna çok sevindim, demek ki oradan
bir dizi kaldırılıp bir stüdyo
programı girebilir diye. Şu
başarısız gördüğünüz iş bile takip
edilmiş bir iş. Hemen arkasından
Kanal D Genel Müdürü İrfan Şahin ve
Yılmaz Erdoğan, bir program
yaptılar aynı saate. Şimdi Show TV
de “İlle de Roman Olsun”u giriyor.
Çarşamba PT2 orada duruyordu da
akılları neredeydi şimdiye kadar?
Ata Demirer’in programı?
Ata 8 - 9 program sonra “Ben bu
konuk ağırlama işinden nefret
ediyorum, kendimi çok kötü
hissediyorum” demeye başladı. Biz
ona “Haziran sonuna kadar hiçbir
reyting kaygın yok ki, reytinglerin
de kötü değil” diyorduk, ama Ata
bıraktı. Haklı görüyorum, saygı
duyuyorum çok başarılı bir adam.
Gülben Ergen’in programı nedeniyle
bir hayli eleştiri de aldınız ama?
Gülben’in programından sonra 10-13
köşe yazarı okuduk bana saldıran.
Demek ki beklenti yüksek.
Güzel... Bu çok hoşuma gidiyor. O
zaman bunu sağlayacağız.
Ekip iyi ama bu ekibin sunucusuyla,
o programı yapan kişiyle kendini
aynı gemide hissetmesi gerek. Ya da
sunan kişinin ekiple aynı gemide
olması gerek. Gülben bizden bütün
farklılığına rağmen bunu başaracak
gibi görünüyor. Gülben gece
yarısından sabaha kadar bütün
ekiple, asistanlarla MSN’de
konuşuyor. Herkesle arkadaş oluyor.
Ama istediğim bir şeyi yapmıyor.
Dans etmiyor ve şarkı söylemiyor.
Bütün programı ben Gülben’in tek
başına dört kol çengi olmasını
planladım. Gülben dans edecek, şarkı
söyleyecek, düet yapacak,
konuklarıyla oyunlar oynayacak
falan... Belki de talk show tarafımı
güçlendireyim, programdaki oyunları
falan iyi oynatayım, ondan sonra
diğer işlere geçeyim diye düşünüyor
olabilir. Bunun dışında Gülben’le
problem yok. Gülben çok güzel
asılıyor işe.
Bir dekorasyon programınız vardı o
da bitti?
Evet, bir dekorasyon programı yaptım
65 dakika. Her dakikası dolu olan
bir program... Problem neydi peki?
Kanala para vermem ve gizli
reklamlardan para almam gerekiyordu.
Ama düşünebiliyor musun? “Okan
Bayülgen, senin dükkânını
göstereyim” diye bir takım
adamlardan paralar istiyor. Böyle
bir şey olamaz.
Benim kanala vereceğim parayı, kanal
bana vermek zorunda kaldı. Öyle
olunca da 8 - 9 program sonra büyük
bir zerafetle bitirdiler programı.
Başarı nedir?
Utanacağım bir şey yapsaydım, çok
reyting alsaydı başarılı mı
olacaktım? Hayır. Halk reytingleri
bilmiyor. Halk sadece yapılan
prodüksiyonu Okan’a yakıştırır ya da
yakıştırmaz. Utanılacak bir şey var
mı? Belden aşağıya vurmak var mı?
Mesleki namusumuzu sorgulatacak bir
şey var mı? Yok... O zaman devam
edelim. Çok başarısız oluyorsak, bu
yolda gidip daha da başarısız olalım
istiyoruz. Ekibimizde bu konuda
hiçbir şüphe yok.
‘HER ŞEYİ KIZLAR İÇİN YAPIYORUM!’
Yüzünüzü dinlendirince de ortaya
çıkan görüntü biraz ilginç olmuş?
Şarapçı, meczup gibi mi?
Derbeder, terk edilmiş bir o yüzden
kendini bırakmış, içkiye vermiş bir
adam gibi... “Disko Kralı”
programıyla ekrana dönüşte bu saç
sakal olacak mı?
Kızlar için yapıyorum. Takım
elbiseli olacağım tabii... Gidiş
filmi yaptık biz “Makina” biterken.
Hepimiz denize doğru gittik ve
ufukta kaybolduk. Şimdi denizden
geri geleceğiz ekip olarak.
Dolayısıyla biraz adada mı
kalmışlar, saçları, sakalları mı
uzamış, bir yıl Hindistan cevizi mi
yemişler gibi bir durum var. Bu
kurgu üzerine önümüzdeki 4 ay
içinde 20 kilo vereceğim.
Dört kilo verdiniz. Hedefiniz 20
kilo vermek de, kolay kilo veren bir
metabolizmanız var mı ki?
Tabii... “Ağır Roman” filmi için
vermiştim. Başka filmler için de
verdim kilo. Metobolizmam yavaş
yavaş dikkatli bir şekilde
kaldırıyor. Biraz şimdi yaşım da
artıyor. “Ağır Roman”daki gibi bir
ayda 15-16 kilo verecek halim yok.
Buna dikkat etmemiz lazım.
Erkeklerin kadınlar gibi büyük kilo
operasyonları yapmamaları lazım,
kalplerine çok zarar veriyor çünkü.
Bunu güzel bir şekilde yapmak lazım.
Bütün dünya sineması böyle ilginç
örneklerle doludur. Tom Hanks çok
şişman bir adamdır ama her filmde
kilo verir alır.
Fotoğraf sergisinde sıra müziğe
‘Nefes’ verenlerden Son zamanlarda
fotoğrafa merak sardınız. Bundan
sonraki projeniz nedir?
Pudra’nın sponsoru Maurici Lacroix
için “Nefes” diye yeni bir iş
yapıyoruz. “Nefes” daha geniş bir
proje oluyor. Bu sefer müziği
üretenler yani Nefs, Nefes, ses
üçlemesinde meseleyi anlatıyoruz.
Kompoze edenden besteleyene,
üfleyenden çalana, söyleyene kadar
belli bir yaşın üzerindeki
otoriteleri, kaybolan nesli,
Türkiye’nin bu çok aydınlık nesli.
Benim bütün derdim bu aydınlık nesli
fotoğraflamak.
Savaş Dinçel’i kaybettik. Hadi
Çaman rahatsız, Nejat Uygur
rahatsız, Suna Pekuysal rahatsız.
Ben onları çok sağlıklı hallerinde
çektim. Hatta İsviçre’den gelen
Maurice yetkilisine yaşlarını
söyleyince adam “80 yaşında hâlâ
çalışıyorlar mı? ” dedi. Evet
çalışıyor bunlar Cumhuriyet
çocukları... Deli gibi
çalışıyorlar, başka bir şey
bilmezler dedim.
MİLLİYET |